İntraduktal papilloma, süt kanalları içerisinde gelişen iyi huylu epitel dokusu büyümeleridir. Rahatsızlığın en temel belirtileri arasında meme başından kendiliğinden gelen tek taraflı berrak veya kanlı akıntılar, bölgesel hassasiyet ve kanal gerisinde hissedilen küçük yumuşak dolgunluklar yer alır.
Doğru tanı, genel cerrahi uzmanının gerçekleştirdiği fiziksel muayene, yüksek çözünürlüklü radyolojik görüntülemeler, endoskopik incelemeler ve hücresel yapıyı aydınlatan patolojik örnekleme uygulamalarıyla konulur.
Tedavi ve cerrahi yönetim, şikayete yol açan oluşumun sağlıklı meme parankimi korunarak çıkarılması esasına dayanır. Hedefe yönelik operasyonlarla mevcut yakınmalar giderilirken, olası riskli odaklar da güvenli sınırlarla uzaklaştırılır.
Hastanın yaşına ve beklentilerine göre kişiselleştirilen güncel girişimler, anatomik bütünlüğü ve fizyolojik işlevleri gözeterek iyileşme sürecinin oldukça hızlı ve konforlu geçmesine yardımcı olur.
İntraduktal Papilloma Nedir ve Meme Kanalları İçinde Nasıl Oluşur?
Meme dokusu, temel olarak süt üreten bezlerden ve üretilen bu salgıyı meme başına doğru taşıyan ince kanallar ağından meydana gelir. İntraduktal papilloma, bu süt kanallarının iç yüzeyini döşeyen hücre tabakasından kaynaklanan ve kanalın iç boşluğuna doğru büyüyen küçük, parmak veya siğil benzeri iyi huylu bir doku büyümesidir. Bu yapıların merkezinde, oluşumu besleyen ince damarlı ve bağ dokulu bir çekirdek yer alır. Bu hassas damarsal gövdenin etrafı ise kanalın iç yüzeyini oluşturan epitel hücreleri ve hemen altındaki koruyucu miyoepitel hücre katmanları ile sarılmıştır.
Meme sağlığı alanında yapılan tüm meme biyopsilerinin yaklaşık yüzde 1 ila yüzde 5 gibi küçük bir bölümünde bu duruma rastlanır. Tüm iyi huylu meme kitleleri içindeki payı yüzde 10’un altında kalsa da kadınlarda büyük bir endişe kaynağı olan patolojik meme başı akıntılarının yüzde 40 ila yüzde 70 gibi oldukça büyük bir kısmından birincil derecede bu küçük kanal içi oluşumlar sorumludur.
İntraduktal papilloma doğası gereği iyi huylu kabul edilse de sıradan bir basit meme kisti gibi değerlendirilip kendi haline bırakılması genellikle tercih edilmez. Lezyonun kendi bünyesinde veya hemen komşuluğundaki süt kanallarında hücresel düzensizliklerin, kanal içi erken evre meme kanseri odaklarının veya yayılma eğilimi gösteren farklı hücresel yapıların eş zamanlı bulunabilme ihtimali mevcuttur. Ayrıca tanı amacıyla yapılan iğne biyopsilerinde yalnızca sınırlı bir doku örneği alındığından, lezyonun geri kalanındaki olası riskli alanların ilk aşamada gözden kaçabilmesi mümkündür. Bu nedenle tanı ve tedavi adımlarının en başından itibaren bir genel cerrahi uzmanı tarafından titizlikle planlanması büyük önem taşır.
İntraduktal papilloma oluşumunun mikroskobik yapısında yer alan temel unsurlar şunlardır:
- Fibrovasküler damarsal çekirdek
- Lüminal epitel hücre tabakası
- Ablüminal miyoepitel koruyucu katman
- Kanal duvarına tutunan ince vasküler sap
- Apokrin metaplazi odakları
İntraduktal Papilloma Türleri Nelerdir ve Meme Dokusunda Nasıl Davranırlar?
