Ankara’da yara tedavisi, akut veya kronik yaraların enfeksiyon riskini azaltmak, doku iyileşmesini hızlandırmak ve komplikasyonları önlemek amacıyla uygulanan tıbbi değerlendirme ve bakım süreçlerini kapsar. Tedavi; yaranın türü, derinliği, enfeksiyon durumu ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlanır.
Ankara’da kronik yara tedavisi, özellikle diyabetik ayak yaraları, bası yaraları ve damar kaynaklı ülserlerin yönetiminde multidisipliner yaklaşım gerektirir. Düzenli pansuman, ileri yara bakım ürünleri, enfeksiyon kontrolü ve dolaşımın desteklenmesi tedavi sürecinin temel bileşenlerini oluşturur.
Ankara’da ileri yara bakım yöntemleri, modern pansuman materyalleri, negatif basınçlı yara tedavisi ve biyolojik yara örtüleri gibi teknikleri içerebilir. Bu yöntemler doku yenilenmesini destekleyerek iyileşme süresini kısaltmayı ve kronikleşme riskini azaltmayı hedefler.
Ankara’da yara bakım merkezleri ve sağlık kuruluşları, hastanın yara tipine uygun kişiselleştirilmiş tedavi planı oluşturur. Düzenli takip, hijyenik bakım uygulamaları ve gerekli durumlarda cerrahi müdahaleler ile yara iyileşmesinin kontrollü ve güvenli şekilde ilerlemesi sağlanır.
Eğitim;
Lise: TED Ankara Koleji – Mezuniyet: 1998
Tıp Fakültesi: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi – Mezuniyet: 2005
Uzmanlık: Genel Cerrahi Uzmanlık Eğitimi – Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı – 2012
Uzmanlık Sonrası Süreç;
2012–2014: Devlet yükümlülüğü – Muş Devlet Hastanesi
Ocak 2014 – Kasım 2022: Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD – Uzman doktor, ardından akademisyen olarak görev yaptı
Mart 2016 – Ekim 2017: Başkent Üniversitesi İstanbul Uygulama Hastanesi – Karaciğer Nakli Sorumlu Yardımcısı
Haziran 2020 – Kasım 2022: Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi – Uluslararası Hasta Departmanı Direktörü
Bir yaranın iyileşme süreci nasıl işler?
Vücudunuzda bir yara açıldığında, aslında perde arkasında inanılmaz bir organizasyon başlar. Vücudumuz, bu hasarı onarmak için saniyeler içinde bir “acil durum eylem planı”nı devreye sokar. Bu süreci daha iyi anlamak için, dört aşamalı bir inşaat projesine benzetebiliriz. Her adım, bir öncekinin üzerine kurulur ve hepsi birbiriyle uyum içinde çalışır.
İnşaat alanında bir hasar olduğunda ilk iş nedir? Tehlikeyi kontrol altına almak. Vücut da aynısını yapar. Yaralanma olur olmaz, damarlar kasılarak kan kaybını azaltmaya çalışır. Ardından, kan pulcukları (trombositler) hızla olay yerine üşüşür ve birbirlerine yapışarak geçici bir “barikat” kurarlar. Hemen sonrasında ise kanın pıhtılaşma sistemi devreye girerek bu barikatı çok daha sağlam bir “beton set” haline getirir. Bu pıhtı, sadece kanamayı durdurmakla kalmaz, aynı zamanda onarım işçileri olan hücrelerin üzerinde çalışacağı ilk “iskele” görevini görür.
İnşaat alanı güvenceye alındıktan sonra sıra enkazı temizlemeye gelir. Vücudun “temizlik ekibi” olan akyuvarlar (beyaz kan hücreleri) bu aşamada görevi devralır. Önce nötrofil adı verilen hızlı müdahale ekibi gelir ve yaradaki bakterileri, yabancı cisimleri ve ölü doku parçalarını yutarak ortadan kaldırır. Birkaç gün sonra ise sahneye “ağır iş makineleri” olarak düşünebileceğimiz makrofajlar çıkar. Makrofajlar, temizlik işini daha kapsamlı bir şekilde yaparken, aynı zamanda etrafa kimyasal sinyaller yayarak inşaatın bir sonraki aşaması için “ustaları” ve “mühendisleri” çağırırlar. Bu iltihaplanma aşaması, yaranın etrafında gördüğümüz hafif kızarıklık, şişlik ve ısı artışının nedenidir ve iyileşme için kesinlikle gereklidir. Ancak bu aşama gereğinden fazla uzarsa, şantiye bir türlü temizlenemez ve inşaat bir sonraki faza geçemez. İşte kronik yaralarda olan tam da budur.
