İnvaziv lobüler karsinom, memenin süt üreten lobüllerinden kaynaklanan ve çevre meme dokusuna yayılma eğilimi gösteren bir meme kanseri alt tipidir. Hücreler genellikle tek sıra halinde ilerleyen dağınık bir büyüme paterni sergiler ve bu özellik, tümörün erken evrede fizik muayenede belirgin kitle oluşturmadan gelişmesine neden olabilir.
İnvaziv lobüler karsinom belirtileri çoğu hastada belirgin bir kitle yerine memede dolgunluk hissi, kalınlaşma veya doku yoğunluğunda değişiklik şeklinde ortaya çıkar. Meme derisinde çekinti, meme boyutunda asimetri veya koltuk altı lenf nodlarında büyüme gibi bulgular da hastalığın klinik görünümünde yer alabilir.
İnvaziv lobüler karsinom tanısı ve görüntüleme yöntemleri mamografi, meme ultrasonografisi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi teknikleri içerir. Histopatolojik inceleme ile tümör hücrelerinin karakteristik dizilimi ve E-kaderin kaybı gibi moleküler özellikler değerlendirilerek kesin tanı konulur ve hastalığın evresi belirlenir.
İnvaziv lobüler karsinom tedavi seçenekleri ve prognozu tümörün evresi, hormon reseptör durumu ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlanır. Cerrahi tedaviye ek olarak hormon tedavisi, radyoterapi ve bazı olgularda kemoterapi uygulanabilir; erken tanı konulan vakalarda uzun dönem sağkalım oranları belirgin şekilde artmaktadır.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tanım | İnvaziv Lobüler Karsinom (İLK), memenin süt bezlerini (lobüllerini) oluşturan hücrelerden köken alan ve çevre meme dokusuna invazyon gösteren malign bir meme kanseri türüdür. |
| Görülme Sıklığı | Tüm invaziv meme kanserlerinin yaklaşık %10–15’ini oluşturur. Duktal karsinomdan sonra en sık görülen ikinci invaziv meme kanseri tipidir. |
| Risk Faktörleri | İleri yaş, kadın cinsiyet, uzun süreli östrojen maruziyeti, hormon replasman tedavisi, ailede meme kanseri öyküsü, BRCA2 mutasyonu, erken menarş ve geç menopoz. |
| Patogenez | Hücre adezyonundan sorumlu E-kadherin protein kaybı tipiktir. Bu durum hücrelerin tek sıra halinde (“single-file pattern”) yayılmasına neden olur. |
| Klinik Bulgular | Genellikle belirgin kitle yerine memede dolgunluk, kalınlaşma veya asimetri şeklinde ortaya çıkar. Meme başı değişiklikleri ve nadiren ağrı görülebilir. |
| Yayılım Özellikleri | Multifokal ve bilateral olma eğilimi yüksektir. Periton, over, gastrointestinal sistem ve kemik gibi alışılmadık bölgelere metastaz yapabilir. |
| Tanı Yöntemleri | Fizik muayene, mamografi, ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme (MR). Kesin tanı, tru-cut biyopsi ile histopatolojik inceleme sonucu konur. |
| Histopatolojik Özellikler | Hücreler küçük, uniform ve tek sıra halinde dizilim gösterir. E-kadherin immünohistokimyasal olarak negatiftir. |
| Moleküler Özellikler | Çoğunlukla hormon reseptörü (ER ve PR) pozitiftir, HER2 negatif olma eğilimindedir. Luminal A veya Luminal B alt tipte olabilir. |
| Evreleme | TNM (Tümör, Nod, Metastaz) sistemine göre yapılır. Tümör boyutu, lenf nodu tutulumu ve uzak metastaz varlığı değerlendirilir. |
| Tedavi Seçenekleri | Cerrahi (lumpektomi veya mastektomi), sentinel lenf nodu biyopsisi veya aksiller diseksiyon, radyoterapi, hormon tedavisi (tamoksifen, aromataz inhibitörleri), kemoterapi ve gerekli durumlarda hedefe yönelik tedavi. |
| Hormon Tedavisi | ER/PR pozitif hastalarda temel tedavi bileşenidir. Premenopozal hastalarda tamoksifen, postmenopozal hastalarda aromataz inhibitörleri tercih edilir. |
| Cerrahi Yaklaşım | Tümörün yayılım özellikleri nedeniyle geniş rezeksiyon veya mastektomi gereksinimi daha sık olabilir. Cerrahi sınırların dikkatli değerlendirilmesi önemlidir. |
| Prognoz | Genel olarak invaziv duktal karsinoma benzer sağkalım oranlarına sahiptir; ancak geç dönemde nüks eğilimi gösterebilir. Hormon reseptör pozitifliği prognozu olumlu etkiler. |
| Takip | Düzenli klinik muayene, görüntüleme yöntemleri ve gerekli durumlarda tümör belirteçleri ile uzun süreli takip önerilir. Geç nüks riski nedeniyle izlem süresi uzundur. |
İnvaziv Lobüler Karsinom nedir ve memede nasıl bir hücresel yol izler?
