Dışkıda kan ve makattan kanama; hemoroid, anal fissür, bağırsak polipleri veya kolon kanseri gibi alt sindirim sistemi hastalıklarının en net belirtisidir. Kendisini parlak kırmızı taze kan, vişne çürüğü renginde pıhtı veya siyah, katran gibi melena şeklinde gösteren bu tabloya karın ağrısı, dışkılama alışkanlığında değişim ve halsizlik eşlik edebilir. Tedavi yaklaşımı ise hastalığın evresine göre lifli diyet ve medikal ilaçlardan lazerli girişimlere ve cerrahi rezeksiyonlara kadar değişiklik gösterir. Erken teşhis ve uzman kontrolünde planlanan doğru tedavi yöntemleri, hayati riskleri ortadan kaldırarak tam iyileşme sağlar.
Makattan Kanama ve Dışkıda Kan Ne Anlama Gelir?
Sindirim sistemi, ağızdan başlayıp makatta sonlanan son derece detaylı ve işlevsel bir tüp yapısıdır. Tıbbi anatomi dünyasında, sindirim sistemini üst ve alt olmak üzere iki ana bölüme ayıran özel bir asıcı bağ bulunur. Bu noktanın daha aşağısında kalan ince bağırsakların bir kısmı, kalın bağırsak, rektum ve anüs bölgesinde meydana gelen tüm kanamalar, alt gastrointestinal sistem kanamaları olarak adlandırılır. Günlük hayatta karşılaşılan vakaların çok büyük bir bölümünde, kanamanın asıl kaynağı kalın bağırsak veya makat bölgesidir. İnce bağırsaklar veya midenin çok şiddetli kanamaları daha nadir görülmekle birlikte sızıntıların aşağıya ulaşmasıyla bu durumu taklit edebilir.
Bu durum her zaman aynı şiddette veya aynı görünümde ortaya çıkmaz. Kimi zaman sadece tuvalet kağıdında fark edilen, son derece sınırlı birkaç damla parlak kırmızı kan söz konusudur. Kimi zaman ise dışkının tamamına karışmış, rengi koyulaşmış veya çıplak gözle fark edilemeyecek kadar gizli bir yapıda olabilir. Kanın ortaya çıkış biçimi, şiddeti ve sıklığı, altında yatan hastalığın doğası hakkında paha biçilmez bilgiler barındırır. Kanamanın bu özellikleri, sürecin ne kadar acil olduğunu ve ilk olarak hangi tanı yöntemine başvurulması gerektiğini belirleyen en temel unsurlardır.
Dışkıda Kan Rengi Makattan Kanama Kaynağı Hakkında Neler Söyler?
Tuvalette veya iç çamaşırında fark edilen kanın rengi, kanamanın sindirim sisteminin hangi bölgesinde meydana geldiğini anlatan kusursuz bir harita işlevi görür. Kan, sindirim sistemi adı verilen bu uzun boru sisteminin içinde ne kadar fazla vakit geçirirse, bağırsaklardaki doğal bakteriler ve sindirim enzimleri ile o kadar fazla etkileşime girmek zorunda kalır. Kanın içinde bulunan demir, bu enzimlerle kimyasal bir reaksiyona girdiğinde rengi giderek koyulaşır ve yapısı değişir.
Örneğin kanama makat bölgesine çok yakın bir yerden, diyelim ki bir çatlak veya basur memesinden kaynaklanıyorsa, kan dışarı çıkmak için hiç beklemez. Bu nedenle enzimlerle karşılaşmaz ve rengi son derece parlak, taze kırmızı olur. Kanama kalın bağırsağın biraz daha üst kısımlarında, örneğin sağ taraftaki başlangıç noktalarında meydana geliyorsa, dışarı çıkana kadar bir miktar vakit geçer ve vişne çürüğü veya bordo bir renk alır. Eğer kanama midede veya ince bağırsaklarda meydana gelmişse, yolculuk çok uzun sürer. Kan tamamen sindirilir ve zift gibi siyah, kötü kokulu ve yapışkan bir formda dışarı atılır.
Karşılaşılabilecek renk değişimleri şunlardır:
- Parlak kırmızı
- Bordo
- Vişne çürüğü
- Siyah
- Katran rengi
Şiddetli Makattan Kanama Durumunda Hangi Müdahaleler Yapılır?
