4. evre kanseri ölüm belirtileri; iştahın tamamen kapanması, sıvı alımının durması, el ve ayaklarda belirgin soğuma, ciltte alacalı morarmalar, uzun süreli uyku hali, bilinç bulanıklığı, halüsinasyonlar ve hırıltılı, düzensiz solunum duraklamalarıdır. Hastalığın ilk başladığı organdan vücudun diğer bölgelerine yayıldığı bu en ileri aşamada, beden hücresel düzeyde enerjisini yitirerek doğal bir kapanma sürecine girer. İyileştirici tedavilerin yerini hastanın ağrılarını dindirmeye ve konforunu artırmaya yönelik destekleyici bakıma bıraktığı bu terminal dönemde, organ sistemlerinin kademeli yavaşlamasıyla ortaya çıkan fiziksel değişimlerin bilinmesi hem hastaya hem de yakınlarına sürecin yönetiminde büyük ölçüde yardımcı olur.
4. Evre Kanser Hastalarında Terminal Dönem Ne Anlama Gelir?
Terminal dönem, kanser hastalığının artık uygulanan kemoterapi, radyoterapi veya akıllı ilaç gibi tıbbi onkolojik tedavilere yanıt vermediği ve bedenin hücresel düzeyde yorgun düştüğü aşamadır. Bu dönemde vücut, sürekli büyüyen tümörle savaşmak için harcadığı enerjiyi artık kendi iç dengesini korumak için bile bulamaz hale gelir. Hücrelerin günlük işleyişi için ihtiyaç duyduğu temel enerji depoları hızla tükenir. Uzak organlara sıçrayan kanser hücrelerinin yaygınlaşmasıyla birlikte karaciğer, akciğer, böbrek gibi hayati organ sistemleri birer birer kendi fonksiyonlarını yavaşlatarak bir nevi uyku veya kapanma sürecine girmeye başlar.
Bu evre sadece fiziksel sınırların zorlandığı bir yıkım süreci olarak görülmemelidir; aynı zamanda hastanın iç dünyasında derin bir varoluşsal yolculuktan geçtiği oldukça hassas bir dönemdir. Hastalar bu süreç boyunca içsel bir hesaplaşma yaşayarak reddetme, hayata karşı öfkelenme, zaman kazanmak için pazarlık yapma, derin bir üzüntü ve nihayetinde durumu kabullenme gibi çok belirgin psikolojik evrelerden geçerler. Bu aşamada tıbbi yaklaşımın asıl amacı, süreci zorla uzatmak veya doğaya müdahale etmek değil hastanın kalan vaktini en konforlu, en onurlu ve en ağrısız şekilde sevdikleriyle huzur içinde geçirmesini sağlamaktır. Bu nedenle bedeni yoracak saldırgan tedavilerden ziyade, sadece hastayı rahatlatacak semptom kontrolüne odaklanılır.
Metabolik Değişimlere Bağlı 4. Evre Kanseri Ölüm Belirtileri Nelerdir?
Yaşamın son haftalarına veya günlerine yaklaşıldığında, hasta yakınlarını duygusal olarak en çok zorlayan ve endişelendiren belirtilerin başında hastanın beslenmeyi bırakması gelir. Aktif ölüm süreci yaklaştıkça hastanın iştahı tamamen ortadan kalkar, su ve sıvı gıdaları alımı neredeyse durma noktasına gelir. Aileler genellikle hastanın inat ettiğini veya bilerek yemek yemediğini düşünerek büyük bir üzüntü yaşar ve hastaya zorla bir şeyler yedirmeye çalışırlar. Oysa bu durum bedenin artık sindirim sistemine harcayacak enerjisi kalmadığı için sistemi yavaş yavaş kapatma kararı almasının tamamen doğal bir sonucudur.
Kanser hücreleri ve hastanın kendi bağışıklık sistemi tarafından salgılanan bazı kimyasal sinyaller, beyindeki iştah merkezini doğrudan baskılar. Aynı zamanda mide ve bağırsakların yiyecekleri sindirmek için yaptığı doğal kasılma hareketleri durma noktasına gelir. Yutma refleksleri de zayıfladığı için, hastaya zorla yemek yedirmeye çalışmak yiyeceklerin akciğere kaçarak boğulma tehlikesi yaratmasına veya midede şişkinlik, ağrı ve şiddetli bulantıya yol açarak hastaya büyük rahatsızlık vermesine neden olur. Vücut dışarıdan enerji alamayınca hayatta kalabilmek için kendi kas ve yağ dokusunu hızla eritmeye başlar. Hücresel oksijensizlik ve tükenen enerji depoları nedeniyle hasta sürekli uyku halinde olur.
