Meme ucundan kan gelmesi, meme dokusundaki toplayıcı sistemin bütünlüğünü bozan hücresel veya yapısal bir değişim sonucunda meme başından dışarıya kanlı sıvı sızmasıdır. Tıp literatüründe sanginöz akıntı olarak da bilinen bu tablo yaş fark etmeksizin ciddiye alınması gereken önemli bir sağlık uyarısıdır.
Çoğu zaman hiçbir ağrı vermeden, günlük yaşamın akışı içinde aniden ortaya çıkan bu durum bireylerde doğal olarak yoğun bir kaygı uyandırır. Kanamanın dönem dönem durması sorunun iyileştiğini göstermez; aksine kesintili seyretmesi bu tablonun en yanıltıcı özelliğidir.
Şikayetin kendiliğinden geçmesini beklemek ya da göz ardı etmek, basit bir müdahaleyle çözülebilecek süreçlerin ilerlemesine zemin hazırlayabilir.
Meme sağlığını korumak ve kişiye özel güvenilir bir yol haritası çizmek adına vakit kaybetmeden bir Genel Cerrahi Uzmanı kontrolüne gidilmelidir.
Meme Ucundan Kan Gelmesi Nedir ve Hangi Akıntılar Riskli Kabul Edilir?
Meme başından sıvı gelmesi durumu değerlendirilirken bu şikayet öncelikle fizyolojik yani vücudun doğal süreçlerine bağlı akıntılar ve patolojik yani altta yatan bir rahatsızlıktan kaynaklanan akıntılar olarak iki ayrı grupta ele alınır. Her meme başı akıntısı hastalık anlamına gelmez. Vücuttaki hormonal dalgalanmalar, kullanılan bazı mide veya psikiyatri ilaçları ya da tiroid bezinin az çalışması gibi sistemik durumlar memeden sıvı gelmesine yol açabilir. Doğal süreçlere bağlı bu zararsız akıntılar genellikle her iki memeden birden gelir, meme ucundaki birden fazla kanal ağzından çıkar ve çoğunlukla memenin sıkılması, uyarılması ya da dar kıyafetlerin sürtünmesi sonucunda fark edilir. Emzirme dönemi bittikten sonra bile aylarca, bazen bir-iki yıl boyunca meme sıkıldığında birkaç damla süt benzeri beyaz, sarı veya yeşilimsi sıvı gelmesi oldukça olağandır.
Ancak meme ucundan kan gelmesi, bu doğal sürecin dışında yer alan ve cerrahi açıdan ciddiyetle incelenmesi gereken patolojik bir durumdur. Bir akıntının altında kanal içi bir hastalık yattığını düşündüren başlıca özellikler şunlardır:
- Yalnızca tek bir memeden gelmesi
- Memeye hiçbir baskı uygulamadan kendiliğinden akması
- Meme ucundaki tek bir kanal ağzından çıkması
- Açık kırmızı veya pembe renkte olması
- Pas renginde veya koyu kahverengi görünmesi
- Tıpkı su gibi tamamen berrak ve renksiz olması
- Akıntının inatçı bir şekilde haftalarca devam etmesi
- Akıntıya memede ele gelen bir sertliğin eşlik etmesi
Bu belirtilerden biri veya birkaçı mevcutsa, durumun basit bir hormonal değişim olarak görülmemesi ve altta yatan nedenin aydınlatılması için Genel Cerrahi Uzmanı kontrolüne başvurulması büyük önem taşır.
Meme Ucundan Kan Gelmesi Süt Kanallarında Nasıl Oluşur?
Meme dokusu, anne sütünü üreten bez yapıları ve bu sütü meme ucuna taşıyan ince borucuklardan yani süt kanallarından oluşan bir ağ sistemidir. Süt kanallarının iç yüzeyi, tıpkı bir koridorun duvarları gibi düzenli bir hücre tabakasıyla döşelidir. Meme ucundan kan gelmesi tek bir hastalığın adı değildir; bu kanalları döşeyen hücre tabakasında meydana gelen aşırı çoğalma, doku yıpranması veya tümöral değişimlerin ortak bir sonucudur.
