Meme muayenesi için başvurulması gereken tıbbi birim doğrudan Genel Cerrahi uzmanlığıdır. Göğüs bölgesinde fark ettiğiniz yeni bir kitle, ele gelen sertlik, ciltte şekil değişikliği veya olağandışı bir hassasiyet durumunda randevunuzu genel cerrahi polikliniğinden almalısınız. Toplumumuzda meme sağlığı ile ilgili şikayetlerde sıklıkla kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına başvurma alışkanlığı bulunsa da meme dokusu hastalıklarının asıl muhatabı genel cerrahlardır. Sağlığınızı şansa bırakmamak, erken teşhis fırsatını kaçırmamak ve en doğru değerlendirmenin yapılabilmesi için rutin meme kontrollerinizi veya ani gelişen şikayetlerinizi mutlaka bu alanda uzmanlaşmış bir genel cerraha emanet etmelisiniz. Doğru branşla yola çıkmak, sürecin güvenle ve hızla ilerlemesini sağlar.
Meme Şikayetlerinde Neden Doğrudan Genel Cerrahiye Başvurulmalıdır?
Meme sağlığı ile ilgili tıbbi süreçler basit bir fiziksel kontrolden ibaret değildir. Özellikle meme kanseri şüphesi söz konusu olduğunda, tanı ve tedavi süreci tek bir hekimin bireysel kararlarına bırakılamayacak kadar kapsamlıdır. Bu süreç tıp dünyasında multidisipliner olarak adlandırılan, birçok farklı uzmanlık alanının bir araya gelerek uyum içinde çalışmasını gerektiren büyük bir organizasyondur. Genel cerrahi uzmanı bu karmaşık yapının tam merkezinde durur ve sürecin yönetimini üstlenir. Hastanın polikliniğe adım attığı ilk andan itibaren şikayetlerin detaylıca dinlenmesi, klinik değerlendirmenin yapılması ve sürecin tıbbi kurallara uygun olarak başlatılması genel cerrahın ana sorumluluğundadır.
Genel cerrah, hastayı dikkatlice dinledikten sonra gerekli gördüğü durumlarda ultrasonografi veya mamografi gibi görüntüleme tetkikleri ister. Radyoloji uzmanları tarafından hazırlanan bu görüntüleme raporları, cerrahın kendi muayene bulgularıyla birleştirilerek titizlikle yorumlanır. Bu değerlendirme sonucunda eğer şüpheli bir yapı tespit edilirse, yine genel cerrah tarafından o dokudan parça alınması işlemi planlanır ve klinik ortamda uygulanır. Biyopsi sonucu kesinleştiğinde ise süreç daha da geniş bir uzman ekibiyle yönetilmeye başlar. Tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, plastik cerrahi, nükleer tıp, tıbbi genetik ve patoloji uzmanlarının bir araya geldiği konseyler toplanır. Bu geniş katılımlı bilimsel toplantılarda her hastanın tıbbi durumu özel olarak masaya yatırılır ve o kişiye en uygun tedavi yol haritası belirlenir. Tüm bu karmaşık adımların kusursuz, hızlı ve güvenli bir şekilde ilerleyebilmesi için ilk başvurunun doğru adrese, yani genel cerrahiye yapılmış olması zaman kaybını önleyen en hayati faktördür.
Meme Dokusunun İç Yapısı Nasıldır ve Meme Hastalıkları Nereden Kaynaklanır?
Meme muayenesinin mantığını ve doktorun muayene sırasında elleriyle ne aradığını kavrayabilmek için öncelikle meme dokusunun temel anatomisini ana hatlarıyla anlamak büyük fayda sağlar. Meme, göğüs duvarında büyük göğüs kasının (pektoral kas) hemen üzerinde yer alan, temel işlevi bebeğin beslenmesi için süt üretimi ve iletimi olan karmaşık bir bez yapısıdır. Dokunun büyük bir kısmı dışarıdan hissedilen yağ ve bağ dokusundan oluşurken, içeride çok iyi organize olmuş, ağaç dallarına benzeyen bir kanal sistemi bulunur.