Temizlik bitince, asıl inşaat başlar. Bu aşama, yaralanmadan birkaç gün sonra start alır ve haftalarca sürebilir. Bu süreçte eş zamanlı olarak birkaç önemli iş yapılır.
- Yeni Altyapı Hatlarının Çekilmesi: İnşaatın devamı için malzeme, enerji ve oksijen gerekir. Vücut, yeni ve taze kan damarları oluşturarak yara bölgesine kan akışını artırır. Bu onarım için gerekli tüm kaynakların bölgeye ulaşmasını sağlar.
- Temel ve Duvarların Örülmesi: Fibroblast adı verilen “inşaat ustası” hücreler, yara alanına gelerek kolajen adında bir protein üretmeye başlar. Kolajen, vücudun adeta “çimentosu” ve “tuğlası” gibidir. Yeni damarlar ve bu taze kolajen birleşerek, yara yatağını dolduran parlak kırmızı, canlı bir doku oluşturur. Buna granülasyon dokusu denir ve bir yaranın iyileşme yolunda olduğunun en güzel kanıtıdır.
- Çatının Kapatılması: İnşaat devam ederken, bir yandan da yaranın kenarlarındaki deri hücreleri (keratinositler) çoğalarak ve hareket ederek yaranın üzerini bir çatı gibi örtmeye başlarlar. Bu sayede cildin koruyucu tabakası yeniden oluşur.
Kaba inşaat bittikten sonra sıra ince işçiliğe gelir. Bu aylar hatta bazen bir yıldan fazla sürebilen en uzun aşamadır. Kaba inşaat sırasında aceleyle ve düzensiz bir şekilde örülen kolajen lifleri, bu süreçte yavaş yavaş yıkılır ve yerlerine çok daha sağlam, düzenli ve organize lifler örülür. Bu yeniden yapılanma sayesinde yara dokusu zamanla güçlenir ve daha esnek hale gelir. Ancak unutulmamalıdır ki onarılan bu doku hiçbir zaman orijinalinin %100 gücüne ulaşamaz, genellikle en fazla %80’lik bir mukavemete erişir. Bu sürecin sonunda, yara izi son halini alır.
Her yara türü aynı şekilde mi iyileşir?
Elbette hayır. Nasıl ki her bina projesi aynı değilse, her yara da aynı değildir. Yaraları doğru bir şekilde sınıflandırmak, onlara en uygun “inşaat planını” çizebilmek için çok önemlidir. En temel ayrımı, yaranın iyileşme temposuna ve karakterine göre yaparız.
- Akut Yaralar (Hızlı Biten Projeler)
Bunlar vücudun normal iyileşme takvimine sadık kalan, sorunsuz ilerleyen yaralardır. Cerrahi bir kesik, mutfakta elinizi kesmeniz veya çocuğunuzun dizini sıyırması gibi durumlar akut yaralara örnektir. Bu yaralarda vücut ne yapacağını bilir. Bizim görevimiz ise sadece bu süreci desteklemek, yaranın temiz kalmasını sağlamak ve enfeksiyon gibi projenin aksamasına neden olabilecek dış etkenleri engellemektir.
- Kronik Yaralar (Bir Türlü Bitmeyen Projeler)
Bunlar belirli bir süre geçmesine rağmen (genellikle 4 hafta) bir türlü iyileşme yoluna girmeyen, adeta inşaatın bir aşamasında takılıp kalmış yaralardır. Bu durum basit bir gecikme değil altta yatan ciddi bir sorunun işaretidir. İyileşme mekanizması bozulmuştur. Kronik yaraların en sık karşılaşılanları şunlardır:
- Diyabetik ayak yaraları
- Bacaklardaki venöz ülserler (varis yaraları)
- Bası yaraları (yatak yaraları)
Kronik bir yaraya yaklaşım akut bir yaradan tamamen farklıdır. Burada amaç sadece pansuman yapmak değil projeyi durduran ana sebebi bulup ortadan kaldırmaktır. Bu kan şekerini düzenlemek, damar tıkanıklığını açmak veya yara üzerindeki basıncı yok etmek gibi daha köklü müdahaleler gerektirir.