Süt kanallarının içinde gelişen küçük et benleri, polipler veya anormal hücre kümeleri, beslenebilmek için çok ince ve kırılgan kılcal damar ağlarına ihtiyaç duyar. Bu yapıların gövdesini oluşturan damarlı destek dokusu oldukça hassastır. Günlük hareketler sırasında oluşan mikroskobik düzeydeki sarsıntılar, kanal içindeki sıvı basıncı değişimleri veya büyüyen dokunun merkezinde kanlanmanın azalmasına bağlı gelişen doku erimeleri bu ince kılcal damarların çatlamasına neden olur. Çatlayan damarlardan çıkan kırmızı kan hücreleri doğrudan süt kanalının boşluğuna dökülür ve kanal boyunca ilerleyerek meme ucundan dışarı sızar.
Kanama meme ucuna çok yakın bir ana kanalda gerçekleşmişse akıntı parlak kırmızı renkte görülür. Fakat kanama meme dokusunun daha derinlerindeki ince kanal dallarında meydana gelmişse, kan dışarı çıkana kadar kanal içinde bir süre bekler. Bu bekleme sürecinde kan hücreleri parçalanır ve içlerindeki demir oksitlenir. Bunun sonucunda dışarı çıkan sıvı pembe, pas rengi veya koyu kahverengi bir görünüm alır.
Süt kanalları içinde kanamaya zemin hazırlayan temel biyolojik süreçler şunlardır:
- Kanal içi epitel hücrelerinin aşırı çoğalması
- İnce kılcal damar ağlarının mikrotravmalarla çatlaması
- Büyüyen dokunun merkezinde oluşan doku yıkımı
- Süt kanalı duvarında gelişen yüzeysel erozyonlar
- Kanal içinde biriken yoğun sıvıların yarattığı kronik tahriş
Meme Ucundan Kan Gelmesi Hangi İyi Huylu Hastalıklardan Kaynaklanır?
Meme ucundan kan gelmesi şikayetiyle başvuran hastaların büyük bir kısmında, yapılan incelemeler sonucunda iyi huylu yani kanser olmayan hastalıklar tespit edilir. Hastaların yaşadığı yoğun korkunun aksine, kanlı akıntının en yaygın sorumluları süt kanalı içindeki iyi huylu doku büyümeleri ve yaşa bağlı kanal genişlemeleridir.
Bu tabloya en sık yol açan hastalık, tüm vakaların yüzde kırk ila yetmişinden sorumlu olan soliter intraduktal papillomdur. Genellikle otuz beş ile elli beş yaş arasındaki kadınlarda, menopoz öncesi dönemde görülür. Meme başının hemen arkasındaki ana süt kanallarından birinin içinde gelişen, çoğunlukla birkaç milimetre büyüklüğünde, saplı bir et beni veya polip yapısındadır. Çok küçük olduğu için elle muayenede kitle olarak hissedilmez; varlığını yalnızca kendiliğinden gelen kanlı veya pembe akıntıyla belli eder. Hücresel yapısında bozulma yani atipi yoksa kanserleşme riski oldukça düşüktür.
Bazen bu polipler tek bir kanalda değil memenin daha derin ve uç kısımlarındaki küçük kanal dallarında birden fazla sayıda gelişir. Vakaların yüzde on ila on beşini oluşturan bu duruma çoklu papillomatozis adı verilir. Daha genç yaşlarda veya menopoza geçiş döneminde ortaya çıkabilen bu tabloda, kanlı akıntıya memede ele gelen bir kitle de eşlik edebilir. Çoklu papillomlarda hücresel bozulma görülme ihtimali daha yüksektir ve gelecekte meme kanseri gelişme riskini dört ila yedi kat artırabildiği için yakın cerrahi takip gerektirir.