Anatominin temel yapı taşları şunlardır:
- Lobüller
- Duktuslar
- Stroma
Bu yapıları biraz daha detaylandırmak gerekirse; lobüller memede doğrudan sütü üreten küçük keseciklerdir. Duktuslar ise bu üretilen sütü meme başına doğru taşıyan ince tüpler yani süt kanallarıdır. Stroma ise, bu süt bezlerini ve iletim kanallarını çevreleyen, onlara şekil veren, memenin büyüklüğünü, esnekliğini ve yumuşaklığını büyük ölçüde belirleyen yağ ve bağ dokusudur. Bir kitle hissedildiğinde, bu yapıların herhangi birinden kaynaklanan bir problemle karşı karşıya kalınmış olabilir. Çoğu zaman stroma dokusundaki masum bir bağ dokusu büyümesi (fibroadenom) veya süt kanallarındaki genişlemelerden kaynaklanan iyi huylu bir kist ele gelebilir. Daha nadir durumlarda ise kanal hücrelerinden veya süt bezlerinden kaynaklanan kötü huylu bir tümör oluşabilir. Klinik muayenenin temel amacı da parmak uçlarıyla hissedilen bu yapısal farklılıkları doğru bir şekilde ayırt edebilmektir.
Genel Cerrahi Polikliniğinde Klinik Meme Muayenesi Öncesinde Hastaları Neler Bekler?
Hasta polikliniğe adım attığında tıbbi süreç doğrudan fiziksel muayene masasında başlamaz. Güvenilir ve doğru bir teşhisin en önemli adımı, hastadan oldukça detaylı bir tıbbi hikaye alınmasıdır. Buna tıp dilinde anamnez adı verilir. Bu karşılıklı görüşmede amaç hastanın kişisel hastalık risk profilini en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkarmak ve şikayetlerin kaynağını anlamaktır. Şikayetin ne zaman başladığı, günün hangi saatlerinde veya ayın hangi günlerinde artış gösterdiği, zaman içinde boyut, kıvam veya şekil değiştirip değiştirmediği dikkatle sorgulanır.
Klinik muayene öncesinde hastadan alınan anamnezde sorulan temel bilgiler şunlardır:
- Hastanın yaşı
- Şikayetin başlangıç zamanı
- İlk adet görme yaşı
- Menopoza giriş yaşı
- Ailedeki kanser öyküleri
- Geçmişte kullanılan hormon ilaçları
- Doğum ve emzirme geçmişi
Bu spesifik soruların her biri rastgele değil ayrı bir tıbbi risk faktörünü hesaplamak için sorulur. Örneğin hastanın ailesinde, özellikle anne, kız kardeş, hala veya teyze gibi yakın akrabalarda meme kanseri veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunması, genetik yatkınlık açısından çok kritik bir veridir. Erken yaşta adet görmeye başlamak ve çok geç yaşlarda menopoza girmek, kadın vücudunun östrojen hormonuna daha uzun yıllar maruz kaldığı anlamına geldiği için risk hesaplamasında mutlaka göz önünde bulundurulur. Aynı şekilde uzun süre kesintisiz kullanılan doğum kontrol hapları, kısırlık tedavileri veya menopoz sonrası dönemde uygulanan hormon yerine koyma takviyeleri de bu detaylı görüşme sırasında hasta dosyasına kayıt altına alınır.
Klinik Meme Muayenesi İçin En Doğru ve İdeal Zaman Hangi Dönemdir?
Klinik ortamda hekim tarafından gerçekleştirilen fiziksel muayene, teşhis sürecinin ilk, en değerli ve en kritik basamağıdır. Bu muayenenin teşhis doğruluğunu, hastanın bedensel konforunu ve sonuçların güvenilirliğini artırmak için zamanlaması son derece büyük önem taşır. Adet gören kadınlarda hormon seviyeleri (özellikle östrojen ve progesteron) ay boyunca sürekli olarak dalgalanır. Özellikle adet kanaması öncesindeki günlerde vücutta genel bir su tutulumu, şişkinlik hissi ve memelerde belirgin bir dokunma hassasiyeti artışı yaşanır. Bu fizyolojik durum meme dokusunun normalden daha sert, dolgun ve gergin olmasına neden olur. Bu gerginlik, dokunun derinliklerinde saklanabilecek çok küçük boyutlu kitlelerin doktorun parmaklarından kaçmasına veya normal kistik yapıların yanıltıcı bir şekilde kitle gibi hissedilmesine yol açabilir.
