Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma, kalın bağırsağın karın sol alt bölgesinde bulunan bölümündeki dokuların iltihaplanma, enfeksiyon, kan akışı bozuklukları veya hücresel değişimler sebebiyle normal ince ve esnek yapısını kaybederek şişmesi ve genişlemesidir. Sindirim sisteminin bu önemli parçasında saptanan yapısal değişimler, vücudun iç dengesinde yolunda gitmeyen bir sürecin radyolojik olarak görünür hale gelmesi demektir. Genellikle karın bölgesi şikayetleriyle yapılan tıbbi görüntülemelerde tesadüfen veya şüphe üzerine ortaya çıkan bu bulgu, bağırsak sağlığının vakit kaybedilmeden detaylıca incelenmesini gerektirir. Dokulardaki bu form kaybının erken dönemde fark edilmesi, genel sindirim sistemi bütünlüğünün korunması ve ilerleyebilecek karmaşık sağlık sorunlarının engellenmesi açısından hayati bir adımdır.
Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma nedir ve vücudumuzun neresinde meydana gelir?
İnsan sindirim sisteminin kusursuz işleyişinde kalın bağırsak çok özel bir yere sahiptir. Sindirilen yiyeceklerden arta kalan suyun emilmesi ve atıkların vücuttan dışarı atılmadan önce depolanması bu sistemin temel görevidir. Kalın bağırsağın rektum adı verilen son durağına bağlanmadan hemen önceki son derece kıvrımlı kısmına sigmoid kolon adı verilmektedir. Karın boşluğunun sol alt tarafında, leğen kemiğinin hemen üzerinde oldukça korunaklı bir bölgede yer alır. Bu isim, bağırsağın bu bölümünün İngilizcedeki “S” harfini andıran belirgin kıvrımlı yapısından esinlenerek verilmiştir.
Bu bölgenin anatomik yapısı, onun neden bazı hastalıklara daha yatkın olduğunu anlamak açısından büyük önem taşır. Sigmoid kolon, karın arka duvarına oldukça gevşek ve geniş bir bağ dokusu ile asılı durur. Bu özel asılma şekli sayesinde karın içerisinde oldukça yüksek bir hareket serbestliğine sahiptir. Ancak bu serbestlik, özellikle gaz veya dışkı ile aşırı dolduğu zamanlarda kendi ekseni etrafında dönerek düğümlenme gibi mekanik sorunlar yaratabilmektedir. Bağırsak duvarı normalde son derece ince, kasılmaya ve gevşemeye uygun elastik bir dokudan oluşur. Ancak çeşitli dış veya iç etkenlere maruz kaldığında bu ince doku yapısı değişime uğrar.
Anatomik açıdan bu bölgenin sahip olduğu temel özellikler şunlardır:
- S harfini andıran kıvrımlı şekil
- Karın boşluğunun sol alt kısmında yerleşim
- Gevşek yapılı asıcı bağ dokusu
- Yüksek esneme ve hareket kabiliyeti
- Zengin kan damarı ağı
Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma radyolojik olarak ne anlama gelir ve neden oluşur?
Normal ve sağlıklı bir insanın kalın bağırsağı içeriden dışarıya doğru hafifçe şişirildiğinde, duvar kalınlığının ölçümü 3 milimetrenin altında çıkmalıdır. Tıpkı sönük bir balonun zarının incecik olması, ancak içine hava veya su dolduğunda daha da gerginleşerek incelmesi gibi, bağırsak da içindeki madde miktarına göre incelir. Eğer bilgisayarlı tomografi veya ultrasonografi gibi modern görüntüleme yöntemlerinde bu bölgenin duvar kalınlığı 3 milimetrelik sınırı geçiyorsa, bu durum kesinlikle aktif bir sağlık sorununun varlığını kanıtlar.
Bu kalınlaşma süreci durup dururken ortaya çıkmaz; bağırsağın çeşitli zorluklara karşı verdiği bir tepkiler bütünüdür. İlk olarak bölgede mikrobik bir saldırı veya enfeksiyon geliştiğinde, vücudun bağışıklık sistemi o bölgeye bol miktarda sıvı ve savunma hücresi gönderir. Bu durum dokularda şiddetli bir ödeme, yani su toplamasına neden olarak duvarı şişirir. İkinci bir senaryoda, bölgeyi besleyen damarlardaki kan akışı herhangi bir nedenle yavaşlar veya tıkanırsa, kanın o bölgede göllenmesi yine duvarın şişmesiyle sonuçlanır.