Bir diğer sık neden ise vakaların yüzde on beş ila otuzunda görülen duktal ektazi ve periduktal mastit tablosudur. Çoğunlukla kırk yaş üzerindeki ve menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda rastlanır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte süt kanallarının duvarındaki elastik dokular zayıflar, meme başı arkasındaki kanallar genişler ve içlerinde yoğun sıvılar ile hücresel atıklar birikir. Biriken bu içerik kanal duvarını tahriş ederek mikropsuz bir iltihaplanma başlatır. Genellikle yeşil veya kahverengi kıvamlı bir akıntı yapsa da tahriş olan kanal duvarının kanamasıyla doğrudan kanlı akıntıya da yol açabilir. İyileşme sürecinde oluşan sert doku meme başında içe çekilme yaratarak muayenede meme kanserini taklit edebilir. Çok daha nadir olarak vakaların yüzde birinden azında görülen meme başı adenomu da süt kanalı ağzında yüzeysel kabuklanma, küçük bir nodül ve kanlı akıntı ile kendini gösterir.
Meme ucundan kan gelmesi tablosuna yol açan başlıca iyi huylu nedenler şunlardır:
- Soliter intraduktal papillom
- Çoklu papillomatozis
- Duktal ektazi
- Periduktal mastit
- Meme başı adenomu
- Emzirme dönemindeki meme ucu çatlakları
- Süt kanalı içi iyi huylu fibrokistik değişimler
Meme Ucundan Kan Gelmesi Meme Kanseri Belirtisi Olabilir mi?
Kanlı meme başı akıntılarında en sık iyi huylu nedenler saptansa da bu semptomun ciddiye alınmasının temel nedeni altta yatabilecek meme kanseri ihtimalidir. Genel olarak patolojik özellik taşıyan tüm meme başı akıntılarında kanser saptanma oranı yüzde beş ile on beş arasındadır. Ancak gelen sıvı doğrudan kanlı olduğunda, bu oran yüzde yirmi ila yirmi sekiz seviyelerine kadar çıkabilmektedir. Başka bir ifadeyle, meme ucundan açıkça kan gelen yaklaşık her dört veya beş hastadan birinde erken evre bir kötü huylu süreç yakalanabilir.
Kanlı akıntı zemininde en sık karşılaşılan kötü huylu tablo vakaların yüzde beş ila on beşini oluşturan Duktal Karsinoma İn Situ yani kısaca DCIS olarak adlandırılan en erken evre meme kanseridir. Çoğunlukla kırk beş yaş üzerinde ve menopoz sonrasında görülür. DCIS, süt kanalını döşeyen hücrelerin kanserleştiği ancak henüz kanal duvarını delip meme dokusunun içine yayılmadığı bir aşamadır. Kanal içindeki bu anormal hücrelerin çoğalması ve merkezlerinde oluşan mikroskobik doku yıkımı, memede henüz ele gelen hiçbir kitle oluşmadan kanamaya yol açar. Bu açıdan bakıldığında meme ucundan gelen kan, hastalığı oldukça erken bir aşamada yakalamayı sağlayan değerli bir uyarı işareti işlevi görür.
Daha düşük bir oranda, vakaların yüzde iki ila beşinde özellikle elli yaş sonrasında İnvaziv Meme Karsinomu yani kanal dışına taşmış meme kanseri saptanır. Bu durumda kanlı akıntıya çoğu zaman memede ele gelen sert bir kitle veya meme başında şekil bozukluğu eşlik eder.