Bu yanıltıcı bedensel etkileri ortadan kaldırmak için muayene zamanı dikkatle seçilmelidir. Tıbbi açıdan en ideal muayene dönemi, hormon dalgalanmalarının en aza indiği, memelerin sıvı tutulumundan arınarak en yumuşak ve kistik gerginliklerden en uzak olduğu dönemdir. Bu dönem genellikle adet kanamasının bitimini takip eden beşinci ile yedinci günler arasına denk gelir. Bu günlerde dokular çok daha rahat, yumuşak ve net bir şekilde değerlendirilir. Ancak menopoza girmiş, rahim veya yumurtalık ameliyatı geçirmiş ya da aktif hamilelik sürecinde olan kadınlarda böyle döngüsel bir hormonal dalgalanma olmadığı için klinik muayene herhangi bir gün rahatlıkla yapılabilir.
Görsel Meme Muayenesi Sırasında Nelere Dikkat Edilir?
Fiziksel muayenenin ilk aşaması, hastaya hiç dokunmadan, sadece çok iyi aydınlatılmış bir ortamda yapılan detaylı ve dikkatli bir görsel incelemedir. Hasta muayene masasının kenarında dik bir şekilde otururken, doktoru tarafından farklı vücut pozisyonları alması istenir. Kolların doğal olarak yanlarda aşağıya doğru sarktığı, ellerin belde sıkıca tutulduğu ve kolların tamamen başın üzerine havaya kaldırıldığı üç farklı postürde meme dokusunun dış görünüşü dikkatle izlenir.
Bu pozisyon değişikliklerinin çok önemli tıbbi nedenleri ve mekanizmaları vardır. Örneğin eller bele konup göğse doğru güçlüce bastırıldığında, göğüs duvarının altındaki pektoral kaslar kasılır. Eğer dokunun derinliklerinde, altındaki kasa veya zarına tutunmuş kötü huylu bir tümör varsa, kasın kasılmasıyla birlikte bu tümör deriyi içeri doğru çekecek ve cildin üzerinde küçük bir çukurluk yaratacaktır. Kollar yukarı kaldırıldığında ise meme altı kıvrımının simetrisi daha net görülür.
Gözlem sırasında aranılan başlıca belirtiler şunlardır:
- Meme asimetrisi
- Ciltte portakal kabuğu görünümü
- Bölgesel cilt kızarıklığı
- Meme başı çökmesi
- Ciltte gamzeleşme
- Areola çevresinde pullanma
İki meme arasında doğuştan gelen ufak boyut farklılıkları (biri diğerinden hafifçe büyük olabilir) tamamen normal kabul edilir. Ancak yıllar içinde sonradan ortaya çıkan ve memenin genel şeklini bozan belirgin yapısal asimetriler detaylıca incelenmesi gereken durumlardır. Ciltte kıl köklerinin belirginleşerek kalınlaşması, bölgesel bir ısı artışı, ödem veya meme başının aniden yön değiştirmesi de görsel muayenenin en çok odaklandığı, enfeksiyon veya enflamatuar süreçleri işaret edebilen bulgular arasındadır.
Elle Meme Muayenesi Hangi Tekniklerle Uygulanır?
Görsel inceleme aşaması tamamlandıktan sonra elle yapılan tarama, yani palpasyon aşamasına geçilir. Bu işlem genellikle hasta muayene masasına sırt üstü rahatça yatarken gerçekleştirilir. Muayene edilecek taraftaki omuzun altına küçük, destekleyici bir yastık veya havlu yerleştirilir ve hastadan o kolunu başının arkasına koyması istenir. Bu özel pozisyon, göğüs kaslarını gererek meme dokusunun göğüs kafesi üzerinde ince, düz bir tabaka halinde yayılmasını sağlar. Böylece çok derinlerdeki dokular bile çok daha yüzeye taşınarak parmaklarla ulaşılabilir hale gelir.