Bu süreçte en sık karşılaşılan metabolik durumlar şunlardır:
- İştahsızlık
- Kilo kaybı
- Kas erimesi
- Yutkunma güçlüğü
- Sıvı reddi
- Aşırı halsizlik
Dolaşım Sisteminin Yavaşlamasını Gösteren 4. Evre Kanseri Ölüm Belirtileri Nelerdir?
Yaşamın son saatlerinde insan bedeni, giderek azalan enerjisini ve oksijenini en çok ihtiyaç duyulan beyin, kalp ve akciğerler gibi hayati merkezlere yönlendirmek üzere olağanüstü bir savunma mekanizması geliştirir. Beden, hayatta kalabilmek adına çevresel dokulardaki kan akışını kısarak kanı merkeze çeker. Bu durum kol ve bacaklara giden kan akışının belirgin şekilde yavaşlamasına ve damarların büzüşmesine neden olur.
Bu içgüdüsel savunmanın fiziksel karşılığı olarak hastanın ellerinde, kollarında, ayaklarında ve bacaklarında dışarıdan dokunulduğunda belirgin bir soğuma hissedilir. Aileler genellikle hastanın üşüdüğünü düşünerek üzerini örtmeye çalışır, ancak ilginç bir şekilde hastanın iç vücut ısısı çoğu zaman yüksektir. Dolaşımın zayıflamasıyla birlikte cilt rengi soluklaşır. Kanın damarlarda yavaşlaması ve yerçekiminin etkisiyle vücudun alt kısımlarında göllenmeye başlamasıyla ciltte mor, mavi veya alacalı kırmızımsı lekeler belirmeye başlar. Bu lekeler dolaşımın artık dokuları besleyemediğinin en net göstergelerinden biridir. Eş zamanlı olarak hastanın tansiyonu yavaş yavaş düşer ve el bileğinden alınan nabız giderek zayıflar.
Gözlemlenen temel dolaşım değişiklikleri şunlardır:
- Ellerde soğuma
- Ayaklarda soğuma
- Ciltte solukluk
- Morarmalar
- Tansiyon düşüklüğü
- Zayıf nabız
Beyin ve Sinir Sisteminde Görülen 4. Evre Kanseri Ölüm Belirtileri Nelerdir?
Vücuttaki genel hücresel çöküş, kanı temizlemekle görevli olan böbrekler ve karaciğer gibi devasa filtre organlarının fonksiyonlarını yavaş yavaş yitirmesine yol açar. Bu filtre organlarının iflas etmesiyle birlikte kanda normalde idrar veya safra yoluyla atılması gereken amonyak, üre gibi zehirli maddeler hızla birikerek beyin bariyerini aşar. Bu zehirli tablo beyne giden oksijen miktarının düşmesi ve kandaki tuz, potasyum gibi elektrolitlerin dengesinin bozulmasıyla birleştiğinde sinir sistemi ciddi bir sarsıntı geçirir.
Hastalarda nerede olduklarını, hangi günde veya yılda olduklarını bilememe durumu olan oryantasyon kaybı çok sık görülür. Tıbbi olarak terminal deliryum adı verilen bu süreçte hastalar odada olmayan kişileri görebilir, geçmişte yaşadıkları olayları anlık olarak tekrar yaşıyormuş gibi hissedebilir veya tamamen anlamsız cümleler kurabilirler. Bazen yatak örtülerini çekiştirme, havada bir şeyler arıyormuş gibi el hareketleri yapma veya aşırı huzursuzluk içinde yatakta çırpınma gibi davranışlar sergileyebilirler. Bu durumlar hastanın acı çektiği anlamına gelmez; beyin hücreleri arasındaki iletişimin kimyasal olarak bozulmasının doğal bir sonucudur ve sakin, loş bir ortam yaratılarak hasta rahatlatılabilir.
Sinir sistemindeki temel değişimler şunlardır:
- Bilinç bulanıklığı
- Halüsinasyonlar
- Huzursuzluk
- Çırpınma
- Anlamsız konuşmalar
- Zaman karmaşası
Solunum Sisteminde Ortaya Çıkan 4. Evre Kanseri Ölüm Belirtileri Nelerdir?