Meme ucundan kan gelmesi şikayeti olan bir hastada kanser şüphesini artıran klinik durumlar şunlardır:
- Hastanın elli yaşın üzerinde olması
- Kanlı akıntıya memede ele gelen sert bir kitlenin eşlik etmesi
- Meme başında sonradan gelişen içe çekilme
- Meme derisinde portakal kabuğu görünümü veya gamzeleşme
- Meme ucunda iyileşmeyen egzama benzeri kabuklu yaralar
- Koltuk altında ele gelen büyümüş lenf bezleri
- Birinci derece akrabalarda meme kanseri öyküsü bulunması
Erkeklerde Meme Ucundan Kan Gelmesi Neden Daha Ciddi Bir Uyarıdır?
Toplumda meme hastalıklarının yalnızca kadınlara özgü olduğu yönünde yaygın bir düşünce bulunsa da erkeklerde de meme dokusu ve gelişmemiş süt kanalları mevcuttur. Kadınlarda adet döngüsü, gebelik, emzirme ve menopoz gibi süreçler memede doğal hormonal dalgalanmalar yaratırken, erkek meme dokusu bu tür fizyolojik değişimlerden etkilenmez.
Bu anatomik ve fizyolojik fark nedeniyle, bir erkekte meme başından sıvı veya kan gelmesi olağan bir durum olarak kabul edilmez. Yapılan klinik araştırmalar, erkeklerde görülen meme başı akıntılarının yüzde yirmi beş ila elli yedi gibi oldukça yüksek bir oranda doğrudan meme kanseriyle ilişkili olabildiğini göstermektedir. Erkeklerde meme dokusu hacim olarak küçük olduğu için kanal içinde gelişen bir tümör kısa sürede meme başı kanallarına ve cilde ulaşarak kanlı akıntı verir. Dolayısıyla meme ucunda kanlanma, kabuklanma veya sıvı çıkışı fark eden bir erkek hastanın, durumu ertelemeden bir Genel Cerrahi Uzmanına başvurması ve kötü huylu süreçlerin dışlanması oldukça önemlidir.
Erkek hastalarda meme ucundan kan gelmesi durumunda dikkat edilmesi gereken eşlikçi bulgular şunlardır:
- Meme başı altında ele gelen ağrısız sert kitle
- Meme ucunun içeriye doğru çekilmesi
- Meme başı derisinde soyulma ve ülserleşme
- Meme dokusunda tek taraflı asimetrik büyüme
- Koltuk altı bölgesinde hissedilen şişlikler
Meme Ucundan Kan Gelmesi Durumunda Genel Cerrahi Muayenesi Nasıl Yapılır?
Meme ucundan kan geldiğini gören bireylerin yaptığı en yaygın ve tanı sürecini en çok zorlaştıran davranış, kanamanın devam edip etmediğini kontrol etmek amacıyla meme ucunu sürekli sıkmaktır. Genel Cerrahi Uzmanları, muayene öncesinde hastaların memeyi sıkmasını veya baskı uygulamasını önermez. Süt kanalının içindeki küçük bir lezyondan sızan kan, kanal boşluğunda yavaş yavaş birikir. Hasta muayeneye gelmeden önce memeyi sıkarak bu biriken kanı boşaltırsa, doktor muayene ettiğinde kanal boşalmış olacağı için kanamanın hangi noktadan ve hangi kanal ağzından çıktığını tespit etmek güçleşir.
Muayene odasında Genel Cerrahi Uzmanı, memeyi rastgele sıkmak yerine saat kadranı yöntemiyle oldukça nazik bir radyal palpasyon muayenesi uygular. Parmak uçlarıyla memenin dış çevresinden meme ucuna doğru, saat on iki yönünden başlayarak tüm kadranlar sırayla ve hafifçe sıvazlanır. Parmağın bastırdığı belirli bir saat hizasında meme ucundaki tek bir delikten kan damlasının belirmesi, o bölgenin “tetik noktası” olduğunu ortaya koyar. Böylece memenin içindeki on beş-yirmi kanaldan hangisinin hasta olduğu ve memenin hangi bölgesine uzandığı haritalandırılır. Bu bulgu, yapılacak cerrahi işlemin yerini doğrudan belirler. Derin yerleşimli lezyonlarda veya aralıklı gelen akıntılarda muayene sırasında sıvı çıkışı görülmeyebilir.