Doktor muayeneyi işaret, orta ve yüzük parmaklarının iç, yani yassı yüzeylerini kullanarak gerçekleştirir. Parmak uçları yeterince geniş ve hassas bir temas alanı sağlamadığı ve dokuyu gereksiz yere itebileceği için kullanılmaz. Yapılan en büyük hatalardan biri dokunun iki parmak arasına alınıp sıkıştırılmasıdır. Bu hareket, normal süt bezlerinin bir araya toplanarak kişide yalancı bir kitle hissi yaratmasına sebep olur. Doğru tıbbi muayene, meme dokusunun parmakların geniş yüzeyiyle yavaşça, ezmeden göğüs kafesine doğru dairesel hareketlerle taranması esasına dayanır.
Köprücük kemiğinden başlanarak meme altı çizgisine, koltuk altı sınırından göğüs kemiğinin tam ortasına kadar olan tüm geniş alan santim santim taranır. Cildin hemen altındaki yüzeyel dokulardan göğüs kasına kadar inen tüm katmanlar hafif, orta ve derin baskılarla sırayla kontrol edilir. Saptanan bir kitle varsa kıvamı (sert veya lastik gibi), kenarlarının ne kadar düzgün olduğu ve bulunduğu yere yapışık olup olmadığı dikkatlice değerlendirilir. Aynı seans içinde mutlaka koltuk altı ve köprücük kemiği çevresindeki lenf bezleri de detaylıca kontrol edilir. Çünkü meme dokusu hücresel atıklarını ve lenfatik sıvısını büyük oranda bu bölgelere boşaltır ve olası bir hücresel değişim ilk olarak bu bezlerde büyüme şeklinde kendini gösterebilir.
Meme Başı Akıntısı Hangi Durumlarda Ciddiye Alınmalı ve İncelenmelidir?
Meme başı akıntıları pek çok kadında sık karşılaşılan, görüldüğünde psikolojik olarak büyük bir panik ve endişe yaratan ancak önemli bir kısmı tamamen iyi huylu nedenlere dayanan durumlardır. Hormonal dengesizlikler (özellikle prolaktin hormonu yüksekliği), psikiyatrik tedavilerde kullanılan bazı ilaçlar, tiroid problemleri veya sadece süt kanallarındaki yaşa bağlı basit genişlemeler sıklıkla bu akıntılara yol açabilir. Ancak tıbbi olarak çok yakından incelenmesi ve tahlil edilmesi gereken bazı spesifik akıntı tipleri de mevcuttur.
Tehlike işareti sayılan akıntı özellikleri şunlardır:
- Kanlı görünüm
- Su gibi berrak yapı
- Kendiliğinden gelme durumu
- Tek memeden kaynaklanması
- Tek bir kanaldan gelmesi
Özellikle memeyi hiç sıkmadan, tamamen kendiliğinden hastanın iç çamaşırına bulaşan, rengi şeffaf olan veya kanlı/pembe renkli akıntılar zaman kaybedilmeden bir cerrah tarafından incelenmelidir. Bu tür akıntılar, kanalların içinde yerleşmiş intraduktal papillom adı verilen küçük, kanamaya meilli iyi huylu et benlerinin belirtisi olabileceği gibi, daha nadiren kanal içi hücresel bozulmaların veya erken evre kanserlerin de ilk habercisi olabilir.
Kendi Kendine Meme Muayenesi Erken Teşhis İçin Neden Kritik Bir Adımdır?
Klinik ortamda doktor tarafından yapılan profesyonel muayenenin yanı sıra meme sağlığının korunmasında ve hastalıkların çok erken evrede teşhis edilmesinde hastanın kendi bedenine olan dikkati çok büyük ve yenilmez bir güçtür. Yirmi yaşını doldurmuş her kadının rutin olarak ömrü boyunca uygulaması gereken kendi kendine muayene, tamamen ücretsiz, sadece birkaç dakika süren ancak kelimenin tam anlamıyla hayat kurtarıcı bir kişisel bakım alışkanlığıdır.
Buradaki temel felsefe, kişinin kendi kendine teşhis koymaya veya kanser aramaya çalışması değildir. Asıl amaç kişinin kendi normal meme dokusunu her ay düzenli olarak hissedip o dokunun üç boyutlu haritasını zihnine kazımasıdır. Aylar boyunca kendi dokusunun normal iniş çıkışlarını, doğal pütürlerini ve kıvamını bilen bir el, o dokuda yeni oluşmaya başlayan nohut veya mercimek büyüklüğündeki yabancı bir farklılığı, olağan dışı bir sertliği anında fark edebilir. Bu bilinçli erken farkındalık, herhangi bir hastalığın henüz lenf bezlerine bile ulaşmadan, vücuda yayılmadan en erken evrede yakalanıp, oldukça basit cerrahi müdahalelerle çözülebilmesinin en değerli anahtarıdır.