Süt kanalları içinde gelişen bu oluşumlar, memedeki yerleşim bölgelerine, kaynaklandıkları kanalın genişliğine ve tek ya da çok sayıda olmalarına göre farklı klinik özellikler sergiler. Bu ayrımın net olarak yapılması, hastanın takip ve tedavi sürecinin genel cerrahi uzmanı tarafından nasıl yönlendirileceğini doğrudan belirler.
İntraduktal papilloma vakalarının klinik sınıflandırmasında öne çıkan başlıca türler ve ilişkili durumlar şunlardır:
- Soliter santral papillomlar
- Multipl periferik papillomlar
- Jüvenil papillomatozis
- Atipik duktal hiperplazi eşlikli papillomlar
- Sklerozan intraduktal papillomlar
Soliter santral papillomlar, doğrudan meme başının ve koyu renkli areola halkasının hemen altında yer alan ana toplayıcı süt kanallarının içinde tek başına gelişen yapılardır. Çoğunlukla 35 ile 55 yaş aralığındaki, menopoza geçiş sürecindeki veya menopoz öncesi dönemdeki kadınlarda izlenir. Kanal duvarına çok ince ve narin bir damar sapıyla tutunan bu dokular, pembe renkli, oldukça kırılgan ve genellikle yarım santimetrenin altında kalan küçük oluşumlardır. Çok nadir durumlarda yavaşça büyüyerek birkaç santimetre çapa ulaşabildikleri de görülür. Yapılan incelemede bu merkezi lezyonlara eşlik eden kuşkulu bir hücresel bozulma yani atipi bulunmadığı sürece, hastanın gelecekte meme kanserine yakalanma riskinde belirgin bir artış beklenmez ve kötü huylu bir yapıya dönüşme ihtimalleri oldukça düşüktür.
Multipl periferik papillomlar ya da tıbbi adıyla papillomatozis ise meme başının altındaki ana kanallardan değil meme dokusunun daha derin ve dış bölgelerinde bulunan en ince uç kanalların süt bezleriyle birleştiği noktalardan kaynaklanır. Tek bir odak yerine memenin çevresel kadranlarında birden fazla noktada kümelenmeler halinde ortaya çıkarlar. Merkezi olanlara kıyasla genellikle daha genç yaştaki kadınlarda saptanan bu çoklu yapılarda, hücrelerin normal dizilimlerini kaybetmesi anlamına gelen epitelyal atipi görülme sıklığı daha yüksektir. Bu yaygın hücresel çoğalma, yalnızca lezyonun bulunduğu bölgede değil her iki memede eş zamanlı veya ilerleyen yıllarda meme kanseri gelişme olasılığını artırabildiği için çok daha yakın bir cerrahi takip gerektirir.
İntraduktal Papilloma Gelişimini Tetikleyen Risk Faktörleri Nelerdir?
Süt kanalları içindeki bu hücresel hareketliliğin altında yatan mekanizmalar incelendiğinde, vücuttaki hormonal dengenin önemli bir rol oynadığı görülür. Özellikle östrojen hormonunun baskın olduğu süreçlerin, süt kanallarının iç yüzeyini döşeyen hücreleri uyararak kanal içi büyümeyi teşvik ettiği düşünülmektedir. Üreme çağının son dönemleri ile menopoz öncesi yıllarda yaşanan hormonal dalgalanmalar, merkezi yerleşimli oluşumların neden bu yaş grubunda daha sık görüldüğünü açıklar niteliktedir.
İntraduktal papilloma gelişiminde ve hücresel risk artışında etkili olabilen faktörler aşağıdaki gibidir:
- Östrojen hormon baskınlığı
- Otuz beş ile elli beş yaş aralığında olmak
- Ailede birinci derece yakınlarda meme kanseri öyküsü
- BRCA1 veya BRCA2 gen mutasyonu taşıyıcılığı
- Uzun süreli dışarıdan hormon replasman tedavisi kullanımı
- Geçmiş meme biyopsilerinde saptanmış hücresel atipi varlığı
Hormonal etkilerin yanı sıra genetik miras ve ailesel yatkınlıklar da bu oluşumların biyolojik davranışını etkileyebilir. Ailesinde meme kanseri öyküsü bulunan kadınlarda veya bilinen genetik mutasyon taşıyıcılarında saptanan kanal içi lezyonlar çok daha dikkatli değerlendirilmelidir. Bu ek biyolojik risk faktörlerinin varlığı, iyi huylu bir yapının zamanla hücresel bozulmaya uğrama veya riskli bir dokuyla bir arada bulunma olasılığını yükseltebilir. Böyle durumlarda genel cerrahi uzmanının lezyonu cerrahi olarak çıkarma kararı çok daha erken aşamada gündeme gelir.