Genel Cerrahi Uzmanı tarafından yapılan fizik muayenenin temel aşamaları şunlardır:
- Hastanın kişisel ve ailesel sağlık öyküsünün dinlenmesi
- Kullanılan ilaçların ve hormonal durumun sorgulanması
- Her iki memenin görsel olarak simetri ve cilt değişiklikleri açısından incelenmesi
- Saat kadranı yöntemiyle tetik noktası muayenesinin yapılması
- Kanamanın çıktığı tekil süt kanalı ağzının belirlenmesi
- Meme dokusunun kitle varlığı açısından elle muayene edilmesi
- Koltuk altı ve köprücük kemiği çevresindeki lenf bezlerinin kontrolü
Meme Ucundan Kan Gelmesi Tanısında Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?
Fizik muayenede kanamanın kaynağı ve tetik noktası değerlendirildikten sonra, süt kanalının içindeki yapıyı görmek ve meme dokusunun geri kalanını taramak için radyolojik incelemelere geçilir. Genel Cerrahi Uzmanı, hastanın yaşına ve klinik bulgularına göre aşamalı bir görüntüleme planı oluşturur.
Kırk yaşın altındaki hastalarda ilk basamakta radyasyon içermeyen yüksek çözünürlüklü meme ultrasonografisi tercih edilir. Ultrasonografi ile meme başının hemen arkasındaki ana süt kanallarının genişliği, kanal duvarlarındaki kalınlaşmalar ve kanal boşluğunun içinde duran küçük kitleler incelenir. Kistik yani sıvı dolu yapılar ile katı kitlelerin ayrımını sağlar ve gerekirse biyopsi alınmasına kılavuzluk eder. Ancak kanamaya yol açan papillomlar bazen birkaç milimetre kadar küçük olabildiği için ultrasonun bu lezyonları gösterememe yani yalancı negatif sonuç verme oranı yüzde kırk beş virgül sekiz seviyelerine ulaşabilir. Ayrıca kanal içinde birikmiş yoğun sıvı tortuları da bazen kitleyle karışabilir.
Kırk yaş ve üzerindeki hastalarda ultrasonografiye iki yönlü dijital mamografi eklenir. Mamografinin bu süreçteki en önemli katkısı, ultrasonun göremediği ve erken evre süt kanalı kanserinin işareti olabilen kireçlenme kümelerini yani mikrokalsifikasyonları göstermesidir. Mamografide yeni gelişmiş tek bir genişlemiş kanalın görülmesi şüpheli kabul edilir ve biyopsi gerektirir. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda ve çok küçük kanal içi poliplerde ise mamografinin duyarlılığı sınırlı kalabilir.
Hem ultrasonografinin hem de mamografinin normal sonuçlandığı fakat kendiliğinden kanlı akıntının devam ettiği durumlarda, dinamik kontrastlı meme MRG yani ilaçlı meme emarı devreye girer. Damardan verilen kontrast madde, tümörlerin veya damardan zengin papillomların çevresinde toplanarak parlar. Bu sayede diğer yöntemlerle görülemeyen erken evre kanser odakları ve memenin derinliklerindeki çoklu papillomlar yüksek duyarlılıkla görüntülenir. Yüksek maliyeti ve bazen iyi huylu değişimleri de abartılı göstererek ek biyopsi ihtiyacına yol açabilmesi nedeniyle emar, her hastada ilk sırada değil seçilmiş vakalarda problem çözücü bir yöntem olarak tercih edilir.