Yoğun ve durdurulamayan bir kanama tablosu ile sağlık kuruluşuna ulaşıldığında, odaklanılması gereken ilk nokta kanamanın nedenini bulmaktan ziyade vücudun hayati fonksiyonlarını koruma altına almaktır. İnsan vücudu, damarlarında dolaşan kan hacmi aniden azaldığında bir savunma mekanizması geliştirir. Kalp, dokulara oksijen gönderebilmek için çok daha hızlı atmaya başlar ve nabız yükselir. Kan damarları büzüşür ve tansiyon hızla düşmeye başlar. Bu durum kontrol altına alınmazsa hücresel düzeyde oksijensizlik başlar.
Bu yüzden ilk saniyelerde standart ve hayat kurtarıcı travma adımları devreye sokulur. Solunum yollarının güvenliği sağlandıktan sonra, dokuların oksijen açlığını gidermek için takviye başlatılır. Dolaşım sistemini ayakta tutabilmek adına kolların her iki yanından geniş damar yolları açılarak vücuda hızla sıvı verilmeye başlanır. Bu sıvılar, damar içindeki basıncı artırarak tansiyonu dengeler. Eğer verilen bu sıvılara rağmen tansiyon yükselmiyor ve hastanın rengi solmaya devam ediyorsa, kaybedilen hücreleri yerine koymak için vakit kaybetmeden kan ürünleri desteğine geçilir. Kan nakli yapılırken sadece laboratuvar sonuçlarına bakılmaz; hastanın kalbinin ne kadar yorulduğu, yaşı ve genel durumu da hesaba katılır. Aynı zamanda aspirin veya benzeri kan sulandırıcı kullanan hastaların ilaç etkileri, özel panzehirler ve taze kan bileşenleri ile tersine çevrilmeye çalışılır.
Acil serviste sağlanan yaşamsal destekler şunlardır:
- Oksijen
- Periferik damar yolu
- Kristaloid sıvılar
- Kan transfüzyonu
- Taze plazma
- Trombosit
Dışkıda Kan veya Makattan Kanama Kaynağını Bulmak İçin Hangi Testler Kullanılır?
Hastanın tansiyonu ve nabzı güvenli sınırlara çekildikten sonra, kanamanın merkez üssünü tespit etmek ve gerekirse o noktaya doğrudan müdahale etmek için gelişmiş tıbbi cihazlar kullanılır. En değerli ve en yaygın kullanılan yöntem kolonoskopidir. Ucunda yüksek çözünürlüklü bir kamera ve güçlü bir ışık kaynağı bulunan, esnek ve yönlendirilebilir bir tüp aracılığıyla bağırsağın içi adım adım incelenir. Aktif bir kanama sırasında bağırsak duvarları kanla kaplı olacağından inceleme yapmak zordur, bu yüzden özel yıkama sistemleriyle görüş alanı temizlenir. Kolonoskopi sadece izlemekle kalmaz; kanayan damar bulunduğu anda cihazın içinden geçirilen ince aletlerle damar yakılabilir, üzerine klips takılabilir veya ilaç sıkılarak kanama anında durdurulabilir.
Sadece makat bölgesine yakın, tuvalet kağıdına bulaşan ufak çaplı kanamalarda bu kadar uzun bir incelemeye gerek duyulmayabilir. Bu durumlarda, sadece bağırsağın son birkaç santimetresini gösteren kısa, ışıklı tüpler yardımıyla poliklinik şartlarında saniyeler içinde tanı konulabilir. Bağırsak anatomisinin elvermediği veya kolonoskopinin tam yapılamadığı vakalarda ise hastaya hap şeklinde yutulabilen kameralar verilebilir. Bu kameralar sindirim sisteminde ilerlerken binlerce fotoğraf çekerek ulaşılamayan noktaları görüntüler. Ayrıca kanamanın çok hızlı olduğu durumlarda damar içine boyalı madde verilerek çekilen detaylı tomografiler veya doğrudan kasıktan girilerek yapılan anjiyografi işlemleri de kanamanın yerini nokta atışı gösteren paha biçilmez yöntemlerdir.