Kendi Kendine Meme Muayenesi Evde Hangi Adımlarla Uygulanmalıdır?
Kişisel muayene zamanı, tıpkı klinikte olduğu gibi hormonal şişkinliklerin indiği, adet kanamasının bitimini takip eden günlerde yapılmalıdır. Menopozdaki kişiler, hamileler veya emziren kadınlar ise takibi kolaylaştırmak için her ayın ilk günü gibi akılda kalıcı, sabit bir tarihi belirleyerek bu ritüeli oluşturabilirler. Muayene ritüeli birbirini tamamlayan görsel ve dokunsal adımlardan oluşur ve her bir adım farklı derinliklerdeki değişimleri gözden kaçırmamak için özenle tasarlanmıştır.
Kendi kendine meme muayenesinin temel pozisyonları şunlardır:
- Ayna karşısında dik duruş
- Kollar yukarıda duruş
- Eller belde duruş
- Ayakta duş pozisyonu
- Sırt üstü yatış pozisyonu
Öncelikle iyi aydınlatılmış bir ayna karşısına geçilerek meme derisinde, meme başlarında herhangi bir asimetri, kızarıklık, çökme veya renk değişimi olup olmadığı kontrol edilir. Ardından duş sırasında sabunlanmış cilt üzerinde elle tarama yapılır. Sabunun kayganlaştırıcı etkisi, parmakların cilt üzerinde pürüzsüzce kaymasını sağlayarak çok derinlerdeki milimetrik sertliklerin bile kolayca hissedilmesine imkan tanır. Son aşamada ise rahat bir yatağa sırt üstü uzanılır, incelenecek tarafın omzunun altına destekleyici bir yastık konur. Karşı elin üç parmağıyla dıştan içe doğru dairesel hareketler çizilerek memenin tamamı göğüs kafesine doğru hafifçe bastırılarak derinlemesine taranır. İşlem mutlaka her iki koltuk altı çukurunun lenf bezleri açısından kontrol edilmesiyle sonlandırılır.
Yaşa ve Risk Durumuna Göre Meme Tarama Yöntemleri Nelerdir?
Meme kanseri tarama programlarının tıptaki asıl varoluş amacı, kişide henüz hiçbir gözle görülür belirti yokken, kitleler dışarıdan parmakla hissedilebilecek boyuta dahi ulaşmadan hücresel düzeydeki değişimleri yıllar öncesinden tespit etmektir. Tarama planlaması standart tek bir şablondan ibaret değildir; bireyin yaşına, meme dokusunun yoğunluğuna ve ailesindeki genetik risk faktörlerine göre özel olarak şekillendirilir.
Kullanılan temel tarama ve görüntüleme yöntemleri şunlardır:
- Meme ultrasonografisi
- Dijital mamografi
- Dinamik kontrastlı manyetik rezonans
Kırk yaşın altındaki genç hastalarda süt üreten bez dokuları çok yoğundur ve bu beyaz doku yapıları mamografide kullanılan düşük doz X ışınlarının görüntü oluşturmasını oldukça zorlaştırır. Bu nedenle genç yaştaki kadınlarda ilk tercih, kesinlikle radyasyon içermeyen ve ses dalgalarıyla çalışarak çok net sonuçlar veren ultrasonografidir. Kırk yaşından sonra ise meme dokusu yavaş yavaş yağ dokusuna doğru değişim gösterir. Bu yaşlardan itibaren mamografinin tanısal başarısı inanılmaz derecede artar. Mamografi, kötü huylu tümörlerin en erken belirtisi olan ve mikrokalsifikasyon adı verilen toz şeklindeki kireçlenme noktalarını milimetrik düzeyde saptayabilen dünyadaki altın standart yöntemdir. Ailesinde birinci derece yakınlarında meme kanseri bulunan veya genetik testlerinde risk saptanan kişilerde ise bu yöntemlere ek olarak dokuya çok farklı bir perspektiften bakan ve yüksek hassasiyete sahip manyetik rezonans (MR) görüntüleme de rutin tarama programlarına mutlaka dahil edilir.