Meme ucundan kan gelmesi nedenini araştırırken başvurulan tanı ve görüntüleme araçları şunlardır:
- Yüksek çözünürlüklü meme ultrasonografisi
- İki yönlü dijital mamografi
- Tomosentez özellikli üç boyutlu mamografi
- Dinamik kontrastlı meme MRG
- Mikroendoskopik duktoskopi
- Ultrason eşliğinde kalın iğne biyopsisi
- Duktal lavaj sıvısı sitolojisi
Meme Ucundan Kan Gelmesi Araştırılırken Duktoskopi ve Biyopsi Nasıl Uygulanır?
Görüntüleme yöntemlerinin yanı sıra kanayan kanalın doğrudan incelenmesi ve hücresel düzeyde tanı konulması için girişimsel yöntemlerden yararlanılır. Geçmiş yıllarda kanayan kanalın içine ilaç verilerek röntgen çekilmesi prensibine dayanan galaktografi yöntemi kullanılırken, günümüzde bunun yerini büyük ölçüde duktoskopi almıştır.
Duktoskopi, kalınlığı yarım milimetre ile bir milimetre arasında değişen fiberoptik mikroendoskoplarla meme ucundaki kanayan delikten içeri girilerek süt kanalının doğrudan ekranda izlenmesi işlemidir. Bu yöntemle milimetrik polipler görülebilir, kanal içi steril tuzlu su ile yıkanarak tortular temizlenebilir ve cerrahi öncesinde lezyonlu kanal özel mavi boyalarla veya telle işaretlenebilir. Duktoskopi eşliğinde yapılan kanal yıkamasıyla alınan sıvı örnekleri, meme ucundan gelen akıntının doğrudan cam üzerine sürülmesiyle yapılan klasik yayma testlerine göre çok daha yüksek tanısal duyarlılık gösterir. Klasik yayma sitolojisinde hücreler dejenerasyona uğradığı için bu testin temiz çıkması kanser ihtimalini ortadan kaldırmaz. Duktoskopi oldukça faydalı bir yöntem olsa da kanalın dar olması veya işlem sırasında ince kanal duvarının delinmesi gibi nedenlerle yüzde yirmi virgül yedi oranında teknik olarak tamamlanamayabilir ve özel uzmanlık gerektirir.
Ultrasonografide süt kanalı içinde belirgin bir katı kitle saptandığında ise Genel Cerrahi Uzmanı tarafından ultrason kılavuzluğunda kalın iğne biyopsisi yani tru-cut biyopsi uygulanır. İnce iğne biyopsisine göre doku mimarisini koruyarak daha güvenilir sonuç verse de papiller lezyonlarda önemli bir kısıtlılık barındırır. İğne yalnızca kitlenin belirli bir noktasından örnek alır; oysa bir papillomun bir kısmı iyi huylu iken diğer kısmında atipik veya kötü huylu hücreler bulunabilir. Tıbbi literatürde, kalın iğne biyopsisi sonucu iyi huylu papillom veya atipili lezyon olarak raporlanan vakaların dokuları ameliyatla çıkarılıp incelendiğinde, yüzde on virgül dokuz oranında nihai tanının erken evre veya invaziv kansere yükseldiği belgelenmiştir. Bu tanısal yükselme riski nedeniyle, kalın iğne biyopsisi sonucu iyi huylu gelse dahi kanlı akıntı yapan papiller lezyonlarda dokunun cerrahi olarak çıkarılması gerekliliği devam eder.
Duktoskopi ve biyopsi işlemlerinin tanı sürecine sağladığı başlıca katkılar şunlardır:
- Süt kanalı içindeki milimetrik poliplerin doğrudan görülmesi
- Kanal içi yıkama ile bozulmamış hücre örneklerinin toplanması
- Ameliyat öncesinde hasta kanalın boya veya telle işaretlenmesi
- Uygun yapıda ve ince saplı poliplerin endoskopik sepetle çıkarılması
- Kanal içindeki pıhtı ve hücresel atıkların temizlenmesi
- Katı lezyonların doku mimarisi korunarak örneklenmesi
Meme Ucundan Kan Gelmesi Cerrahi Olarak Nasıl Tedavi Edilir?