İntraduktal Papilloma Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?
Bu rahatsızlığın en karakteristik ve hastayı doktora yönlendiren en önemli bulgusu, meme başından gelen olağan dışı akıntıdır. Tıbbi açıdan patolojik olarak değerlendirilen bu akıntı, emzirme dönemi dışındaki süt benzeri veya yeşilimsi iyi huylu salgılardan oldukça farklı özellikler taşır. Genellikle tek bir memeden gelir, memeyi sıkmaya gerek kalmadan kendiliğinden ortaya çıkar ve iç çamaşırında bıraktığı lekelerle fark edilir.
İntraduktal papilloma varlığında hastalarda gözlemlenebilen başlıca klinik belirtiler şunlardır:
- Tek taraflı meme başı akıntısı
- Kendiliğinden gelişen spontan sıvı çıkışı
- Kanlı veya pembe renkli meme başı akıntısı
- Su gibi berrak seröz meme başı akıntısı
- Tek bir kanal ağzından gelen noktasal akıntı
- Meme başı arkasında ele gelen küçük yumuşak kitle
- Memede bölgesel dolgunluk ve baskı hissi
- Adet döngüsünden bağımsız bölgesel meme ağrısı
- Meme başında veya areolada hafif çekinti
Akıntının kanlı veya berrak su gibi olmasının nedeni, lezyonun kendi iç yapısıyla doğrudan ilişkilidir. Kanal boşluğunda yer alan bu küçük oluşumun çok ince ve hassas bir damar sapı vardır. Günlük yaşamda memenin hareketi, kanal duvarlarının birbirine teması, yaşanan küçük travmalar veya bu ince sapın kendi etrafında dönerek kanlanmasının bozulması sonucunda doku kolayca kanayabilir. Kanal içine sızan bu kan veya doku sıvısı, süt kanalını takip ederek meme başındaki tek bir gözenekten dışarıya doğru akar.
Lezyonun boyutuna ve bulunduğu kanalın genişliğine göre klinik tablo farklı şikayetlerle de genişleyebilir. Özellikle meme başının hemen arkasında büyüyen merkezi papillomlarda veya kanal içinde sıvı birikimine bağlı kistik genişleme gelişen durumlarda, areola arkasında yumuşak kıvamlı, sınırları nispeten düzgün ve hareketli küçük bir kitle ele gelebilir. Eğer lezyonun kendisi ya da oluşan küçük bir kan pıhtısı süt kanalını tıkarsa, içerideki salgı dışarı akamaz ve geriye doğru birikerek memede bölgesel bir dolgunluk hissine veya ağrıya yol açabilir. Öte yandan düzenli meme kontrollerinin yaygınlaşması sayesinde pek çok kadında hiçbir akıntı veya ele gelen kitle olmadan, yalnızca rutin tarama ultrasonografisi veya mamografi çekimlerinde tesadüfen saptanan sessiz lezyonlara da rastlanmaktadır.
İntraduktal Papilloma Şüphesinde Genel Cerrahi Muayenesi Nasıl Yapılır?
Meme başı akıntısı veya meme başı arkasında ele gelen bir dolgunluk şikayetiyle genel cerrahi uzmanına başvurulduğunda, tanı süreci hastanın öyküsünün dinlenmesi ve kapsamlı bir fizik muayene ile başlar. Akıntının ne zaman başladığı, rengi, hastanın memeyi sıkmasıyla mı yoksa kendiliğinden mi geldiği ve eşlik eden başka bir şikayet olup olmadığı detaylıca sorgulanır.