Şüpheli Kitlelerde Hangi Meme Biyopsisi Teknikleri Tercih Edilir?
Görüntüleme sonuçlarında (ultrasonografi veya mamografide) yapısı bozulan, şüpheli bir oluşum tespit edildiğinde, bu kitlenin tamamen iyi huylu mu yoksa hücresel düzeyde kötü huylu bir değişime mi uğradığını kesin olarak anlamanın dünyadaki tek yolu o dokudan hücresel bir örnek alıp patoloji mikroskobu altında incelemektir. Biyopsi kelimesi hastalar arasında genellikle yoğun bir endişe, stres ve korku yaratsa da bu işlemin yapıldığı şüpheli kitlelerin çok büyük bir çoğunluğunun tamamen iyi huylu (kist veya fibroadenom) çıktığı gerçeği unutulmamalıdır. Günümüzde geçmiş yıllardaki gibi neşterle yapılan açık cerrahi yöntemler yerine klinik ortamında çok daha konforlu bir şekilde tamamlanan iğne biyopsileri tercih edilmektedir.
Günümüzde uygulanan başlıca meme biyopsisi yöntemleri şunlardır:
- İnce iğne aspirasyon biyopsisi
- Kalın iğne biyopsisi
- Vakum destekli biyopsi
- Cerrahi biyopsi
Özellikle kalın iğne (Tru-Cut) biyopsisi, modern meme kanseri tanısının bel kemiği niteliğindedir. Sadece bölgesel (lokal) anestezi altında cildin uyuşturulmasıyla yapılır. Ultrason ekranına bakılarak doktor tarafından yönlendirilen özel bir iğne yardımıyla kitlenin tam merkezinden çok küçük silindirik parçalar alınır. İşlem tamamen ağrısızdır ve alınan bu ince parçalar patologlara tümörün cinsi, büyüme karakteri ve hormonlara karşı duyarlılığı hakkında adeta kimlik kartı niteliğinde eşsiz bilgiler sunar. Toplumda çok sık konuşulan “kitleye iğne değdiğinde hastalık bütün vücuda yayılır veya patlar” düşüncesi tıbben hiçbir geçerliliği olmayan, tamamen asılsız ve bilim dışı bir korkudur. Biyopsi uygulaması hiçbir hastalığın yayılmasına sebep olmaz, aksine doğru ve en etkili tedavinin planlanması için vazgeçilmez bir ön şarttır.
Ameliyat Öncesinde Ele Gelmeyen Meme Kitleleri Nasıl İşaretlenir?
Gelişmiş tarama teknolojileri sayesinde günümüzde şüpheli hücresel yapılar henüz mercimek veya pirinç tanesi büyüklüğüne bile ulaşmadan, dışarıdan hiçbir şekilde elle hissedilemezken tespit edilebilmektedir. Bu durum hasta sağlığı için harika bir avantaj olsa da gözle görülmeyen ve parmakla dokunulamayan bu kadar küçük mikroskobik hedeflerin devasa ameliyathane şartlarında tam isabetle bulunup, etrafındaki sağlıklı dokulara hiçbir zarar vermeden çıkarılabilmesi için ameliyat öncesi özel kılavuz işaretleme yöntemlerine ihtiyaç duyulur.
Cerrahi operasyon öncesi kullanılan işaretleme teknikleri şunlardır:
- Tel ile işaretleme
- Radyoaktif madde ile işaretleme
- Manyetik tohum ile işaretleme
En yaygın ve güvenilir uygulamalardan biri olan tel ile işaretleme yönteminde, hasta ameliyata girmeden kısa bir süre önce radyoloji ünitesine alınır. İlgili bölge lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra ultrason veya mamografi cihazı eşliğinde, şüpheli bölgenin merkezine ucu minik bir kancaya sahip incecik bir tel yerleştirilir. Cerrah ameliyat sırasında bu teli tıpkı bir navigasyon haritası gibi yol gösterici olarak takip eder ve güvenle ilerleyerek sadece telin ucundaki sorunlu dokuyu milimetrik bir hassasiyetle vücuttan ayırır. Günümüzde düşük doz sıvı radyoaktif maddelerin kullanıldığı ve bir dedektör yardımıyla bulunan yöntemler veya kablosuz çalışan minik manyetik çekirdeklerin dokuya yerleştirildiği çok daha teknolojik ve konforlu işaretleme işlemleri de sıklıkla uygulanarak ameliyatın hedefe ulaşma başarı oranı en üst düzeye çıkarılmaktadır.