Meme ucundan kan gelmesi tablosunda cerrahi müdahale; hem şikayeti meydana getiren dokunun kesin patolojik analizini sağlamak hem de kanama odağını çıkararak kalıcı tedavi elde etmek amacıyla planlanır. Genel Cerrahi Uzmanı hastanın yaşını, gelecekteki çocuk sahibi olma ve emzirme beklentilerini, akıntının geldiği kanal sayısını ve lezyonun yayılımını değerlendirerek uygun ameliyat tekniğini belirler.
Üreme çağında olan gelecekte emzirme potansiyelini korumak isteyen ve kanamanın tek bir kanal ağzından kaynaklandığı bilinen kadınlarda standart organ koruyucu yaklaşım mikrodokektomi yani tek kanal eksizyonudur. Lokal anestezi veya sedasyon desteğiyle günübirlik cerrahi şeklinde uygulanır. Cerrah, kanama veren kanal ağzını büyüteç altında ince genişleticilerle açar ve künt uçlu bir kanül yardımıyla kanala girer. Kanal içerisine seyreltilmiş metilen mavisi veya izosulfan mavisi enjekte edilerek hastalıklı kanal boyanır ya da ince bir kılavuz tel içeride bırakılır. Meme başı çevresindeki koyu renkli halkanın sınırından yapılan küçük bir kesiyle içeri girilir. Sadece maviye boyalı olan hasta kanal, komşu sağlam kanallardan ayrılarak bağlı olduğu bez ünitesiyle birlikte koni biçiminde çıkarılır. Diğer sağlam kanallar korunduğu için hastanın emzirme fonksiyonu ve meme başı duyusu büyük ölçüde korunur, kesi izi ise renk geçiş sınırında kaldığı için zamanla belirsizleşir.
Çocuk istemi bulunmayan, menopoz sonrası dönemdeki hastalarda, birden fazla kanaldan kanlı akıntının geldiği yaygın kanal genişlemelerinde veya kanayan kanalın tek başına kanüle edilemediği vakalarda ise majör duktus eksizyonu yani Hadfield prosedürü tercih edilir. Genellikle genel anestezi veya sedasyon altında günübirlik olarak yapılır. Meme başı halkasının sınırından yapılan kesiyle meme başı tabanı kaldırılır ve meme ucuna açılan tüm ana süt kanalları meme başının bir-iki milimetre gerisinden kesilerek arkadaki üç-dört santimetrelik doku konisiyle birlikte tek parça halinde çıkarılır. Meme başı arkasındaki tüm kanal ağacı temizlendiği için tanısal doğruluk oldukça yüksektir ve akıntının tekrarlama ihtimali neredeyse ortadan kalkar. Ancak merkezi kanallar alındığı için emzirme yetisi kalıcı olarak kaybolur ve çıkarılan doku hacmine bağlı olarak bazı hastalarda meme başında içe çökme riski doğabilir. Seçilmiş bazı vakalarda ise uygun açılı ve saplı tekil polipler, dışarıdan kesi yapılmadan duktoskopik rezeksiyon ile kanal içinden çıkarılabilir.
Cerrahi tedavi yönteminin seçiminde Genel Cerrahi Uzmanının dikkate aldığı temel kriterler şunlardır:
- Hastanın kronolojik yaşı ve menopoz durumu
- Gelecekteki gebelik ve bebek emzirme beklentisi
- Kanamanın tek veya çoklu kanaldan gelmesi
- Sorumlu süt kanalı ağzının kanüle edilebilme durumu
- Lezyonun ana kanallarda veya derin dallarda yerleşmesi
- Görüntüleme yöntemlerinde saptanan eşlikçi bulgular
Meme Ucundan Kan Gelmesi Ameliyatı Sonrası Patoloji ve Takip Süreci Nasıldır?