Genel cerrahi uzmanının klinik değerlendirme sırasında dikkat ettiği muayene bulguları şunlardır:
- Tetikleyici nokta basısıyla akıntının çıktığı saat kadranı
- Akıntının geldiği tekil süt kanalı ağzının konumu
- Meme başı arkasında palpe edilen kitlenin kıvamı ve hareketliliği
- Meme başı derisinde ve areolada görsel değişimler
- Koltuk altı lenf bezlerinin klinik durumu
Fizik muayene sırasında genel cerrahi uzmanı yalnızca memede ele gelen bir kitle olup olmadığını kontrol etmekle yetinmez; aynı zamanda akıntının kaynağını bulmak için tetikleyici nokta muayenesi adı verilen özel bir değerlendirme yapar. Bu işlemde memenin dış kısımlarından meme başına doğru, bir saatin kadranlarını takip eder gibi ışınsal doğrultuda nazikçe parmak basısı uygulanır. Hangi saat kadranına dokunulduğunda meme başındaki tek bir kanal ağzından sıvı çıkışı olduğu dikkatle izlenir. Akıntıyı başlatan bu özel noktanın ve ilgili saat kadranının belirlenmesi, hastalıklı süt kanalının memenin hangi bölgesinde yer aldığını ortaya koyar. Bu değerli bulgu, hem yapılacak görüntülemelere rehberlik eder hem de genel cerrahi uzmanının olası bir ameliyatta hangi kanala odaklanacağını gösteren temel anatomik haritayı oluşturur.
İntraduktal Papilloma Tanısında Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?
Klinik muayenenin tamamlanmasının ardından, süt kanallarının iç yapısını ve çevre meme dokusunu ayrıntılı biçimde görmek için modern radyolojik ve endoskopik görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Her tanı aracının kendine özgü güçlü yönleri ve tanı sürecine kattığı farklı değerler vardır.
İntraduktal papilloma tanı sürecinde başvurulan görüntüleme ve inceleme yöntemleri şunlardır:
- Yüksek çözünürlüklü meme ultrasonografisi
- Renkli Doppler ultrasonografi
- Dijital mamografi
- Dinamik kontrastlı meme MRG
- Mikroendoskopik meme duktoskopisi
- Kalın iğne tru-cut biyopsisi
- Vakum destekli meme biyopsisi
Görüntüleme zincirinde yüksek çözünürlüklü meme ultrasonografisi genellikle ilk basamakta yer alır. Radyasyon içermeyen bu yöntemle meme başının arkasındaki genişlemiş süt kanalları yakından taranır. Genişlemiş kanalın içindeki küçük katı polip yapıları, kist içine doğru uzanan nodüller veya kanal duvarındaki düzensizlikler ultrasonografi ile seçilebilir. İncelemeye eklenen Renkli Doppler özelliği ise lezyonun içindeki o ince besleyici damar sapındaki kan akımını göstererek tanıyı destekler. Ancak çok küçük, milimetrik boyutlardaki oluşumlarda ultrasonografinin lezyonu her zaman gösteremeyebileceği ve kanal içinde birikmiş yoğun hücresel tortuların gerçek bir papillom ile karışabileceği dikkate alınmalıdır.
Özellikle 40 yaş ve üzerindeki hastalarda olası bir kötü huylu durumu dışlamak amacıyla dijital mamografi çekilmesi standart bir yaklaşımdır. Süt kanalı içindeki küçük ve yumuşak yapılar mamografide doğrudan nadiren görülseler de lezyona eşlik edebilecek şüpheli kireçlenme kümeleri yani pleomorfik mikrokalsifikasyonlar veya doku çekilmeleri mamografi sayesinde yakalanabilir. Çevresel bölgelerde çok odaklı papillomatozis şüphesi olduğunda veya kanlı akıntıya rağmen ultrasonografi ve mamografide bulgu saptanamayan durumlarda ise dinamik kontrastlı meme MRG devreye girer. Yüksek yumuşak doku çözünürlüğü sunan MRG, kanal boyunca uzanan tutulumları ve memenin derinliklerindeki yayılımı haritalamada oldukça duyarlıdır.