Yıllarca süren iyileşmeyen kronik hastalıklarda ise durum biraz daha farklıdır. Bağırsağın o yumuşak ve esnek yapısı zamanla yerini sert, kaskatı bir yara dokusuna bırakır ve bağırsak adeta sert bir boru görünümüne bürünür. En dikkat gerektiren süreç ise bağırsağın iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrol mekanizmasını kaybederek durmaksızın çoğalmasıdır ki bu durum tümör oluşumu anlamına gelir.
Bağırsak duvarının yapısını değiştirerek kalınlaşmasına neden olan temel fizyolojik süreçler aşağıda listelenmiştir:
- İltihabi sıvı birikimi ve ödem
- Damarsal kan akışı bozuklukları
- Uzun süreli yara dokusu oluşumu
- Hücrelerin kontrolsüz ve hızlı çoğalması
Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma tablosuna yol açan en yaygın hastalıklar nelerdir?
Görüntüleme cihazlarında fark edilen bir kalınlaşmanın ardında yatan nedeni bulmak, tüm tedavi sürecinin kaderini belirler. Bu nedenle altta yatan hastalıkları çok iyi tanımak ve birbirinden ayırmak gerekir. Bu hastalıklar genel hatlarıyla iyi huylu iltihaplar ve kötü huylu tümöral oluşumlar olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır.
Tüm kalın bağırsak kanserlerinin çok büyük bir kısmı tam da bu bölgede, yani sigmoid kolonda gelişir. Kanser genellikle bir anda ortaya çıkmaz. Yıllar öncesinde bağırsak iç yüzeyinde oluşan ve başlangıçta tamamen masum olan küçük et benleri, yani polipler zamanla genetik mutasyonlara uğrayarak kötü huylu hale gelir. Polip ne kadar büyükse, kansere dönüşme ihtimali de o kadar artar. Özellikle ailesinde bağırsak kanseri öyküsü bulunanlar, aşırı yağlı ve kırmızı et ağırlıklı beslenenler ile işlenmiş gıda tüketenlerde bu risk çok daha belirgindir.
Bunun yanı sıra toplumda inanılmaz derecede sık görülen bir diğer hastalık divertikülittir. Yaş ilerledikçe bağırsak duvarındaki kaslar zayıflar ve bağırsağın içindeki yüksek basınç, zayıf noktalardan dışarıya doğru küçük balonlukların fırlamasına neden olur. Bu balonlukların içine dışkı parçalarının kaçıp orada iltihap yaratması sonucu divertikülit hastalığı ortaya çıkar ve bağırsak duvarı enfeksiyon nedeniyle ciddi şekilde kalınlaşır.
Ayrıca bağışıklık sisteminin şaşırarak kendi sağlıklı bağırsak dokusuna saldırdığı kronik hastalıklar, yiyeceklerle bulaşan çeşitli bakterilerin yarattığı ağır enfeksiyonlar ve özellikle ileri yaşlarda bağırsağa giden damarların aniden tıkanmasıyla oluşan damar sorunları da duvar kalınlaşmasına yol açabilir.
Bu bağlamda kalınlaşmaya neden olan temel hastalıklar şunlardır:
- Kolorektal kanserler
- Akut divertikülit krizleri
- Crohn hastalığı
- Ülseratif kolit
- İskemik bağırsak rahatsızlıkları
- Çeşitli bakteriyel enfeksiyonlar
Kötü huylu tümörler ile iltihabi sigmoid kolon duvarında kalınlaşma süreçleri görüntülemelerde nasıl ayırt edilir?
Hastanın tomografi görüntüleri incelendiğinde, görülen kalınlaşmanın bir tümöre mi yoksa şiddetli bir iltihaba mı ait olduğunu anlamak son derece kritik bir uzmanlık işidir. İyi huylu ve kötü huylu süreçler bağırsağın yapısını birbirinden tamamen farklı şekillerde bozarlar.
Kötü huylu tümörler genellikle sinsi ve kural tanımaz bir şekilde büyürler. Bağırsağın sadece bir kenarından başlayan bu büyüme, etrafındaki dokuları hiçe sayarak ilerler. Tomografide bu durum bağırsağın çok kısa bir bölümünü kapsayan asimetrik bir yumru şeklinde göze çarpar. Kanserli doku ile hemen yanındaki sağlıklı bağırsak dokusu arasındaki sınır o kadar keskindir ki adeta bir basamak veya omuz şeklini andırır. Ayrıca tümörün etrafında iltihabi bir kirlenme pek görülmezken, kanser hücreleriyle savaşmaya çalışan veya kanserin yayıldığı lenf bezlerinin belirgin şekilde büyüdüğü fark edilir.