Bir yaranın durumu ve değerlendirilmesi nasıl yapılır?
Etkili bir yara tedavisi, iyi bir dedektiflikle başlar. Yarayı ve hastayı dikkatle inceleyerek, iyileşmeyi engelleyen sorunları ve yaranın neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışırız. Bu değerlendirme, her pansuman değişiminde tekrarlanan dinamik bir süreçtir. Bir yaranın “kimliğini” oluşturan bazı temel ipuçları vardır:
- Konum: Yaranın vücudun neresinde olduğu önemlidir. Örneğin bir kemik çıkıntısı üzerindeyse basınca maruz kalıyor olabilir, eklem üzerindeyse hareketle gerilebilir.
- Boyutlar: Yaranın eni, boyu ve derinliği ölçülerek iyileşme süreci takip edilir. Yaranın küçülmesi iyiye işarettir.
- Yara Yatağının Rengi: Yara yatağındaki dokuların rengi, bize yaranın sağlığı hakkında en net bilgiyi verir. Canlı, parlak kırmızı bir renk (granülasyon dokusu) iyileşmenin devam ettiğini gösterirken; sarı, yapışkan bir tabaka (slough) veya siyah, kuru bir kabuk (eskar) ölü dokuların varlığını işaret eder ve bunların mutlaka temizlenmesi gerektiğini söyler.
- Akıntı Miktarı ve Niteliği: Her yara bir miktar sızıntı yapar. Berrak, kokusuz ve az miktardaki akıntı normaldir. Ancak akıntının artması, renginin yeşile veya sarıya dönmesi, kıvamının koyulaşması ve kötü bir koku yayması, enfeksiyonun habercisi olabilir.
- Yara Kenarları: İyileşen bir yaranın kenarları pembe ve canlıdır, yara yatağıyla birleşmeye başlar. Eğer kenarlar içeri doğru kıvrılmış, sertleşmiş veya morarmışsa, bu iyileşmenin durduğunun bir işaretidir.
- Çevre Doku: Yaranın etrafındaki derideki kızarıklık, şişlik ve ısı artışı, enfeksiyonun yayıldığını gösterebilir.
- Ağrı: Ağrı seviyesindeki ani bir artış, genellikle bir soruna, özellikle de enfeksiyona işaret eder.
Debridman işlemi, yani yaradaki ölü dokuların temizlenmesi neden bu kadar önemlidir?
Kronik bir yaranın iyileşme yolculuğundaki en kritik ve en önemli müdahale debridman işlemidir. Debridman, en basit tanımıyla, yara yatağındaki iyileşmeye engel olan her türlü “çöpü” temizlemektir. Bu çöpler, ölü dokular (sarı slough ve siyah eskar), yara içindeki yabancı cisimler ve biyofilm adı verilen inatçı bakteri tabakalarıdır.
Peki, bu temizlik neden bu kadar hayati? Çünkü ölü dokular:
- İyileşmeyi Fiziksel Olarak Engeller: Yeni ve sağlıklı hücrelerin hareket etmesini ve yara yatağını doldurmasını engelleyen bir bariyer görevi görürler.
- Bakteriler İçin Bir Ziyafet Sofrasıdır: Bakterilerin çoğalması için mükemmel bir besin kaynağıdır ve bu da enfeksiyon riskini aşırı derecede artırır.
- Sürekli Bir İltihaplanma Kaynağıdır: Vücut, bu ölü dokuyu sürekli bir tehdit olarak algılar ve iltihaplanma aşamasından bir türlü çıkamaz. Bu da iyileşme sürecini kilitler.