Meme dokusu, mucizevi bir tasarıma sahiptir. Temel olarak süt üreten küçük bezecikler ve bu sütü meme ucuna ulaştıran incecik kanallardan oluşan kusursuz bir ağdır. Süt üreten bu küçük bezeciklere tıp dilinde lobül adı verilir. İşte bu hastalığın hikayesi, bu mikroskobik lobüllerin içinde başlar. Zamanla hücrelerin yapısı değişir ve normalde kendi sınırları içinde kalması gereken bu hücreler, lobülün duvarını aşarak etraftaki meme dokusunun içine doğru sızmaya başlar. Sızma eylemi, hastalığın adındaki invaziv kelimesinin tam karşılığıdır ve çevresel dokulara yayılma yeteneğini gösterir.
Ancak bu kanser türünü tıp dünyasında asıl ilginç ve bir o kadar da zorlu kılan şey, hücrelerin büyüme ve yayılma şeklidir. Normal şartlar altında, insan vücudundaki hücrelerin bir arada durmasını, dağılmadan bir bütün halinde kalmasını sağlayan hücresel bir tutkal vardır. Bu çok özel proteine E-cadherin adı verilir. Bu hastalıkta, söz konusu hücresel tutkal işlevini tamamen yitirir veya kaybolur. Tutkal olmayınca kanser hücreleri birbirine yapışıp bir topak, sert bir yumru veya klasik bir kitle oluşturamazlar. Bunun yerine, hücreler birbirinden bağımsız bir şekilde tek sıra halinde arka arkaya dizilerek dokunun içine doğru tıpkı bir örümcek ağı gibi sızarlar. Tıp dilinde tek sıra dizilim olarak bilinen bu büyüme modeli, hastalığın memede sessizce, uzun süre fark edilmeden ilerleyebilmesinin en temel biyolojik nedenidir. Hücreler normal meme dokusunun arasına o kadar ince bir şekilde karışır ki dışarıdan bakıldığında veya elle dokunulduğunda orada bir sorun olduğunu anlamak çoğu zaman imkansız hale gelir.
İnvaziv Lobüler Karsinom hastalığı kimlerde daha sık görülür ve yaş faktörünün önemi nedir?
Meme kanseri genel olarak kadınlarda en sık rastlanan ve toplum sağlığını yakından ilgilendiren bir durumdur. İstatistiksel verilere ve geniş çaplı sağlık kayıtlarına bakıldığında, bu özel alt tipin tüm meme kanserleri içindeki görülme sıklığının %5,5 ile %15 arasında değiştiği görülmektedir. Yani her on meme kanseri vakasından yaklaşık birinin bu türden olduğu söylenebilir. Bu oran hastalığın hiç de nadir olmadığını ve genel cerrahi uzmanlarının sıklıkla karşılaştığı bir tablo olduğunu kanıtlar.