Öte yandan divertikülit gibi iltihabi süreçler çok daha farklı bir tablo çizer. İltihap, bağırsağı bir yüzük gibi her taraftan eşit bir şekilde sararak simetrik bir kalınlaşma yaratır. Etkilenen bölge genellikle çok daha uzundur. İltihaplı dokudan sağlıklı dokuya geçiş aniden değil yavaş yavaş ve kademeli olarak gerçekleşir. En önemli fark ise iltihabın bağırsağın dışına taşarak çevresindeki yağ dokusunu adeta çamurlu bir su gibi bulandırmasıdır. Kimi zaman bu bulantılı alanın içinde irin dolu kesecikler, yani apseler bile gözlemlenebilir. Kronik hastalıklarda ise kalınlaşma daha da uzun bir alanı etkiler ve bağırsak duvarı tabaka tabaka bir hedef tahtasını andırır.
Kanser şüphesini artıran spesifik radyolojik bulgular şunlardır:
- Kısa bağırsak bölgesi tutulumu
- Asimetrik ve düzensiz şekil
- Normal dokuya aniden ve keskin geçiş
- Büyümüş bölgesel lenf bezleri
Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma geliştiğinde hastalar gündelik hayatta hangi belirtileri yaşar?
Bu durumun yarattığı şikayetler, altta yatan hastalığın türüne, şiddetine ve hastanın genel sağlık durumuna göre büyük bir çeşitlilik gösterir. Hasta bazen ani ve dayanılmaz bir ağrıyla acil servise başvururken, bazen de aylarca süren belli belirsiz şikayetleri önemsemeyebilir.
Eğer tablo divertikülit kaynaklıysa, hastalar genellikle sol alt karın bölgelerinde son derece rahatsız edici, sürekli ve giderek şiddetlenen bir ağrı hissederler. Başlangıçta hasta ağrının yerini tarif edemeyip tüm avuç içiyle bir bölgeyi gösterse de iltihap ilerleyip bağırsağın dış zarına ulaştığında hasta ağrıyan noktayı tek bir parmağıyla gösterebilecek kadar net bir acı hisseder. Bu durum bazen şiddetli mide bulantısı ve iştah kaybıyla birleşerek sağ tarafta görmeye alışık olduğumuz apandisit krizinin sol tarafta yaşanan bir kopyası gibi hissettirir. Ateşin tehlikeli seviyelere çıkması ise genellikle içeride bir apse oluştuğunun göstergesidir.
Kanser varlığında ise belirtiler hastayı birdenbire yatağa düşürmez, aksine zaman içinde yavaş yavaş kendini hissettirir. Hastalar genellikle tuvalet alışkanlıklarının değiştiğinden şikayet ederler. Birkaç gün süren kabızlığı, açıklanamayan ishal nöbetleri takip eder. Tuvalete gidip kalkmalarına rağmen bağırsaklarının boşalmadığı hissine kapılırlar. İlerleyen dönemlerde ise herhangi bir diyet yapmadıkları halde istemsizce kilo vermeye başlarlar.
Bir divertikülit krizi sırasında sıklıkla karşılaşılan klinik belirtiler şunlardır:
- Sol alt karın bölgesinde şiddetli ağrı
- Yüksek ateş
- Mide bulantısı
- Kusma
- Genel iştahsızlık
- Şiddetli üşüme ve titreme nöbetleri
Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma ile seyreden hastalıklarda görülen kanama tipleri arasındaki farklar nelerdir?
Alt bağırsak kaynaklı kanamalar hastaları en çok korkutan ancak teşhis açısından bir o kadar da önemli ipuçları barındıran süreçlerdir. Kanamanın ortaya çıkış şekli, miktarı ve hastanın hissettiği ağrı düzeyi, altta yatan sorunun kanser mi yoksa iyi huylu bir divertikül kanaması mı olduğunu anlamada kilit rol oynar.