Debridman yaparak, aslında kronik bir yarayı biyolojik olarak “sıfırlamış” ve onu yeniden iyileşme potansiyeli olan akut bir yaraya dönüştürmüş oluruz. Bu işlem için farklı yöntemler mevcuttur ve hangisinin seçileceği yaranın durumuna ve hastanın genel sağlığına bağlıdır. Başlıca debridman yöntemleri şunlardır:
- Cerrahi debridman
- Keskin debridman
- Enzimatik debridman
- Otolitik debridman
- Biyolojik (larva) debridman
- Mekanik debridman
Cerrahi debridman, en hızlı ve en etkili yöntemdir. Genellikle ameliyathane koşullarında ve anestezi altında yapılır. Özellikle geniş ölü doku alanları veya yayılan bir enfeksiyon varlığında, cerrah bistüri kullanarak tüm cansız dokuları kanayan, sağlıklı sınırlara ulaşana kadar temizler. Keskin debridman ise benzer bir mantıkla, ancak daha küçük çaplı olarak poliklinik ortamında veya yatak başında, özel aletler (bistüri, makas, küret) kullanılarak yapılır.
Enzimatik debridman, cerrahiye uygun olmayan hastalar için harika bir alternatiftir. Bu yöntemde ölü dokuları eriten özel enzimler içeren kremler yara üzerine uygulanır. Bu enzimler, sağlıklı dokuya zarar vermeden sadece cansız dokuları yavaş yavaş eritir. Otolitik debridman ise en nazik yöntemdir. Vücudun kendi temizleyici enzimlerini harekete geçirmek için yarayı nemli tutan özel pansumanlar kullanılır. Bu vücudun kendi kendini temizlemesi demektir, ancak oldukça yavaş bir süreçtir.
Biyolojik debridman, yani larva (maggot) tedavisi, kulağa ilginç gelse de son derece etkili ve akıllıca bir yöntemdir. Steril, tıbbi larvalar yara üzerine bırakılır. Bu larvalar, sadece ölü dokuları eriten enzimler salgılar ve bu eriyen dokuyla beslenirler. Sağlıklı dokuya kesinlikle dokunmazlar. Aynı zamanda salgılarıyla zararlı bakterileri de yok ederler.
Son olarak mekanik debridman, fiziksel güçle temizlik yapmaktır. Basınçlı su jetleri veya ultrasonik cihazlar gibi teknolojiler, ölü dokuyu seçici olarak parçalayıp ortamdan uzaklaştırabilir.
Bir yaranın enfeksiyon kapması ve “biyofilm” sorunu nasıl çözülür?
Açık bir yaranın mikroplarla temas etmesi kaçınılmazdır. Ancak her mikrop varlığı enfeksiyon demek değildir. Sorun, bu mikropların kontrolsüzce çoğalarak vücudun savunma sistemini aşması ve iyileşme sürecini sabote etmesiyle başlar. Özellikle iyileşmeyen kronik yaralarda, bakteriler kendilerini korumak için biyofilm adını verdiğimiz bir yapı oluştururlar.
Biyofilm’i, bakterilerin inşa ettiği bir tür “mikroskobik kale” veya “yapışkan bir şehir” olarak düşünebilirsiniz. Bakteriler, kendi ürettikleri koruyucu bir balçık tabakası (matriks) içinde bir araya gelerek yaşarlar. Bu kale, o kadar sağlamdır ki hem vücudun bağışıklık hücrelerinin hem de damardan veya ağızdan alınan antibiyotiklerin içeri sızmasını engeller. İşte bu yüzden biyofilmle kaplı bir yaraya sadece antibiyotik tedavisi uygulamak, kalenin dış duvarlarına taş atmak gibi etkisiz kalır. Kronik yaraların inatçı bir şekilde iyileşmemesinin altında yatan en büyük suçlulardan biri bu biyofilm tabakasıdır.
Peki, bu görünmez kaleyi nasıl fethedebiliriz? Cevap, “yara hijyeni” adı verilen döngüsel bir stratejide yatar. Bu strateji üç temel adımdan oluşur.
- Kaleyi Yıkmak: İlk ve en önemli adım, debridman ile biyofilm tabakasını fiziksel olarak parçalamak ve dağıtmaktır. Bu kalenin duvarlarını yıkmaya benzer.
- Enkazı Temizlemek: Debridmandan sonra yara, basınçlı solüsyonlarla iyice yıkanarak parçalanmış biyofilm kalıntıları ve serbest kalan bakteriler ortamdan uzaklaştırılır.
- Düşmanı Zayıflatmak: Savunmaları çöken ve savunmasız kalan bakterileri yok etmek için yara üzerine hemen antiseptik (gümüş, iyot, tıbbi bal içeren) bir pansuman uygulanır.