Meme Kanseri Ameliyatlarında Güncel ve Onkoplastik Cerrahi Yaklaşımlar Nelerdir?
Geçmiş yılların tıp pratiğinde meme cerrahisinde, tümörün boyutu ne kadar küçük olursa olsun memenin tamamının alındığı, hatta memenin altındaki büyük göğüs kaslarının bile genişçe çıkarılarak koltuk altının tamamen boşaltıldığı oldukça ağır ve agresif cerrahi yöntemler uygulanmaktaydı. Ancak modern tıp dünyası, hastalığı tedavi ederken hastanın psikolojik durumunu, yaşam kalitesini, beden algısını ve fiziksel estetik bütünlüğünü korumayı da en az hastalığın tedavisi kadar önemli bir temel hak olarak görmektedir. Bu insancıl ve bilimsel anlayışla birlikte meme cerrahisinde çok büyük ve pozitif bir devrim yaşanmıştır.
Meme cerrahisinde uygulanan başlıca ameliyat türleri şunlardır:
- Meme koruyucu cerrahi
- Subkütan mastektomi
- Basit mastektomi
- Sentinel lenf nodu biyopsisi
- Aksiller diseksiyon
Eğer tespit edilen tümör meme dokusu içinde uygun bir boyuttaysa ve hastanın yapısı buna izin veriyorsa, memenin tamamını almaya kesinlikle gerek duyulmaz. Sadece tümörlü alan, çevresinde güvenli ve temiz bir sınır kalacak şekilde özenle çıkarılır ve memenin doğal bütünlüğü korunur. Ameliyatın iyileşme sürecini etkileyen en kritik kısımlarından biri de koltuk altındaki lenf yollarının kontrolüdür. Eskiden koltuk altındaki tüm bezler temizlenirken, günümüzde sentinel lenf nodu biyopsisi tekniği kullanılarak ameliyat sırasında sadece memeden gelen sıvıyı koltuk altında ilk karşılayan “bekçi” lenf bezi bulunup çıkarılır ve anında patolojiye gönderilir. Eğer bu bekçi bezde kanser hücresi yoksa, gerideki diğer hiçbir sağlıklı lenf bezine dokunulmaz. Bu modern yaklaşım sayesinde hastanın ameliyat sonrasında kolunda ömür boyu çekebileceği ödem, şiddetli şişlik, hareket kısıtlılığı ve kronik ağrı gibi ciddi sağlık sorunlarının tamamen önüne geçilmiş olur.
Onkoplastik cerrahide kullanılan yöntemler şunlardır:
- Hacim yer değiştirme
- Hacim doldurma
- Karşı memeye simetri müdahalesi
Çok geniş çaplı bir doku çıkarılması gereken veya hastanın güvenliği için memenin içini tamamen boşaltmanın zorunlu olduğu daha ileri durumlarda ise genel cerrahi ve estetik plastik cerrahi tekniklerinin harmanlandığı onkoplastik yaklaşımlar devreye girer. Hastanın kendi sağlıklı dokuları ameliyat anında kaydırılarak oluşan boşluklar estetik bir şekilde doldurulabilir. Memenin içi tamamen boşaltılmışsa aynı seansta silikon protezler yerleştirilebilir. Gerekli durumlarda hastanın kendi sırt, göbek veya karın bölgesinden canlı doku nakilleri yapılarak tamamen yeni, doğal hisli ve estetik bir meme yapısı yeniden oluşturulabilir. Ayrıca simetriyi sağlamak amacıyla karşı memeye de dikleştirme veya küçültme işlemleri eş zamanlı uygulanabilir. Böylece bireyler, bu zorlu hastalık sürecini geride bırakıp yeni hayatlarına adım atarken, fiziksel ve psikolojik olarak çok daha özgüvenli, eksiksiz ve güçlü bir beden bütünlüğü ile yaşamlarına devam ederler.

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