Divertikül keseciklerinden kaynaklanan kanamalar genellikle oldukça ani ve ürkütücü boyutlardadır. Bu küçük balonluklar, bağırsağı besleyen kılcal damarlara çok yakın bir konumdadır. Yaş ilerledikçe bu damarların duvarları zayıflar ve kesecik içindeki ufak bir sürtünme veya basınç artışı damarın çatlamasına yol açar. Bu tür kanamaların en ilginç özelliği, hiçbir ağrı veya kramp olmadan gerçekleşmesidir. Hasta kendisini tamamen sağlıklı hissederken tuvalete gittiğinde aniden bol miktarda parlak kırmızı veya vişne çürüğü renginde kan görerek büyük bir panik yaşar. Ayrıca bu durum genellikle bağırsağın iltihaplı olduğu zamanlarda değil tamamen sakin olduğu anlarda ortaya çıkar.
Kanser kaynaklı kanamalar ise bambaşka bir karakteristiktir. Kötü huylu tümörlerin yüzeyi son derece pürüzlü ve kırılgandır. Bağırsaktan her dışkı geçişinde bu kaba yüzey sürtünür ve mikroskobik düzeyde kanamaya başlar. Bu kan genellikle o kadar azdır ki dışkının rengini bile değiştirmez, sadece özel testlerle tespit edilebilir. Ancak aylar boyunca her gün devam eden bu sızıntı şeklindeki kanama, hastanın kan değerlerini yavaş yavaş düşürür. Hasta zamanla merdiven çıkarken nefes nefese kalmaya, sürekli uyumak istemeye ve açıklanamayan bir yorgunluk hissetmeye başlar.
Her iki hastalıkta da görülen kanama tablolarında dikkat edilmesi gerekenler şöyledir:
- Ağrısız ani başlangıç
- Bol miktarda parlak kırmızı renk
- Dışkıya karışık gizli sızıntı
- Kronik yorgunluk ve kansızlık
Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma şüphesi olan bir hastanın kesin tanı süreci nasıl ilerler?
Başarılı bir tedavinin ilk adımı şüphesiz ki doğru ve eksiksiz bir tanıdır. Süreç hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve ardından titiz bir fiziksel muayene ile başlar. Karın bölgesine yapılan baskıyla ağrının yeri, karın kaslarının istemsiz olarak sertleşip sertleşmediği kontrol edilir. Rektal bölgeden parmakla yapılan muayene, alt kısımlara yakın kitlelerin veya kanamaların tespiti için vazgeçilmez bir basamaktır.
Hemen ardından kan tahlilleri devreye girer. Vücuttaki beyaz kan hücrelerinin yüksekliği veya iltihap belirteçlerinin fırlamış olması, bağışıklık sisteminin aktif bir enfeksiyonla savaştığını kanıtlar. Kan değerlerindeki düşüklük ise sinsi bir kanamanın izini sürmek için önemlidir.
Ancak kesin tanıyı koyduran altın standart yöntem bilgisayarlı tomografidir. Hastaya damar yoluyla özel bir ilaç verilerek çekilen bu film, dakikalar içinde bağırsağın 3 boyutlu bir haritasını çıkarır. Duvarın neresinde ne kadar kalınlaşma olduğu, etrafta bir apse bulunup bulunmadığı veya bağırsağın delinip karın boşluğuna hava sızdırıp sızdırmadığı tomografi sayesinde kesin olarak anlaşılır. Eğer hastada apse tedavisi sonrası iyileşme durumu takip edilecekse veya tomografi çekilmesi uygun değilse, manyetik rezonans görüntüleme de devreye sokulabilir.
Tanı sürecinde kullanılan temel tıbbi yöntemler şunlardır:
- Kapsamlı fiziksel muayene
- Rektal muayene
- Detaylı kan tahlilleri
- Bilgisayarlı tomografi
- Manyetik rezonans görüntüleme
Akut veya kronik sigmoid kolon duvarında kalınlaşma durumlarında kolonoskopi ne zaman tercih edilmelidir?
Ucunda küçük bir kamera bulunan esnek bir tüple bağırsağın içinin doğrudan incelenmesini sağlayan kolonoskopi, bağırsak hastalıklarının teşhis ve tedavisinde en önemli silahlardan biridir. Ancak söz konusu sigmoid kolon olduğunda, bu işlemin zamanlaması hastanın hayati güvenliği açısından kesin kurallara bağlanmıştır.
Eğer hasta acil servise yeni başlamış, şiddetli bir divertikülit atağı veya enfeksiyonla gelmişse, o esnada kolonoskopi yapmak kesinlikle kontrendikedir, yani tıbbi olarak yasaktır. Çünkü iltihaplanmış bir bağırsak duvarı ödem toplamış, aşırı derecede zayıflamış ve incecik hale gelmiştir. Kolonoskopi işlemi sırasında cihazın bağırsağı daha iyi görebilmek için içeriye pompaladığı hava, bu zayıf duvarı tıpkı çok şişirilmiş eski bir balon gibi aniden patlatabilir. Bu durum mikroskobik düzeydeki küçük yırtıkların devasa deliklere dönüşmesine ve dışkının tüm karın boşluğuna yayılarak hastanın hayatını riske atmasına neden olur.