Tanı ve tespit amacıyla kullanılan yöntemler şunlardır:
- Kolonoskopi
- Sigmoidoskopi
- Anoskopi
- Kapsül endoskopi
- Tomografi
- Anjiyografi
Basur Problemi Makattan Kanama Yapar Mı ve Nasıl Tedavi Edilir?
Hemoroid, ya da toplumda bilinen adıyla basur, aslında insan anatomisinde doğuştan var olan faydalı bir yapıdır. Makat kanalının iç yüzeyinde, ağ gibi örülmüş damar yumağı yastıkçıkları bulunur. Bu yastıkçıklar, tıpkı bir contanın sızdırmazlık sağlaması gibi, gaz ve sıvı çıkışını kontrol altında tutar. Ancak uzun yıllar süren kabızlık, tuvalette uzun süre ıkınarak bekleme, ağır kaldırma veya hamilelik gibi nedenlerle bağırsak içi basıncı sürekli arttığında, bu hassas yastıkçıklar esner, genişler ve makat dışına doğru sarkmaya başlar. İçinden sert bir dışkı geçtiğinde ise bu gergin ve incelmiş damarlar kolayca zedelenerek parlak, taze bir kanamaya neden olur.
Bu sorunun tedavisi büyük ölçüde evreye bağlıdır. İlk evrelerde, sadece kanama şikayeti varken ve sarkma yokken, yaşam tarzı değişiklikleri sorunu kökünden çözebilir. Dışkıyı yumuşatmak için beslenme düzeninin değiştirilmesi, kasların gevşemesini sağlamak için uygulanan su banyoları ve damar duvarını güçlendiren merhemler son derece başarılıdır. Ancak hastalık ilerledikçe, kanayan damar paketlerinin küçültülmesi gerekir. Poliklinik şartlarında uygulanan ışıkla yakma veya lastik bantla boğma gibi kesisiz işlemler oldukça etkilidir. Çok daha ileri vakalarda, yani dokuların tamamen dışarı sarktığı ve kanamanın durdurulamadığı durumlarda cerrahi müdahale devreye girer. Geleneksel olarak hastalıklı dokunun kesilip çıkarılması yapılabileceği gibi, son yıllarda dokuya zarar vermeden doğrudan damarın içine girilip yüksek ısı ile büzüştürüldüğü modern yöntemler de sıklıkla tercih edilmektedir.
Basur tedavisinde kullanılan yöntemler şunlardır:
- Diyet modifikasyonu
- Oturma banyosu
- Fitil
- Krem
- Bant ligasyonu
- Skleroterapi
- Lazer
- Ameliyat
Makat Çatlağı Dışkıda Kan Sebebi Midir ve Çözümleri Nelerdir?
Anal fissür olarak isimlendirilen makat çatlağı, anüsün hemen çıkışında yer alan ve sinir uçları bakımından inanılmaz derecede zengin olan ince deri tabakasındaki yırtılmalardır. Genellikle normalden çok daha sert ve hacimli bir dışkının zorla dışarı atılması esnasında meydana gelir. Bu yırtığın en çarpıcı özelliği, dışkılama sırasında yarattığı ve hastalar tarafından sıklıkla cam kesiği hissine benzetilen çok keskin ağrıdır. Bu ağrıya tuvalet kağıdını boyayan taze bir kanama eşlik eder.
Makat bölgesi, istem dışı çalışan güçlü bir kas tabakası ile çevrilidir. Yırtık oluştuğunda ve ağrı hissedildiğinde, bu kas tabakası refleks olarak şiddetle kasılır ve bir tür spazm durumuna geçer. Kasılma o kadar güçlüdür ki bölgedeki kılcal damarları sıkıştırır ve yırtığın bulunduğu deriye giden kan akışını ciddi şekilde azaltır. Dokular iyileşmek için kana ve oksijene ihtiyaç duyar; kan akımı azaldığında yırtık iyileşemez. İyileşemedikçe ağrı devam eder, ağrı devam ettikçe kasılma artar. Bu durum hastalığın kronikleşmesine yol açan temel kısır döngüdür.