Demografik özellikler incelendiğinde, bu hastalığın genellikle belirli bir yaş grubunu daha fazla etkilediği ortaya çıkar. Çoğunlukla menopoz sonrası dönemdeki, yani elli yaş ve üzerindeki kadınlarda daha sık teşhis edilir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte dokuların yapısında meydana gelen değişimler ve uzun yıllar boyunca maruz kalınan hormonal etkiler bu durumu tetikleyebilir. Ancak bu bilgi, hastalığın sadece ileri yaşlarda görüleceği şeklinde kesin bir kural olarak algılanmamalıdır. Özellikle hastalığın daha ileri bir evrede fark edildiği durumlarda, hastaların yaş ortalamasının kırklı yaşların ortalarına kadar inebildiği tıbbi kayıtlarda mevcuttur. Hastanın yaşı, sadece hastalığın görülme sıklığı açısından değil aynı zamanda uygulanacak cerrahi yöntemin seçimi, ameliyatın büyüklüğü ve ameliyat sonrasında verilecek koruyucu ilaç tedavilerinin planlanması açısından da doğrudan belirleyici olan çok kritik bir faktördür.
İnvaziv Lobüler Karsinom gelişiminde genel risk faktörlerinin ve yaşam tarzının bir etkisi var mıdır?
Kanser gelişim süreci genellikle tek bir nedene bağlı olmaz; birçok genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktörünün bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Bu kanser türü için de benzer mekanizmalar geçerlidir. Özellikle kadınlık hormonları olan östrojen ve progesterona uzun süre maruz kalmak en büyük etkenlerden biridir. Erken yaşta adet görmeye başlamak, geç menopoza girmek veya uzun süreli hormon yerine koyma tedavileri kullanmak bu maruziyeti artıran durumlardır.
Yaşam tarzı seçimleri de hücrelerin sağlıklı yapısını koruması üzerinde doğrudan etkilidir. Sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz bir yaşam, vücudun genel savunma sistemini zayıflatarak dokulardaki hücresel hataların onarılmasını zorlaştırabilir. Genel tıbbi yaklaşımlarda risk oluşturan unsurlar iyi bilinmektedir.
Öne çıkan bazı yaşam tarzı risk faktörleri şu şekilde sıralanabilir.
- Obezite
- Hareketsizlik
- Alkol
- Sigara
Bu faktörlerin kontrol altına alınması, sadece bu kanser türünden değil pek çok kronik hastalıktan korunmada temel bir sağlık stratejisidir. Sağlıklı bir kilo aralığında kalmak ve düzenli egzersiz yapmak, vücuttaki hormon dengesini koruyarak riski anlamlı ölçüde azaltabilir.
İnvaziv Lobüler Karsinom belirtileri standart kanserlerden farklı mıdır ve memede kitle oluşturur mu?
Meme kanseri denildiğinde herkesin aklına ilk olarak memede ele gelen sert, fındık veya ceviz büyüklüğünde belirgin bir kitle gelir. Toplumdaki genel bilinç bu yöndedir. Ancak bu hastalık, bu genel kabul görmüş kuralın en büyük istisnalarından biridir. Daha önce bahsedilen hücresel tutkalın olmaması nedeniyle hücreler dokunun içine dağınık bir şekilde incecik iplikler gibi sızar. Bu yüzden belirgin, sınırları el veya gözle net olarak çizilebilen sert bir yumru oluşturma eğilimleri oldukça düşüktür. Bu sinsi ilerleyiş, kişilerin kendi kendilerini muayene ederken hastalığı erken dönemde fark etmelerini çok zor bir hale getirir.
Bunun yerine memenin genel yapısında veya sadece belirli bir bölgesinde farklı türden dokusal değişiklikler ortaya çıkar. Memede bariz bir kitle olmamasına rağmen, dokunun derinliklerinde sebebi anlaşılamayan bir yapısal bozulma hissedilebilir.
Gözlemlenebilecek temel şikayetler ve dokusal değişimler aşağıda listelenmiştir.