Peki bu kadar önemli bir işlem ne zaman yapılmalıdır? Hasta hastaneye yatırılıp antibiyotiklerle tamamen tedavi edildikten ve taburcu olduktan sonra, üzerinden yaklaşık 6 ila 8 haftalık bir süre geçmesi beklenir. Bu süre zarfında bağırsak dokusu tamamen iyileşir ve eski dayanıklılığına kavuşur. Ardından yapılan kolonoskopide amaç ilk başta çekilen tomografide sadece kalınlaşma olarak görülen bölgenin altında sinsi bir kanser hücresinin saklanıp saklanmadığını gözle görmek ve şüpheli yerlerden biyopsi almaktır. Sadece durdurulamayan masif kanamalarda, kanayan damarı bulup bağlamak için acil kolonoskopi kararı alınabilir.
Akut atak tamamen geçtikten ve bağırsak iyileştikten sonra yapılan planlı kolonoskopinin temel amaçları şunlardır:
- Şüpheli kalınlaşma bölgelerinin gözle görülmesi
- Polip veya tümör varlığının araştırılması
- Laboratuvar için hücresel doku örnekleri alınması
İltihap kaynaklı sigmoid kolon duvarında kalınlaşma vakalarında ilaç tedavisi ve beslenme düzeni nasıldır?
Divertikülit gibi iltihabi bir süreç tespit edildiğinde uygulanacak tedavi, hastalığın hastada yarattığı yıkımın derecesine göre kişiselleştirilir. Tedavi planı hazırlanırken tüm dünyada kabul gören bir evreleme sistemi kullanılır ve her evrenin kendi kuralları vardır.
Sadece bağırsağın küçük bir bölümünde iltihap olan ve genel durumu iyi olan hastalarda süreç oldukça yumuşak yönetilir. Hastalar reçete edilen ağızdan antibiyotikleri kullanır ve evlerinde istirahat ederler. Ancak bağırsak etrafında bir apse oluşmuşsa veya enfeksiyon karın boşluğuna yayılma sinyalleri veriyorsa, hasta mutlaka hastaneye yatırılır. Bu aşamada hastaya ağızdan hiçbir yiyecek veya içecek verilmez, bağırsaklar tamamen dinlenmeye alınır. İhtiyaç duyulan sıvı, vitamin ve çok güçlü antibiyotikler doğrudan damar yoluyla verilir. Eğer bağırsak dışında büyüyen bir irin kesesi (apse) varsa, radyoloji uzmanları ultrason eşliğinde ince bir iğneyle bu bölgeye girerek irini dışarı boşaltır ve vücudun toparlanmasını hızlandırır.
Beslenme düzeni ise bu hastalığın tedavisinde ilaçlar kadar hayati bir rol oynar. Hastalık aktif olarak devam ederken bağırsakları yormamak adına tamamen posasız, saydam ve sindirimi çok kolay sıvı bir diyet uygulanır. Ancak hasta tamamen iyileştikten sonra, hastalığın bir daha tekrarlamasını önlemek için tam tersi bir stratejiye geçilir. Bağırsak içindeki basıncı düşürmek ve dışkının kolayca kaymasını sağlamak için lif oranından son derece zengin bir beslenme tarzı ömür boyu benimsenmelidir.
İyileşme süreci tamamlandıktan sonra hastaların günlük diyetlerine mutlaka eklemesi gereken lifli gıdalar şunlardır:
- Yulaf ezmesi
- Tam buğday ve kepekli ürünler
- Kuru baklagiller
- Çiğ sebzeler
- Kabuklu meyveler
Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma ile ilişkili hayati tehlike yaratan durumlarda acil ameliyat ne zaman gerekir?
Modern tıp her zaman hastayı ameliyatsız yöntemlerle tedavi etmeyi hedefler. Ancak sigmoid kolon hastalıklarında işlerin kontrolden çıktığı ve cerrahi müdahalenin saniyeler içinde karar verilmesi gereken hayati bir zorunluluğa dönüştüğü acil durumlar vardır.