Tedavinin ana mantığı bu kasılmayı ortadan kaldırmaktır. Yeni oluşmuş çatlaklarda, bölgedeki damarları genişleten ve kası gevşeten özel formüllü kremler kullanılır. Bu kremler kası geçici olarak rahatlatarak kan akımını artırır ve vücudun yırtığı onarmasına izin verir. Kremlerin yetersiz kaldığı inatçı vakalarda ise spazm yapan bu kasa enjekte edilen toksinler sayesinde kas aylarca sürecek şekilde gevşetilir. Tüm bu ameliyatsız çabalara rağmen iyileşmeyen kronik çatlaklarda, spazm yaratan kas liflerinin minik bir kesi ile kalıcı olarak gevşetildiği cerrahi işlemler uygulanarak sorun kesin çözüme kavuşturulur.
Makat çatlağı şikayetleri şunlardır:
- Ağrı
- Yanma
- Kanama
- Kaşıntı
- Spazm
Makat Apsesi ve Fistülü Makattan Kanama Şikayetine Yol Açar Mı?
Makat bölgesinin iç kısımlarında, dışkının dışarı kayarak çıkmasını kolaylaştırmak için sürekli olarak bir miktar sümüksü sıvı üreten küçük salgı bezleri bulunur. Bu bezlerin bağırsak içine açılan ince kanalları dışkı parçaları veya bakteriler yüzünden tıkandığında, içerideki sıvı dışarı akamaz ve bez enfekte olur. Vücudun savunma hücreleri buraya hücum eder ve kısa sürede içi cerahat dolu, gergin, zonklayan ve ateş yapan bir şişlik oluşur. Bu yapıya apse denir. Apse kendiliğinden patladığında veya bir müdahale ile boşaltıldığında, içinden irinle karışık koyu renkli ve kötü kokulu bir kanama gelebilir.
Apse boşaldıktan sonra hastaların bir kısmında, bağırsağın içi ile makatın dışındaki deri arasında istenmeyen, yapay bir tünel meydana gelir. Bu hücresel tünele fistül adı verilir. Fistül, adeta iki ucu açık bir boru gibi davranır ve zaman zaman içinden kirli akıntı, iltihap ve kan sızdırır. Fistülün ilaçlarla veya kremlerle kapanması mümkün değildir. Tedavisi, bu tünelin anatomik yapısına ve makat kaslarıyla olan yakın ilişkisine göre planlanan detaylı cerrahi işlemlerle gerçekleştirilir. Tünelin kaslara zarar vermeden içinin lazerle yakılarak kapatılması veya yavaş yavaş dışarı alınması hedeflenir.
Apse ve fistül durumunda görülenler şunlardır:
- Ateş
- Şişlik
- İrin
- Akıntı
- Kanama
Bağırsak Kesecikleri Dışkıda Kan Görmemize Neden Olur Mu?
Bağırsak duvarı, yiyecekleri ileriye doğru itmek için sürekli çalışan güçlü kas katmanlarından oluşur. Bu kas katmanlarını beslemek için, bağırsak duvarını dışarıdan içeriye doğru delip geçen atardamarlar bulunur. Damarların kas tabakasından geçtiği bu noktalar, bağırsak duvarının en zayıf yerleridir. Yıllar boyunca lifsiz beslenmek ve kabızlık çekmek, bağırsak içindeki basıncın çok yüksek seviyelere çıkmasına neden olur. Yüksek basınç, bağırsağın iç yüzeyini bu zayıf damar noktalarından dışarı doğru ittirerek balon gibi küçük keseciklerin oluşmasına yol açar. Bu keseciklere divertikül denir.
Zamanla bu balonlaşmış keseciklerin tepe noktasında yer alan atardamarlar iyice gerilir ve incelir. Bağırsak içinden geçen katı atıkların bu gergin damarlara sürtünmesi veya damar duvarının zayıflaması sonucunda ani bir yırtılma meydana gelir. Divertikül kanamaları genellikle hiçbir ağrı veya sızı hissettirmez. Hasta tuvalete gittiğinde aniden, yüksek hacimli ve genellikle vişne çürüğü renginde kan dolu bir dışkılama yaşar. Görüntü son derece korkutucu olsa da hastane ortamında yapılan destekleyici tedavilerle damar kendi kendini onararak kanamayı birkaç gün içinde sınırlandırır. Sürekli tekrarlayan veya durmayan durumlarda ise sorunlu bağırsak kısmının alınması gerekebilir.