Cerrahi olarak çıkarılan doku örnekleri patoloji laboratuvarında ince kesitler halinde taranır. Raporlanan histopatolojik bulgular, hastanın ameliyat sonrası takip veya ek tedavi planını doğrudan şekillendirir.
İnceleme sonucunda hücresel bozulma yani atipi barındırmayan soliter intraduktal papillom veya duktal ektazi saptanan hastalarda yapılan ameliyat yeterli tedaviyi sağlar. Bu vakalarda operasyon sonrası akıntı kesilir ve uzun dönemli takiplerde genellikle tekrarlama görülmez. Bu bireylerin meme kanseri riski normal popülasyonla benzer düzeydedir; ek bir cerrahiye gerek duyulmadan yıllık rutin klinik meme muayenesi ve yaşa uygun tarama mamografisi veya ultrasonografisi ile izlenirler.
Çıkarılan dokuda atipik papillom veya atipik duktal hiperplazi saptanması durumunda, hastanın yaşam boyu meme kanserine yakalanma riski dört ila yedi kat artış gösterir. Eğer cerrahi sınırlarda bu bozulmuş hücreler devam ediyorsa o bölgenin tekrar temizlenmesi gerekebilir. Özellikle birinci derece akrabalarında meme kanseri öyküsü bulunan ve atipili hücre çoğalması izlenen hastalar yüksek risk grubuna alınır. Bu hastalar altı ayda bir klinik muayene, yıllık dijital mamografi ve dinamik kontrastlı meme MRG ile yakın takip protokolüne dahil edilir; ayrıca risk azaltıcı hormonal ilaç yaklaşımları değerlendirilebilir.
Patoloji raporunda Duktal Karsinoma İn Situ (DCIS) saptanması, tedaviyi meme koruyucu onkolojik cerrahi boyutuna taşır. Çıkarılan dokunun etrafında en az iki milimetrelik temiz cerrahi sınır sağlanması hedeflenir; sınırlar pozitifse kavite yeniden temizlenir veya yaygın hastalıkta memenin tamamının alınması gündeme gelebilir ve sürece radyoterapi eklenebilir. Dokuda invaziv meme karsinomu saptanması halinde ise geniş cerrahi rezeksiyon, koltuk altı lenf bezlerini değerlendirmek için nöbetçi lenf bezi biyopsisi (SLNB) ve ardından tıbbi onkoloji ile radyasyon onkolojisi konseylerinin belirleyeceği tamamlayıcı tedaviler uygulanır.
Ameliyat sonrası patoloji sonucuna göre uygulanan takip ve tedavi yaklaşımları şunlardır:
- Yıllık rutin klinik meme muayenesi
- Yaşa uygun periyodik mamografi ve ultrason taraması
- Yüksek riskli hastalarda altı aylık klinik kontroller
- Yıllık taramaya dinamik kontrastlı meme MRG eklenmesi
- Sınır pozitifliğinde cerrahi alanın yeniden temizlenmesi
- Risk azaltıcı koruyucu hormonal ilaç tedavileri
- Erken evre kanserde koruyucu radyoterapi uygulaması
- İnvaziv kanserde koltuk altı nöbetçi lenf bezi biyopsisi
- Multidisipliner tümör konseyi eşliğinde onkolojik izlem
Meme ucundan kan gelmesi, yarattığı yoğun endişeye rağmen çoğunlukla iyi huylu kanal içi lezyonlardan kaynaklanan, kötü huylu bir süreç varlığında ise hastalığı henüz erken aşamada yakalama şansı tanıyan önemli bir belirtidir. Böyle bir durum fark edildiğinde memeyi sıkarak kontrol etmeye çalışmaktan kaçınmak ve tanıdan cerrahi tedaviye kadar tüm süreci planlayacak bir Genel Cerrahi Uzmanına başvurmak meme sağlığını korumanın en güvenli yoludur.

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