- Sertleşme
- Kalınlaşma
- Çekilme
- Gamzeleşme
- Asimetri
Bu belirtiler zaman zaman o kadar belirsiz ve yavaş gelişen bir yapıdadır ki kişiler bunu yaşa bağlı normal bir doku değişikliği sanarak göz ardı edebilir. Ancak memenin herhangi bir bölgesinde ciltte içeri doğru bir çekinti, deride portakal kabuğu görünümü, renk değişikliği veya meme ucunda daha önce olmayan bir asimetri fark edildiğinde durum mutlaka bir uzman tarafından klinik olarak değerlendirilmelidir. Memede sert bir kitlenin olmaması, o bölgede her şeyin tamamen yolunda olduğu anlamına gelmez.
İnvaziv Lobüler Karsinom teşhis sürecinde standart mamografi taramaları neden bazen yetersiz kalabilir?
Mamografi, meme sağlığı taramalarında dünya genelinde tartışmasız altın standart olarak kabul edilen ve erken teşhis sayesinde sayısız hayat kurtaran muazzam bir radyolojik teknolojidir. Cihazın işleyiş mantığı, temel olarak dokular arasındaki yoğunluk farklarını saptamak ve içerde oluşabilecek mikroskobik düzeydeki kireçlenme odaklarını yakalamak üzerine kuruludur. Ancak söz konusu bu belirli tümör tipi olduğunda, mamografinin tanısal gücü bazen teknik sınırlarına dayanabilir.
Hücreler normal meme dokusunu itip bir kenara sıkıştırmak veya yoğun, sınırları belli bir yumru oluşturmak yerine normal hücrelerin arasına bir balık ağı gibi usulca sızarlar. Bu durum mamografi filminde kanserli alanın, etrafındaki normal sağlıklı meme dokusundan ayırt edilememesine yol açar. Görüntüde yeterli zıtlığın (kontrastın) oluşmaması ve bu kanser türünde kireçlenmelerin de son derece nadir görülmesi nedeniyle, hastalık var olsa bile mamografi sonucu tamamen temiz ve normal çıkabilir. Yalancı negatiflik olarak adlandırılan bu yanıltıcı durum klinik muayenede şüpheli bir sertlik hisseden uzmanlar için her zaman akılda tutulması gereken bir tuzaktır. Sırf mamografi temiz çıktı diye bir hastanın şikayetleri asla göz ardı edilemez; teşhis süreci derhal diğer gelişmiş teknolojik cihazlarla desteklenmelidir.
İnvaziv Lobüler Karsinom tanısını netleştirmede ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) neden vazgeçilmezdir?
Mamografinin yetersiz kaldığı veya klinik şüphenin giderilemediği durumlarda, tıbbi sürecin en güçlü yardımcıları ultrasonografi ve meme manyetik rezonans görüntüleme sistemleridir. Ultrasonografi, ses dalgalarının dokulardan yansıması prensibiyle çalışır. Ses dalgaları, tümörün dokuda yarattığı yapısal bozulmaları, o bölgedeki çekilmeleri ve normalden farklı yansıma yapan gölgelenmeleri saptamada mamografiye kıyasla daha hassastır. Memesinde kitle olmasa bile şüpheli bir kalınlaşma olan alana ultrason probu ile yaklaşıldığında, şüphelenilen dokudan ince bir iğne yardımıyla güvenli ve doğru bir biyopsi alınması sağlanır.
Ancak ultrason da hastalığın memedeki gerçek yaygınlığını üç boyutlu olarak haritalandırmada tek başına yeterli gelmeyebilir. İşte bu noktada meme MRG devreye girer. Teşhis kesinleştikten sonra, ameliyat planlaması yapılmadan hemen önce MR çekilmesi günümüz modern cerrahi protokollerinin olmazsa olmaz, vazgeçilmez bir adımıdır. Bunun hayati nedenleri vardır. Bu tümör türü sadece tek bir noktada kalmayı sevmez; memenin farklı köşelerinde eş zamanlı olarak birden fazla odak şeklinde var olabilir. Ayrıca küçük de olsa diğer memede de eş zamanlı olarak gizlenmiş olabilir. MR cihazı, çok detaylı kesitsel görüntüler alarak diğer yöntemlerin gözden kaçırdığı tüm bu sessiz odakları ışıl ışıl ortaya çıkarır.