Aktif ölüm sürecine girildiğinin en belirgin, hasta yakınları tarafından en net fark edilen belirtileri solunum sisteminde meydana gelen değişikliklerdir. Beyin sapındaki solunum merkezinin yavaş yavaş baskılanmasıyla birlikte hastanın nefes alışveriş ritmi tamamen düzensizleşir. Hasta bir süre boyunca çok hızlı, derin ve iç çeker gibi nefesler alır, ardından solunum giderek sığlaşır ve tamamen durarak on ila otuz saniye boyunca hiç nefes alınmayan sessiz bir periyoda girilir. Sonrasında hasta tekrar derin bir nefes alarak döngüyü yeniden başlatır.
Bu düzensiz solunumun yanı sıra hastanın yutkunma ve öksürme kasları reflekslerini tamamen kaybettiği için, akciğerlerde, boğazda ve nefes borusunda doğal olarak üretilen tükürük ve salgılar dışarı atılamaz, boğazın arka kısmında göllenmeye başlar. Alınan nefes bu sıvı birikiminin içinden geçerken dışarıdan çok net duyulan, hırıltılı ve gurultulu bir ses çıkarır. Bu ses hasta yakınları için çok korkutucu olsa da ve hastanın boğulduğunu düşündürse de bilinci zaten kapanmış olan hasta bu sıvılardan dolayı genellikle herhangi bir acı veya boğulma hissi duymaz.
Solunumla ilgili dikkat çeken durumlar şunlardır:
- Hızlı soluma
- Nefes duraklamaları
- Hırıltılı solunum
- Boğazda sekresyon
- Öksürük kaybı
- Yüzeysel nefesler
Yüz ve Duyu Organlarındaki 4. Evre Kanseri Ölüm Belirtileri Nelerdir?
Sürecin son aşamalarına doğru kasların sahip olduğu doğal gerginlik tamamen ortadan kalkar ve bu durum en çok yüz hatlarında kendini belli eder. Yüz kaslarının tamamen gevşemesi, deri altındaki doğal yağ yastıkçıklarının çoktan erimiş olması ve vücudun genel susuzluğu nedeniyle yüz hatları belirgin şekilde değişir. Elmacık kemikleri dışarı doğru çıkıklaşır, gözler çukura kaçar, burun sivrilir ve dudaklar kurur. Asırlardır bilinen bu özel yüz görünümü, yaklaşan ayrılığın en klasik fiziksel işaretlerinden biri olarak kabul edilir.
Çeneyi kapalı tutan kaslar gücünü yitirdiği için hastanın ağzı genellikle açık kalır. Göz kapaklarını kontrol eden kasların zayıflaması nedeniyle gözler tam kapanamaz ve yarı açık bir şekilde kalabilir. Göz kırpma refleksi kaybolduğu için gözün saydam tabakası kuruyarak parlaklığını yitirir ve matlaşır. İnsan bedeninde dış dünyayla bağlantıyı en son kesen duyunun işitme duyusu olduğu düşünülür. Bu nedenle hastanın bilinci tamamen kapalı ve tepkisiz görünse bile, yanında yüksek sesle ağlanmaması, sakinleştirici sözler söylenmesi ve sevgi dolu bir ses tonuyla konuşulmaya devam edilmesi oldukça değerlidir.
Yüz bölgesindeki fiziksel değişimler şunlardır:
- Çukurlaşmış gözler
- Sivrilmiş burun
- Belirgin elmacık kemikleri
- Gevşemiş çene
- Yarı açık gözler
- Matlaşmış gözbebekleri
Kesin Ölüm Belirtileri Nelerdir ve Ölüm Sonrası Bedende Neler Yaşanır?
Hücrelerin yaşamsal faaliyetlerini sürdürmesi için gereken tüm enerjinin tükenmesi ve beyin sapı dahil olmak üzere merkezi sinir sisteminin tamamen kapanmasıyla birlikte bedensel yaşam kesin olarak sona erer. Kesin ölümün en temel fiziksel göstergesi, solunumun ve kalbin kan pompalama işleminin tamamen, geri dönüşümsüz olarak durmasıdır. Göz bebekleri büyüyerek genişler ve göze bir ışık tutulduğunda küçülme tepkisi vermez. Vücuttaki tüm fiziksel refleksler biter ve beyin dalgaları tamamen sıfırlanır.