Meme duktoskopisi ise akıntının geldiği süt kanalının ağzından içeriye çapı bir milimetrenin altında olan çok ince fiberoptik kameralarla girilerek kanalların doğrudan incelenmesi işlemidir. Bu yöntem kanal içindeki lezyonun gözle görülmesini, kanalda birikmiş hücresel tortuların yıkanarak gereksiz ameliyatların önlenmesini ve ameliyat edilecek hastalıklı kanalın boya veya tel ile işaretlenmesini sağlar. Radyolojik olarak saptanan şüpheli kitlelerde ise ameliyat öncesinde doku tanısı koymak amacıyla kalın iğne veya vakum destekli biyopsiler uygulanır.
İntraduktal Papilloma Biyopsisinde Tanısal Evre Artışı Riski Neden Oluşur?
İğne biyopsisi sonucunda iyi huylu intraduktal papilloma tanısı konulan hastalarda, genel cerrahi uzmanının bu dokunun cerrahi olarak tamamen çıkarılmasını önermesinin en önemli nedeni tanısal evre artışı yani upgrade riskidir. İğne biyopsileri lezyonun tamamını değil yalnızca iğnenin ulaştığı küçük bir kısmını örnekler. Oysa bu kanal içi oluşumlar yapısal olarak her noktasında aynı hücresel özelliği göstermeyebilir; bir ucu tamamen iyi huylu görünürken tabanında veya kenarında farklı hücresel değişimler barındırabilir.
İntraduktal papilloma vakalarında tanısal evre artışı olasılığını yükselten durumlar aşağıdaki gibidir:
- İğne biyopsisinde fokal epitelyal atipi saptanması
- Hastanın kırk beş yaş ve üzerinde olması
- Lezyonun memenin dış kadranlarında yerleşmesi
- Çok odaklı periferik papillomatozis varlığı
- Radyolojik görüntüleme ile patoloji sonucunun uyumsuzluğu
- Lezyon boyutunun bir santimetreden büyük olması
- Mamografide şüpheli mikrokalsifikasyonların eşlik etmesi
Yapılan bilimsel araştırmalar, iğne biyopsisinde iyi huylu olarak raporlanan papiller lezyonların cerrahi olarak bütünüyle çıkarılıp incelenmesinin ardından, yaklaşık yüzde 10 ila yüzde 25 oranında tanısal evre artışı yaşandığını ortaya koymaktadır. Yani biyopside masum görünen bir dokunun tamamı incelendiğinde, içinde atipik duktal hiperplazi, kanal içi karsinom veya yayılma özelliği gösteren karsinom odakları saptanabilmektedir.
Çıkarılan dokunun patolojik ayırıcı tanısında en belirleyici unsur miyoepitel hücre tabakasıdır. İyi huylu bir papillomda damarsal yapıların etrafındaki bu koruyucu hücre tabakası devamlılığını korurken, kötü huylu papiller lezyonlarda bu tabaka kısmen veya tamamen kaybolur. Patoloji uzmanları dokuya uyguladıkları özel immünhistokimyasal boyamalarla bu koruyucu katmanın durumunu değerlendirerek iyi huylu oluşum ile karsinom ayrımını netleştirirler.
İntraduktal Papilloma Tedavisinde Cerrahi Müdahale Ne Zaman Gerekir?
İntraduktal papilloma olgularında temel ve kalıcı tedavi yaklaşımı, lezyonun patolojik inceleme için çevresindeki dar bir sağlam doku sınırıyla birlikte cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Bu işlem hem hastanın yaşam kalitesini düşüren meme başı akıntısının giderilmesini sağlar hem de dokunun tamamının incelenmesine olanak tanıyarak tanısal belirsizlikleri ortadan kaldırır.