Meme MRG çekiminin sağladığı temel kritik bilgiler şunlardır:
- Boyut
- Çoklu odak
- Yaygınlık
- Karşı meme
Bu görüntüleme yöntemi o kadar etkilidir ki vakaların önemli bir kısmında başlangıçta düşünülen cerrahi planın tamamen değişmesine yol açar. Küçük bir müdahale planlanırken, MRG sayesinde hastalığın gerçek yüzü görülür ve hastanın sağlığını tam anlamıyla güvence altına alacak daha kapsamlı bir ameliyat kararı alınır.
İnvaziv Lobüler Karsinom cerrahisinde meme koruyucu ameliyatlar güvenli ve etkili bir seçenek midir?
Meme koruyucu cerrahi, sadece tümörlü dokunun ve etrafındaki bir miktar güvenli sağlıklı dokunun çıkarılıp, memenin geri kalan sağlıklı kısmının estetik bütünlüğünün korunduğu son derece yüz güldürücü bir işlemdir. Hastalık eğer MRG sonuçlarına göre sadece tek bir noktada toplanmışsa ve tümörün boyutu memenin genel hacmine göre çok büyük değilse, memeyi korumak tamamen güvenli ve tüm dünyada standart olarak uygulanan bir seçenektir.
Fakat bu özel kanser türü, ameliyatı gerçekleştiren cerrahi ekibi bazı konularda oldukça zorlar. Sorun yine o sinsi hücresel yayılma modelinde yatmaktadır. Ameliyat sırasında tümörlü doku çıkarılırken, tümörün nerede bitip sağlıklı dokunun nerede başladığını gözle görmek veya elle dokunarak hissetmek son derece güçtür. Çıkarılan bu doku parçası patoloji uzmanları tarafından çok ince dilimlere ayrılarak mikroskop altında incelenir. Amacımız, çıkarılan dokunun en dış yüzeyinde tek bir kanser hücresinin bile bulunmamasıdır. Eğer en dış sınırda kanser hücrelerine rastlanırsa, bu durum cerrahi sınır pozitifliği olarak adlandırılır ve içeride, memede hala kanserli doku kalmış olma ihtimali doğar. Böyle bir tabloyla karşılaşıldığında, hastanın güvenliği için memedeki o bölgeyi biraz daha genişleterek temizlemek adına ikinci bir ufak ameliyat yapılması zorunlu hale gelebilir. Tümörün beklenenden büyük çıkması veya mikroskobik damar yollarına sızmış olması bu riski artıran etmenlerdir.
İnvaziv Lobüler Karsinom tedavisinde onkoplastik cerrahi teknikleri estetik açıdan nasıl bir avantaj sağlar?
Meme koruyucu cerrahi uygularken temel hedef her zaman öncelikle hastalığı bedenden tamamen uzaklaştırmak, yani onkolojik güvenliği sağlamaktır. Estetik görünüm ikinci planda gibi düşünülse de hastanın psikolojik iyilik hali ve yaşam kalitesi için ameliyat sonrası ortaya çıkacak kozmetik sonuç paha biçilemez bir değere sahiptir. İşte onkoplastik cerrahi, kanser cerrahisinin gereklilikleri ile plastik cerrahinin estetik prensiplerini mükemmel bir uyumla birleştiren yenilikçi bir yaklaşımdır.