Ölümün gerçekleşmesinin ardından birkaç saat içinde bedende bazı doğal hücresel ve fiziksel değişimler yaşanmaya başlar. Kas hücrelerinin gevşemesini sağlayan enerji maddeleri tükendiği için kas lifleri kilitlenir ve vücut sertleşmeye başlar. Bu sertleşme durumu genellikle çene kaslarından ve boyundan başlayarak gövdeye, kollara ve bacaklara doğru yayılır. Aynı süreçte kalp kası çalışmayı bıraktığı için damarlardaki kan akışı durur ve yerçekiminin etkisiyle vücudun yere temas eden alt kısımlarında cilt altında çökelir, bu da sırtta ve bacak arkalarında kan göllenmesine bağlı morumsu lekeler oluşturur.
Meydana gelen kesin fiziksel sonuçlar şunlardır:
- Solunumun durması
- Kalp atışının kesilmesi
- Reflekslerin kaybolması
- Büyümüş göz bebekleri
- Vücudun sertleşmesi
- Ciltte kan göllenmesi
4. Evre Kanser Hastalarında Bağırsak Tıkanıklıkları İçin Cerrahi Çözümler Nelerdir?
Terminal dönemdeki hastaların tedavisinde, kanseri tamamen yok etmek imkansız hale gelse bile, tümörün fiziksel olarak yarattığı engellerin hastaya acı vermesini önlemek hayati bir öneme sahiptir. Karın içindeki kanserlerde, özellikle mide, kalın bağırsak, yumurtalık ve pankreas kanserlerinde, tümör hücreleri karın zarına yayılarak bağırsakların dışından baskı yapar veya bağırsak kanalının içini tıkar. Bu durum yiyeceklerin ve sindirim sıvılarının ileriye doğru gidememesi nedeniyle hastanın karnında devasa bir şişkinliğe, dayanılmaz kramp tarzı ağrılara ve bağırsak içeriğinin geriye doğru taşarak şiddetli kusmalara yol açmasına neden olur.
Bu kadar acı verici bir tabloda sadece ağrı kesici ve serumlarla beklemek yerine genel cerrahi uzmanları tarafından palyatif cerrahi seçenekleri değerlendirilir. Cerrahinin amacı tıkanıklığı ortadan kaldırmaktır. Hastanın genel durumu izin veriyorsa, tıkayıcı tümör kitlesi ameliyatla çıkarılabilir veya tümör yerinde bırakılarak tıkalı olan kısmın öncesi ile sonrası birbirine bağlanarak yeni bir geçiş yolu, bir nevi köprü oluşturulur. Bu müdahaleler sayesinde hasta şiddetli kramplardan kurtulur, kusmaları kesilir ve yeniden ağızdan sıvı veya püre şeklinde gıdalar alabilmenin rahatlığını yaşar. Ameliyatın kendine has riskleri olsa da hastanın son günlerini şiddetli ağrı ve kusma olmadan geçirmesini sağlamak paha biçilemez bir konfordur.
Cerrahinin sağladığı temel faydalar şunlardır:
- Ağrının kesilmesi
- Kusmanın durması
- Beslenmenin sağlanması
- Konforun artması
- Hastane yatışının kısalması
- Bağırsak tıkanıklığının açılması
Beslenme Güçlüğü Çeken 4. Evre Kanser Hastalarında Uygulanan PEG İşlemi Nedir?
Yaşamın son evresine girildiğinde bazı hastalarda yemek borusunda veya midenin çıkış kısmında gelişen tümörler nedeniyle ağızdan alınan gıdaların mideye inmesi fiziksel olarak engellenmiş olabilir. Bazı hastalarda ise ilerleyen bedensel zayıflık ve sinir sistemi yorgunluğu nedeniyle yutkunma kasları görevini yapamaz hale gelir. Ağızdan su veya yiyecek verilmeye çalışılması halinde, bu gıdalar yemek borusu yerine yanlışlıkla nefes borusuna kaçarak hastanın akciğerlerinde ciddi enfeksiyonlara ve boğulma hissine yol açar. Bu hastaların susuz kalmaması ve rahatça beslenebilmesi için alternatif bir yol açılması zorunludur.