Bu döngü, biyofilmin yeniden organize olup kalesini inşa etmesine fırsat vermeden, düzenli olarak tekrarlanmalıdır. Sistemik, yani ağızdan veya damardan alınan antibiyotikler ise sadece enfeksiyonun yaranın dışına taşıp çevre dokulara yayıldığı (selülit) veya kana karıştığı durumlarda kullanılır.
Yaraya uygun pansuman malzemesi nasıl seçilir?
Yara yatağı temizlenip iyileşmeye hazır hale getirildikten sonra, ona en uygun “kıyafetini” giydirmek, yani doğru pansumanı seçmek gerekir. Modern yara bakımının altın kuralı, nemli yara iyileşmesi ortamını sağlamaktır. Eskiden inanılanın aksine, bir yaranın kuruyup kabuk bağlaması iyi bir şey değildir. Kuru bir ortam, onarımcı hücrelerin hareketini yavaşlatır. Nemli bir yara ortamı ise bu hücrelerin serbestçe hareket etmesine, adeta “yüzmesine” olanak tanır, bu da iyileşmeyi hızlandırır ve daha az iz kalmasını sağlar.
Doğru pansumanı seçerken temel prensip çok basittir: “Eğer yara kuruysa nemlendir, eğer çok ıslaksa fazla nemi al.” Her yaraya uyan sihirli bir pansuman yoktur. Seçim, yaranın o anki ihtiyacına göre yapılmalıdır. Bazı temel pansuman türleri ve görevleri şunlardır:
- Hidrojeller
- Hidrokolloidler
- Köpük (Foam) pansumanlar
- Aljinatlar ve Hidrofiberler
Hidrojeller, su içeriği çok yüksek jellerdir ve kuru yaralara nem vermek için kullanılırlar. Adeta kuru bir toprağı sular gibi, yara yatağını nemlendirerek ölü dokuların yumuşamasına ve vücut tarafından daha kolay temizlenmesine yardımcı olurlar. Hidrokolloidler, az veya orta derecede akıntısı olan temiz yaralarda kullanılır. Yara akıntısıyla birleşerek jelleşir ve nemli bir ortam sağlarlar.
Köpük pansumanlar, orta ve yoğun akıntılı yaraların kurtarıcısıdır. Yüksek emiş güçleriyle fazla akıntıyı emerken, yara yatağının ideal nem seviyesinde kalmasını sağlarlar. Aljinatlar ve hidrofiberler ise “süper emiciler”dir. Çok yoğun akıntılı veya derin, tünelli yaralarda kullanılırlar. Lifli yapıları, yara akıntısıyla temas ettiğinde jele dönüşerek tüm boşlukları doldurur ve fazla sıvıyı hapseder.
İyileşmeyen zorlu yaralar için hangi ileri teknolojiler kullanılır?
Bazen en iyi standart bakıma rağmen bazı yaralar iyileşmekte direnir. İşte bu noktada iyileşme sürecini aktif olarak tetikleyen ve destekleyen daha ileri teknolojiler devreye girer.
- Negatif Basınçlı Yara Terapisi (NPWT / VAC): Bu teknolojiyi, yara için tasarlanmış akıllı bir “elektrik süpürgesi” gibi düşünebiliriz. Yaranın üzerine özel bir sünger yerleştirilir, hava almayacak şekilde kapatılır ve bir makineye bağlanır. Bu makine, yara yatağına sürekli ve kontrollü bir emme gücü (vakum) uygular. Bu vakum, yara kenarlarını birbirine yaklaştırır, yara içindeki fazla sıvıyı ve ödemi çeker, kan dolaşımını artırır ve en önemlisi yeni doku oluşumunu uyarır.
- Hiperbarik Oksijen Tedavisi (HBOT): Bu tedavide hasta, tamamen kapalı, basınçlı bir oda içinde %100 saf oksijen solur. Normalde soluduğumuz havada yaklaşık %21 oksijen varken ve bu oksijen sadece kandaki hemoglobin tarafından taşınırken, HBOT sırasında kanın sıvı kısmında çözünen oksijen miktarı muazzam derecede artar. Bu “yoğunlaştırılmış oksijen,” en tıkalı damarların bile ulaşamadığı dokulara sızarak hücrelere adeta bir “can suyu” verir. Özellikle diyabetik ayak yaraları gibi kanlanmanın bozuk olduğu durumlarda yeni damar oluşumunu tetikler ve enfeksiyonla mücadeleyi güçlendirir.