Bu hastalığın sınırlarının belirsiz olması nedeniyle, cerrahın ameliyat sırasında her ihtimale karşı daha geniş, daha büyük bir doku parçasını çıkarması gerekebilir. Klasik yöntemlerle bu kadar büyük bir doku çıkarıldığında memede ciddi bir çöküntü, asimetri ve şekil bozukluğu kalması kaçınılmazdır. Ancak onkoplastik yöntemler sayesinde, doku boşluğu memenin kendi sağlıklı dokuları ile ustaca kaydırılarak veya yeniden şekillendirilerek doldurulur. Hatta gerekirse ameliyat sırasında diğer memeye de küçültme veya dikleştirme işlemi yapılarak iki meme arasında kusursuz bir simetri yakalanır. Bu sayede hastalar kanserli dokudan tamamen ve güvenli bir şekilde kurtulurken, eskisinden bile daha estetik bir formla ameliyattan uyanma şansına sahip olurlar. Bu durum hastanın iyileşme sürecindeki motivasyonunu inanılmaz derecede artırır.
İnvaziv Lobüler Karsinom ameliyatlarında memenin tamamen alınması (mastektomi) hangi tıbbi zorunluluklarda devreye girer?
Memenin bütün olarak içindeki dokularla birlikte cerrahi olarak çıkarılması işlemine mastektomi adı verilir. Gelişen teknoloji ve cerrahi teknikler sayesinde organ koruyucu yaklaşımlar ön planda olsa da bu hastalık türünde mastektomi gereksinimi diğer bazı kanser türlerine göre bir miktar daha yüksek olabilmektedir. Bu kararın alınmasındaki tek ve en önemli neden, hastanın vücudunda kanserli doku bırakmamak, nüks (tekrarlama) riskini sıfıra yaklaştırmak ve hastanın sağkalım şansını en yüksek seviyeye çıkarmaktır.
Ameliyat masasında hastanın durumuna göre karar verilirken, MRG sonuçları, hastanın anatomik yapısı ve patoloji sonuçları çok boyutlu bir şekilde masaya yatırılır.
Mastektomi kararı verilmesini zorunlu kılan temel tıbbi gerekçeler şunlardır:
- Çoklu odak
- Büyük tümör
- Dar meme
- Sınır pozitifliği
Memenin farklı çeyreklerinde birden fazla kanser odağı bulunuyorsa, sadece o kısımları çıkarmak memenin geride kalan dokusunu deforme edeceğinden tüm memenin alınması daha güvenlidir. Aynı şekilde tümör hastanın memesi için çok büyükse ve küçültme tedavilerine rağmen yeterli yanıt alınamadıysa da mastektomi tercih edilir. Modern cerrahide mastektomi sonrası aynı seansta, hastanın kendi dokusuyla veya silikon protezlerle memenin yeniden yapılması (rekonstrüksiyon) işlemi de başarıyla uygulanabilmektedir.
İnvaziv Lobüler Karsinom operasyonlarında koltuk altı lenf bezlerine yönelik cerrahi müdahale nasıl planlanır?
Meme dokusu içindeki hücreler büyüyüp yayıldıklarında, vücudun diğer bölgelerine seyahat etmek için lenfatik sistemi, yani vücudun kendi iç ulaşım otoyollarını kullanırlar. Bu yolculukta kanser hücrelerinin ilk ulaştıkları durak, memenin hemen yanı başındaki koltuk altı lenf bezleridir. Hastalığın evresini belirlemek ve ameliyat sonrası alınacak ek tedavilerin haritasını çizmek için ameliyat sırasında bu durakların mutlaka kontrol edilmesi gerekir.
Geçmiş yıllarda koltuk altındaki tüm lenf bezleri çıkarılırdı ancak bu durum kolda ciddi şişmelere neden olurdu. Günümüzde, ameliyat öncesi muayenede koltuk altı temiz görünüyorsa, gereksiz hasar vermemek adına çok daha zarif bir yöntem uygulanır. Ameliyat esnasında memeye özel bir boya veya zayıf bir sinyal verici madde enjekte edilir. Bu madde lenf kanallarından ilerleyerek kanserin gitme ihtimali olan ilk, yani nöbetçi lenf bezini boyayarak cerraha gösterir. Sadece bu boyanan bez bulunur ve dikkatlice çıkarılarak ameliyathanedeki hızlı patoloji laboratuvarına gönderilir.