En korkulan senaryoların başında “fekal peritonit” tablosu gelir. İltihaplı bağırsağın duvarı basınca dayanamayıp patladığında, bağırsak içindeki bakteri dolu dışkı doğrudan karın boşluğuna boşalır. Bu durum hızla kana mikrop karışmasına neden olarak hastanın hayatını tehlikeye atar. Bu tür hastalarda acilen karnın açılması, tüm dışkı ve irinin yıkanarak temizlenmesi şarttır. Ancak karın içi bu kadar kirliyken, bağırsağın patlayan kısmı kesildikten sonra sağlam uçları birbirine dikmek imkansızdır; dikişler tutmaz ve yeniden delinme olur. Bu nedenle cerrahlar, bağırsağın üst kısmını hastanın karın duvarına ağızlaştırırlar. Hasta birkaç ay boyunca tuvalet ihtiyacını karnına takılan özel bir torba (stoma) vasıtasıyla giderir. Vücut bu ağır travmayı atlatıp güçlendikten aylar sonra, ikinci bir ameliyatla bağırsaklar yeniden birleştirilip torba iptal edilir.
Bağırsağın kendi etrafında dönerek düğümlenmesi (volvulus) durumunda da eğer bağırsak dokusuna kan gitmediği için çürüme başlamışsa o ölü dokunun derhal kesilip çıkarılması gerekir. Ayrıca tekrarlayan iltihapların yarattığı sert yara dokuları veya büyüyen kitleler bağırsak yolunu tamamen tıkayarak dışkı geçişine izin vermezse, gaz ve dışkı çıkaramayan hastanın karnı tehlikeli boyutlarda şişeceğinden tıkanıklığı açmak için acil ameliyat uygulanır.
Acil cerrahi müdahaleyi kesinlikle zorunlu kılan hayati tablolar şunlardır:
- Bağırsak duvarının delinmesi
- Yaygın karın zarı iltihabı
- Kan akışının durduğu bağırsak düğümlenmesi
- İlaçlara yanıt vermeyen tam tıkanıklık
Sigmoid kolon duvarında kalınlaşma sorununu tamamen ortadan kaldıran planlı cerrahi müdahaleler nasıl yapılır?
Her şeyin planlı, sakin ve kontrollü ilerlediği elektif ameliyatlar, acil risklerin bulunmadığı ancak hastanın yaşam kalitesini bozan kalıcı bir sorunu kökten çözmek amacıyla gerçekleştirilir. Bu ameliyatların en büyük artısı, hastanın bağırsaklarının işlem öncesi özel solüsyonlarla tamamen temizlenmesi ve hastanın enfeksiyonlardan arındırılmış olmasıdır. Bu sayede hastalıklı kısım çıkarıldıktan sonra bağırsaklar torbaya bağlanmadan güvenle uç uca dikilebilir.
Bir hasta diyetine uymasına rağmen yılda birkaç kez şiddetli ataklar geçiriyor ve günlerce hastanede yatmak zorunda kalıyorsa, o hastalıklı bölgenin alınması kalıcı bir çözüm sunar. Ataklar yatıştıktan aylar sonra hasta rahat bir dönemindeyken ameliyata alınarak kalınlaşan o sorunlu bölge vücuttan uzaklaştırılır. Bazen de şiddetli iltihaplar bağırsağın idrar kesesine veya kadınlarda vajinaya yapışarak aralarında bir delik (fistül) açılmasına neden olur. Bu durumda hastanın idrarından dışkı gelmesi gibi son derece rahatsız edici bir durum yaşanır ve bu deliklerin cerrahi onarımı şarttır.
Planlı cerrahinin en hayati kullanıldığı alan ise kanser teşhisi konmuş hastalardır. Eğer kalınlaşmanın altından kötü huylu bir tümör çıkmışsa, ameliyat çok daha titiz ve geniş kapsamlı yapılır. Sadece kanserli bağırsak kısmı değil kanser hücrelerinin sıçrama ihtimali olan tüm komşu kan damarları ve lenf bezleri adeta bir ağacın kökleri temizlenir gibi dikkatlice vücuttan ayrılır. Kanserli doku çıkartıldıktan sonra sağlıklı uçlar başarıyla birleştirilerek süreç tamamlanır.
Planlı ameliyatların gerekli olduğu başlıca tıbbi durumlar şunlardır:
- Sık tekrarlayan şiddetli iltihap krizleri
- Komşu organlara açılan kalıcı kanallar
- Biyopsi ile doğrulanmış kötü huylu tümörler
- İlaçlarla kontrol altına alınamayan kronik kalınlaşmalar

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