- Biyomühendislik Ürünü Deri Eşdeğerleri: Çok geniş veya derin yaralarda, vücudun tek başına kapatamayacağı boşlukları doldurmak için laboratuvarda geliştirilmiş “deri yamaları” kullanılır. Bu ürünler, ya tüm hücrelerinden arındırılmış bir kolajen iskelet (vücudun kendi hücrelerinin üzerine tırmanacağı bir “inşaat iskelesi”) ya da bu iskeletin üzerine yerleştirilmiş canlı ve genç insan deri hücreleri içerir. Bu ürünler yara yatağına yerleştirildiğinde, hem fiziksel bir örtü sağlar hem de ortama iyileşmeyi hızlandıran büyüme faktörleri salgılarlar.
Sıkça Sorulan Sorular
Yara tedavisinin süresi, yaranın türüne, derinliğine, enfeksiyon durumuna ve hastanın genel iyileşme kapasitesine göre değişir. Küçük yüzeysel yaralar genellikle 7-10 gün içinde iyileşirken, derin veya enfekte yaralarda bu süre haftalar hatta aylar sürebilir. Diyabet gibi kronik hastalıklar da iyileşmeyi geciktirebilir. Düzenli pansuman, hijyen ve uygun medikal bakım süreci hızlandırır.
Yara bakımında başvurulacak uzmanlık dalı, yaranın türüne ve ciddiyetine bağlıdır. Basit yaralar için aile hekimi veya acil servis yeterliyken, iyileşmeyen veya enfekte olmuş kronik yaralar için dermatoloji, enfeksiyon hastalıkları ya da plastik cerrahi uzmanlarına başvurulmalıdır. Diyabetik yara gibi özel durumlarda ise endokrinoloji ve diyabetik ayak poliklinikleri de sürece dahil olabilir.
Son Yazılar
Genel Cerrahi Ameliyatı Sonrası Nelere Dikkat Edilmeli? Doktor Tavsiyeleri
Genel cerrahi ameliyatı sonrası doktor tavsiyelerine uyulması, iyileşme sürecini hızlandırır ve komplikasyon riskini azaltır. İlk [...]
Oca
Türkiye Neden Genel Cerrahi Doktorları ve Hastaneleri İçin Tercih Ediliyor?
Türkiye, genel cerrahi alanında uzman hekim kadrosu ve yüksek teknolojili hastaneleri ile bölgenin sağlık hizmetlerinde [...]
Oca
Ankara Meme Kanseri Ameliyatı Fiyatları
Meme kanseri ameliyatı, tümörün evresi, konumu ve hastanın genel durumu doğrultusunda kişiye özel planlanan cerrahi [...]
Oca
Memede Kitle Ameliyatı Sonrası İyileşme Süreci ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
Meme cerrahisi sonrası iyileşme süresi, uygulanan tekniğin kapsamına göre ortalama 10 gün ile 3 hafta [...]
Ara
Mide Kanseri Ameliyatı Olanların Yorumları ve İyileşme Süreci
Mide kanseri ameliyatı olanların yorumları, operasyon sonrası yaşamsal değişiklikler ve iyileşme süreci hakkında önemli bilgiler [...]
Ara
Genel Cerrahi Nedir? Hangi Hastalıklara Bakar?
Genel cerrahi, sindirim sistemi, karaciğer, safra yolları, pankreas, tiroit ve yumuşak doku hastalıklarının cerrahi tedavisini [...]
Eki
Kendi Kendine Meme Muayenesi Nasıl Yapılır? Ne Zaman Yapılmalı?
Kendi kendine meme muayenesi, kadınların memelerinde oluşabilecek değişiklikleri erken fark etmelerini sağlayan basit ve etkili [...]
Oca
Üçlü Negatif Meme Kanseri Nedir? Belirtileri, Evreleri ve Tedavisi
Üçlü negatif meme kanseri, östrojen, progesteron ve HER2 reseptörlerini taşımayan agresif bir meme kanseri türüdür. [...]
Oca