Bu aşamada uygulanan inceleme yöntemleri şunlardır:
- İşaretleme
- Çıkarma
- Dondurma
- Mikroskobik analiz
Dondurarak yapılan bu hızlı incelemede bez temiz çıkarsa diğer bezlere dokunulmaz ve hasta kol şişmesi riskinden büyük ölçüde kurtulmuş olur. Ancak hastalığın doğası gereği hücreler çok küçük olduğu için bu hızlı analizde gözden kaçma ihtimali her zaman mevcuttur. Eğer günler sonra çıkan detaylı raporda lenf bezinde sıçrama saptanırsa, ikinci bir operasyonla koltuk altındaki bezlerin tamamen temizlenmesi gerekebilir.
İnvaziv Lobüler Karsinom tümörünün mikroskobik ve biyolojik özellikleri ameliyat sonrası tedavi planını nasıl şekillendirir?
Tümör vücuttan cerrahi olarak tamamen uzaklaştırıldıktan sonra süreç patoloji laboratuvarında devam eder. Çıkarılan kanser hücrelerinin sadece varlığı değil aynı zamanda kimliği de çok detaylı testlerle ortaya çıkarılır. Bu hücrelerin neyle beslendiği, ne kadar hızlı çoğaldığı ve yüzeylerinde hangi alıcıların bulunduğu gibi özellikler, ameliyat sonrasında verilecek ilaçların tam isabetle seçilebilmesi için hayati önem taşır.
Neyse ki bu hastalık türü genellikle oldukça tutarlı ve nispeten olumlu bir biyolojik kimlik sergiler. Veriler incelendiğinde, bu hastaların ezici bir çoğunluğunda hücrelerin yüzeyinde kadınlık hormonlarını yakalayan alıcılar bulunur. Yani bu tümörler gelişimlerini sürdürebilmek için vücudun kendi ürettiği östrojene ihtiyaç duyarlar. Ayrıca hücrelerin büyüme hızını gösteren indeksler genellikle düşüktür ve saldırgan yapıları tetikleyen bazı hücresel proteinler bu tümörlerde çoğunlukla bulunmaz.
İncelenen temel biyolojik belirteçler aşağıdaki gibidir.
- Östrojen
- Progesteron
- HER2
- Ki-67
Bu sonuçların ortaya çıkması tedavi planı için harika bir haberdir. Çünkü hücrelerin hormonla beslendiğinin bilinmesi, ameliyat sonrası dönemde vücuttaki hormonu baskılayan basit haplarla kanserin geri dönme ihtimalinin çok güçlü bir şekilde bloke edilebileceği anlamına gelir.
İnvaziv Lobüler Karsinom tedavisinde kemoterapi ve akıllı ilaçların rolü ve etki düzeyi nasıldır?
Kanser tedavisinde sıkça adı geçen kemoterapi ilaçları, temel mekanizma olarak vücutta hızlı çoğalan ve hızlı bölünen hücreleri hedef alarak onları yok etmek üzere tasarlanmıştır. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere, bu özel hastalık türündeki hücreler genellikle çok yavaş çoğalma ve tembel bir karakter sergileme eğilimindedirler. Bu nedenle klasik kemoterapi ilaçlarının bu yavaş tempodaki hücreleri tespit edip yok etme başarısı, diğer agresif meme kanseri türlerine kıyasla çok daha düşük oranlarda kalmaktadır.
Örneğin bazen tümörü küçültmek amacıyla ameliyattan önce hastalara kemoterapi uygulanır. İstatistiklere göre, bu tedaviyle tümörün tamamen ortadan kaybolma oranı beklentilerin altında kalabilir. Ancak bu durum tedavi sürecinin başarısız olduğu anlamına kesinlikle gelmez; aksine, hastalığın biyolojik yapısına uygun bir silahın seçilmediğini gösterir. Bu hastaların asıl ve en etkili silahı kemoterapi değil endokrin tedavidir. Hastalığın seyri, östrojeni durduran hormon haplarına o kadar yüksek düzeyde duyarlıdır ki çoğu hastada yıllar süren koruma sadece bu basit hapların düzenli kullanılmasıyla kusursuz bir şekilde sağlanır. Akıllı ilaçlar veya hedefe yönelik tedaviler ise sadece hücre yüzeyinde belirli proteinlerin bulunduğu çok nadir durumlarda tedavi protokolüne eklenir.