Bu durumlarda en sık başvurulan yöntem Perkütan Endoskopik Gastrostomi, kısa adıyla PEG işlemidir. Bu işlem açık bir ameliyat değildir. Hasta hafifçe uyutulurken, ucunda kamera olan ince bükülebilir bir tüple ağızdan girilerek mideye ulaşılır. Midenin içi hava ile şişirilerek karın ön duvarına yaklaşması sağlanır ve karın cildinden açılan birkaç milimetrelik küçük bir delikten özel bir silikon beslenme tüpü doğrudan midenin içine yerleştirilir. Burun deliğinden sokulan ve boğazı tahriş eden rahatsız edici beslenme hortumlarının aksine, dışarıdan kıyafetin altında hiç belli olmayan PEG tüpü sayesinde hasta kolayca sıvı mamalarla, suyla ve ezilmiş ilaçlarla beslenebilir.
PEG işleminin tercih edildiği durumlar şunlardır:
- Yutkunma refleksinin kaybolması
- Yemek borusu tıkanıklığı
- Mide çıkışı darlığı
- Akciğere sıvı kaçma riski
- Ağızdan beslenmenin imkansızlaşması
- İlaç yutamama durumu
PEG İşlemi Öncesinde 4. Evre Kanser Hastalarında Hangi Hazırlıklar Yapılır?
PEG işlemi endoskopi ünitesinde lokal anestezi veya hafif sakinleştirici ilaçlarla yapılan nispeten kısa ve konforlu bir girişim olsa da 4. evre kanser hastalarının vücut direnci ve organ kapasiteleri oldukça düşük olduğu için işlem öncesinde hastanın güvenliği adına çok titiz bir hazırlık süreci yürütülür. Midenin içinin kamera ile net olarak görülebilmesi ve işlem sırasında kusma riskinin ortadan kaldırılması için hastanın işlem öncesinde belirli bir süre tamamen aç ve susuz kalması sağlanır.
Hastanın karın duvarından iğne ile geçileceği için kanama riski mutlaka değerlendirilmelidir. Bu nedenle hastadan alınan kan örnekleriyle pıhtılaşma süreleri kontrol edilir; eğer hasta günlük hayatında kan sulandırıcı haplar kullanıyorsa bu ilaçlar işlemden birkaç gün önce kesilir. Şeker hastası olan ve belirli tip diyabet ilaçları kullanan hastaların ilaçları böbrekleri korumak amacıyla geçici olarak durdurulur. Ayrıca kanser hastalarının bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı çok savunmasız olduğundan, ciltte açılan küçük delikten mikrop kapılmasını önlemek için işlemden hemen önce damar yoluyla güçlü bir koruyucu antibiyotik verilir.
İşlem öncesi gerekli adımlar şunlardır:
- Tam açlık
- Kan tahlilleri
- Kan sulandırıcıların kesilmesi
- Şeker ilaçlarının durdurulması
- Böbrek kontrolleri
- Antibiyotik uygulaması
4. Evre Kanser Hastalarında Stoma Nedir ve Hangi Durumlarda Gerekir?
Kanser karın içinde o kadar yaygın bir hale gelebilir ki bağırsakları tıkayan tümör kitlesini kesip çıkarmak veya yeni bir bağlantı yolu oluşturmak teknik olarak tamamen imkansız olabilir. Bazen de hasta acil servise bağırsakları tıkanmış, karnı gergin ve sürekli kusar halde getirilir; saatlerce sürecek büyük bir ameliyatı kaldıramayacak kadar bitkin durumdadır. Bu gibi hayatı tehdit eden acil tıkanıklık senaryolarında, hastayı hızla rahatlatmak ve dışkının vücuttan atılmasını sağlamak için stoma işlemi uygulanır.
Stoma, tıkalı olan bölgenin daha üst kısmından sağlıklı bağırsağın alınarak karın ön duvarına, yani cilde dikilmesi işlemidir. İnce bağırsaktan yapılırsa ileostomi, kalın bağırsaktan yapılırsa kolostomi adını alır. Bu işlem sayesinde sindirim sistemi içeriği, karın cildine yapıştırılan özel bir stoma torbasına boşalır. Başlangıçta karın duvarından dışkılamak fikri hastalar ve aileleri için ürkütücü gelse de stoma açıldığı anda o dayanılmaz kramp ağrıları ve dışkı kusmaları bıçak gibi kesilir. Stoma bazen kalıcı bir çözümken, bazen de aşağıdaki tümör radyoterapi ile küçültülene kadar açılan geçici bir hayat kurtarıcı yöntemdir.