Genel cerrahi uzmanının intraduktal papilloma için cerrahi eksizyon önerdiği başlıca durumlar şunlardır:
- Biyopside atipik hücre çoğalması saptanması
- Devam eden kanlı veya berrak meme başı akıntısı
- Radyoloji ve patoloji sonuçları arasında uyumsuzluk bulunması
- Hastanın kırk beş yaşın üzerinde olması
- Çok odaklı periferik papillomatozis tablosu
- Meme başı arkasında ele gelen belirgin kitle varlığı
- Takip sürecinde boyut artışı gösteren lezyonlar
Genel cerrahi uzmanı uygulanacak cerrahi yöntemi belirlerken akıntının tek veya birden fazla kanaldan gelmesini, lezyonun memedeki konumunu, hastanın yaşını ve gelecekteki emzirme beklentisini dikkate alır. Tek bir kanaldan gelen akıntılarda ve ileride çocuk sahibi হয়ে emzirmeyi düşünen genç kadınlarda sağlam süt kanallarını koruyan seçici yöntemler tercih edilir. Çoklu kanal tutulumlarında, yaygın kanal genişlemelerinde veya ailesini tamamlamış ileri yaştaki kadınlarda ise meme başı arkasındaki ana kanal demetinin çıkarıldığı daha kapsamlı yaklaşımlar uygulanır.
İntraduktal Papilloma Cerrahisinde Mikrodokektomi Yöntemi Nasıl Uygulanır?
Mikrodokektomi, yalnızca tek bir süt kanalından kaynaklanan patolojik meme başı akıntılarında ve meme başı arkasındaki tekil santral papillomlarda genel cerrahi uzmanları tarafından uygulanan, doku koruyucu bir cerrahi yaklaşımdır. Ameliyatın temel amacı, memedeki sağlıklı süt kanallarına zarar vermeden sadece soruna yol açan tek kanalı bularak çıkarmaktır.
Mikrodokektomi operasyonu sırasında genel cerrahi uzmanının izlediği temel uygulama adımları şunlardır:
- Akıntı gelen kanal ağzının künt dilatatörlerle genişletilmesi
- Kanal içine seyreltilmiş metilen mavisi boyası verilmesi
- Duktoskopi eşliğinde mikro-kılavuz tel yerleştirilmesi
- Areola sınırından küçük yay şeklinde kozmetik kesi yapılması
- Maviye boyalı hastalıklı kanalın çevre dokudan ayrıştırılması
- Hastalıklı kanalın küçük bir doku konisiyle çıkarılması
- Estetik gizli dikişlerle kesi hattının kapatılması
Operasyon esnasında akıntının geldiği kanal ağzı çok ince aletlerle nazikçe genişletilir ve içeriye az miktarda tıbbi mavi boya verilir. Bu işlem sayesinde yalnızca hastalıklı olan kanal sistemi maviye boyanarak görünür hale gelir. Ardından meme başı çevresindeki koyu renkli halkanın sınırından yapılan küçük ve izi kolayca gizlenebilen bir kesi ile içeri girilir. Maviye boyanmış olan süt kanalı meme başının hemen altından başlanarak memenin derinliğine doğru yaklaşık üç-dört santimetre boyunca çevresindeki minimal doku ile birlikte çıkarılır. Bu tekniğin en önemli avantajı, sağlam süt kanallarına dokunulmaması sayesinde meme başı duyusunun ve emzirme potansiyelinin büyük ölçüde korunması, ayrıca ameliyat sonrası kozmetik görünümün oldukça doğal kalmasıdır.
İntraduktal Papilloma İçin Subareolar Duktus Eksizyonu ve Diğer Cerrahi Teknikler Nelerdir?
Her hastada tek bir kanal seçilemeyebilir veya hastalık birden fazla kanalı aynı anda etkilemiş olabilir. Birden fazla kanaldan gelen patolojik akıntılarda, tek kanalın boyanarak işaretlenemediği durumlarda, yaygın kanal genişlemesi olanlarda veya emzirme beklentisi bulunmayan ileri yaştaki kadınlarda subareolar total duktus eksizyonu yani Hadfield prosedürü tercih edilir.