İnvaziv Lobüler Karsinom hastalığının vücuttaki diğer organlara yayılma (metastaz) alışkanlıkları neden sıra dışıdır?
Hastalığın erken evrede yakalanması her zaman temel hedeftir ancak hastalık eğer ileri evrelere ulaşıp lenf sistemini ve kan damarlarını aşarak vücudun başka bölgelerine yayılma (metastaz) yeteneği kazanırsa, sergilediği davranış modeli tıp dünyasında atipik yani sıra dışı olarak adlandırılır. Klasik meme kanserleri ilerlediğinde çoğunlukla akciğer, karaciğer veya beyin gibi organlara gitme eğilimi gösterirken, bu türün rotası çok daha farklıdır.
Hücrelerin birbirine tutunmasını sağlayan yapıştırıcının olmaması, onların kan dolaşımında rahatça yüzerek vücudun çok farklı boşluklarına ve yüzeylerine sızmalarına olanak tanır. Sinsice yerleştikleri bu bölgelerde yıllarca yavaş yavaş gelişebilirler.
Sıkça karşılaşılan atipik yayılım bölgeleri şunlardır:
- Kemikler
- Mide
- Bağırsaklar
- Yumurtalıklar
- Karın zarı
Özellikle sindirim sistemine yapılan yayılımlar çok yanıltıcı olabilir. Mide duvarına sızan hücreler, midenin esnekliğini kaybetmesine yol açarak tokluk hissi, bulantı veya hazımsızlık gibi şikayetlere neden olur. Meme kanseri geçmişi olan birinde bu tür inatçı mide şikayetleri ortaya çıktığında, uzmanlar hemen basit bir mide sorunundan ziyade bu bölgenin detaylı incelemesini talep ederler.
İnvaziv Lobüler Karsinom tedavisi tamamlandıktan sonra hastaları nasıl bir uzun dönem takip stratejisi beklemektedir?
Başarılı bir ameliyat ve ardından gelen ilaç veya ışın tedavileriyle hastalık tamamen vücuttan temizlendikten sonra, hastaları uzun yıllar sürecek düzenli ve titiz bir takip dönemi bekler. Bu takip süreci, genel cerrahi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanlarının birlikte oluşturdukları bir zaman çizelgesi doğrultusunda yürütülür. Erken teşhis ve çağdaş cerrahi yöntemlerle tedavi edilen hastalarda sağkalım oranları oldukça yüksektir ve bu başarı tablosunu korumak düzenli kontrollerle mümkündür.
Takip randevularında sadece ameliyat edilen bölge ve diğer meme değerlendirilmekle kalmaz, aynı zamanda hastanın genel sistemik sorgusu yapılarak hastalığın atipik davranışlarına dair bir ipucu olup olmadığı da araştırılır. Hastaların bu dönemde doktorlarının tavsiye ettiği hormon baskılayıcı hapları bir gün bile aksatmadan, belirlenen yıllar boyunca kullanmaları, nüks ihtimalini azaltan en güçlü kalkanlardan biridir.
Takip sürecinde periyodik olarak başvurulan yöntemler şunlardır:
- Mamografi
- Ultrasonografi
- Kan tahlilleri
- Fiziksel muayene
Sonuç olarak bu hastalık sinsi bir karaktere sahip olsa bile, neyle karşı karşıya olunduğunun çok iyi bilindiği, modern tıbbın gücüyle aydınlatılan ve tecrübeli ellerde son derece başarılı sonuçlar alınabilen bir durumdur.
Sıkça Sorulan Sorular

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