Stoma açılmasını gerektiren başlıca durumlar şunlardır:
- İleri derece bağırsak tıkanıklığı
- Çıkarılamayan büyük tümörler
- Acil dışkı boşaltımı ihtiyacı
- Bağırsak delinmesi riski
- Alt bölge tümörlerinin baskısı
- Dikişlerin korunması ihtiyacı
4. Evre Kanser Hastalarında Stoma Bakımında Nelere Dikkat Edilmelidir?
Stoma cerrahisi hayat kurtaran ve yaşam kalitesini bir anda yükselten bir işlem olmakla birlikte hastanın karnına takılan torbanın yönetimi ve cilt bakımı özel bir özen gerektirir. 4. evre hastalarının doku iyileşme kapasiteleri çok zayıf olduğu için stoma çevresindeki cilt ve bağırsak dokusu çeşitli risklere açıktır. Özellikle ince bağırsaktan açılan stomalarda, gelen sıvı içerik asidik ve enzim açısından zengin olduğu için torba iyi yapışmazsa sızan sıvılar karın cildinde ciddi yanıklara, kızarıklıklara ve mantar enfeksiyonlarına yol açabilir.
Bunun yanı sıra karın kaslarının zayıflaması sebebiyle, bağırsak karın duvarındaki delikten dışarı doğru aşırı derecede sarkabilir veya tam tersi karın cildinin içine doğru göçerek dışkının cilt altına sızmasına neden olabilir. Bazen de stoma çevresindeki kas fıtıklaşarak büyük bir şişliğe dönüşebilir. Bu tür sorunların yaşanmaması için genel cerrahi uzmanları ve bu konuda özel eğitim almış stomaterapi hemşireleri hastaya ve ailesine torbanın nasıl değiştirileceğini, cildin bariyer kremlerle nasıl korunacağını ve sızıntıların nasıl önleneceğini detaylıca öğretirler. Doğru bir adaptör ve torba sistemiyle hasta hiçbir koku veya sızıntı yaşamadan günlük hayatına yatağında konforla devam edebilir.
Stoma çevresinde gelişebilecek sorunlar şunlardır:
- Stomanın içeri kaçması
- Bağırsağın dışarı sarkması
- Parastomal fıtık oluşumu
- Ciltte kızarıklık
- Deride soyulma
- Mantar enfeksiyonları
4. Evre Kanser Hastalarında Karında Sıvı Birikimi ve Sarılık İçin Seçenekler Nelerdir?
Karın boşluğuna yayılan tümör hücreleri, karın zarındaki sıvı emici mikroskobik damarları tıkadığında ve damar geçirgenliğini bozduğunda, karın içinde litrelerce sıvı birikmeye başlar. Dirençli malign asit adı verilen bu tablo hastanın karnının hamile gibi şişmesine, akciğerlere alttan baskı yaparak hastanın boğulacak gibi nefes darlığı çekmesine ve şiddetli sırt ağrılarına neden olur. Hastaneye her hafta gidip iğne ile bu sıvıyı çektirmek hastayı çok yoracağı için, cerrahlar karın cildi altından bir tünel oluşturarak ucu dışarıda kalan özel silikon drenaj kateterleri yerleştirir. Böylece hastanın ailesi ev ortamında sıvı biriktikçe bir musluğu açar gibi bu sıvıyı kolayca boşaltabilir. Bazı özel durumlarda bu sıvı şant sistemleriyle kan dolaşımına geri döndürülebilir veya ameliyathane şartlarında sıcak kemoterapi uygulanarak sıvı üretimi durdurulmaya çalışılır.
Öte yandan karaciğer metastazları veya pankreas tümörleri karaciğerden çıkan safra kanalını dışarıdan sıkıştırarak tıkadığında hastanın gözleri ve cildi sapsarı olur. Kana karışan safra tuzları, hastada uykudan uyandıran, cildi kanatana kadar kaşıma isteği uyandıran dayanılmaz bir kaşıntı krizine yol açar. Tıkanma sarılığı denen bu durumu çözmek için, endoskopik olarak veya dışarıdan iğne yardımıyla tıkalı olan safra kanalına genişleyebilen metalik stentler veya küçük plastik tüpler yerleştirilir. Safra yolu tekrar açıldığında kaşıntı hızla azalır ve hastanın sarılığı gerileyerek çok büyük bir bedensel rahatlama sağlanır.
Bu durumlarda kullanılan medikal materyal ve yöntemler şunlardır:
- Tünelli drenaj kateterleri
- Karın içi şantlar
- Sıcak kemoterapi
- Safra yolu stentleri
- Safra bypass cerrahisi
- Perkütan drenaj tüpleri

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