İntraduktal papilloma tedavisinde hastanın durumuna göre uygulanan alternatif cerrahi prosedürler şunlardır:
- Subareolar total duktus eksizyonu
- Tel kılavuzluğunda segmenter meme eksizyonu
- Roll yöntemi ile radyoaktif işaretlemeli eksizyon
- Duktoskopik intralüminal mikrobasket polipektomisi
- Endoskopik kanal içi basınçlı yıkama ve debridman
Subareolar total duktus eksizyonunda, yine areola sınırından yapılan kesi sonrasında meme başının hemen altında yer alan toplayıcı ana süt kanallarının tamamı koni şeklinde bir blok halinde çıkarılır. Bu yaklaşım meme başı arkasındaki tüm kanal sistemini ortadan kaldırdığı için akıntının tekrarlama olasılığını büyük oranda azaltır ve gözden kaçabilecek diğer mikroskobik odakları da temizler. Ancak süt kanallarının tamamı çıkarıldığı için bu memede emzirme fonksiyonunun kalıcı olarak sona ereceği ameliyat öncesinde hasta ile detaylıca konuşulur.
Muayenede ele gelmeyen ancak görüntüleme yöntemleriyle memenin dış kısımlarında saptanan periferik papillomlarda ise radyolojik tel kılavuzluğunda segmenter eksizyon uygulanır. Ameliyat öncesinde radyoloji ünitesinde lezyonun içine ince bir kılavuz tel yerleştirilir ve genel cerrahi uzmanı ameliyatta bu teli takip ederek yalnızca hedef bölgeyi güvenli sınırlarla çıkarır. Uygun seçilmiş, çok küçük ve ince saplı bazı kanal içi papillomlarda ise duktoskopi cihazının içinden ilerletilen mikro-sepet kateterler yardımıyla kesi yapılmaksızın kanal içinden çıkarma işlemleri uygulanabilmektedir. Ancak lezyon tabanının cerrahi sınır kontrolüne tam izin vermemesi nedeniyle, geniş tabanlı veya atipi şüphesi taşıyan olgularda açık cerrahi çıkarma işlemleri temel tedavi seçeneği olmayı sürdürmektedir.
İntraduktal Papilloma Ameliyatı Sonrası İyileşme ve Takip Süreci Nasıldır?
Genel cerrahi uzmanı tarafından gerçekleştirilen seçici kanal çıkarma veya subareolar kanal eksizyonu ameliyatları sonrasında hastalar genellikle aynı gün veya ertesi gün günlük yaşamlarına dönebilirler. Ameliyatların ardından patolojik meme başı akıntısının kesilerek şikayetlerin giderilme oranı yüzde 95’in üzerindedir. Cerrahi işlemin ardından sürecin nasıl devam edeceğini ise çıkarılan dokunun ayrıntılı patoloji raporu belirler.
İntraduktal papilloma ameliyatı sonrasında patoloji sonucuna göre şekillenen takip ve tedavi adımları şunlardır:
- Yıllık rutin klinik meme muayenesi
- Yaş grubuna uygun yıllık mamografi taraması
- Düzenli aralıklarla meme ultrasonografisi kontrolü
- Periferik papillomatoziste dinamik kontrastlı meme MRG izlemi
- Sınır pozitifliğinde tamamlayıcı cerrahi re-eksizyon
- Multidisipliner meme onkolojisi konseyi değerlendirmesi
Nihai patoloji incelemesinde herhangi bir hücresel bozulma yani atipi içermeyen tekil intraduktal papilloma doğrulandığında, yapılan cerrahi girişim hem kesin tanı hem de yeterli tedavi niteliği taşır. Bu hastalar yaşlarına uygun standart yıllık meme muayenesi ve rutin tarama programlarına alınarak takip edilirler.
Çıkarılan dokuda atipik duktal hiperplazi, kanal içi karsinom veya invaziv karsinom gibi tanısal evre artışı gösteren durumlar saptandığında ise cerrahi sınırların temizliği büyük önem kazanır. Eğer riskli hücreler çıkarılan dokunun en dış sınırına kadar uzanıyorsa, genel cerrahi uzmanı tarafından o bölgede temiz sınır elde edilene kadar tamamlayıcı bir cerrahi işlem planlanabilir ve hasta multidisipliner meme konseylerinde ek tedaviler açısından değerlendirilir. Çevresel çoklu papillomatozis zemininde takip edilen hastalar ise, her iki memede karsinom gelişme riskindeki artış nedeniyle düzenli meme ultrasonografisi, mamografi ve dinamik kontrastlı meme MRG protokollerini içeren daha yakın bir izlem programında tutulurlar.

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