Kesecik kanamasıyla ilişkili faktörler şunlardır:
- Kabızlık
- Basınç
- Yaşlanma
- Hareketsizlik
İleri Yaşlardaki Damar Genişlemeleri Makattan Kanama Sebebi Midir?
Yaşlanma süreci, insan vücudundaki tüm dokular gibi bağırsaklara kan taşıyan kılcal damarları da doğrudan etkiler. Yaş ilerledikçe, özellikle kalın bağırsağın başlangıç kısımlarındaki küçük kan damarları esnekliklerini kaybeder. Normalde düzgün bir boru şeklinde olması gereken bu damarlar, genişler, yumaklaşır ve son derece ince bir duvara sahip kırılgan yapılar haline gelir. Bu anatomik bozulmaya anjiyodisplazi adı verilir.
Bu damarlar o kadar kırılgandır ki bağırsak hareketleri sırasındaki normal kasılmalar bile kanamalarına neden olabilir. Özellikle ileri yaşlarda kalp krizini önlemek, felç riskini azaltmak veya romatizmal ağrıları dindirmek amacıyla sıklıkla kullanılan kan sulandırıcı haplar, bu damarların pıhtılaşma yeteneğini baskılar. Böylece damarlardan sürekli olarak hafif şiddette, sızıntı şeklinde kanamalar meydana gelir. Bu kanamalar genelde dışkı rengini değiştirmez ancak uzun vadede hastada izah edilemeyen bir halsizlik ve laboratuvar testlerinde derin bir kansızlık tablosu yaratır.
Damar genişlemesi kanamalarında sık görülenler şunlardır:
- Sızıntı
- Kansızlık
- Yorgunluk
- Solgunluk
Dışkıda Kan Görülmesi Kolon Kanserinin Bir Habercisi Olabilir Mi?
Dışkıda çıplak gözle görülen veya laboratuvarda tespit edilen herhangi bir kanama hücresi, tıbbi olarak son derece dikkatli yaklaşılması gereken bir uyarı işaretidir. Doğru olan yaklaşım bu kanamanın basit bir basur kanaması olduğunu varsaymak yerine, öncelikle kötü huylu bir tümör ihtimalini masadan kaldırmaktır. Kalın bağırsak hücreleri kendilerini sürekli yenilerler; bu yenilenme sırasında hücrelerin genetik şifresinde meydana gelen kopyalama hataları, bağırsak duvarında polip adı verilen küçük, et beni benzeri çıkıntıların oluşmasına yol açar.
Bu polipler başlangıçta tamamen iyi huyludur ve hiçbir şikayete neden olmazlar. Ancak yıllar içinde sessizce büyüyerek kanser hücrelerine dönüşme potansiyeli taşırlar. Büyüyen polipler veya tümörler, bağırsak boşluğuna doğru uzandıkça içinden geçen dışkı ile sürtünür ve üzerlerindeki hassas doku zedelenerek kanamaya başlar. Kanamanın yanı sıra hastanın tuvalete çıkma alışkanlıklarının aniden değişmesi, dışkısının kalem inceliğine gelmesi, diyet yapmadığı halde hızla kilo kaybetmesi veya kendisini sürekli yorgun hissetmesi durumun ciddiyetini artıran alarm zilleridir. Bu uyarı zilleri duyulduğunda, yaş faktörü ne olursa olsun derhal bağırsağın içinin detaylıca taranması hayati önem taşır.
Kanser şüphesi taşıyan alarm belirtileri şunlardır:
- Kanama
- Kilo kaybı
- Halsizlik
- İshal
- Kabızlık
Dışkıda Kan Araması ve Kanser Taramaları Kimlere Yapılmalıdır?
Kötü huylu hastalıklarla mücadelenin en güvenilir yolu, hastalığı henüz belirti vermediği, kanama bile yapmadığı o sessiz yıllarda yakalamaktır. Bir polipin kansere dönüşmesi ortalama on yıllık bir zaman dilimi gerektirir. Bu uzun süre, hekimlere hastalığı tamamen engellemek için eşsiz bir fırsat penceresi sunar. Bu fırsatı değerlendirmenin tek yolu düzenli tarama testlerinden geçer.
Ailesinde hiçbir kanser öyküsü bulunmayan, tamamen sağlıklı ve şikayeti olmayan bireylerin bile elli yaşına ulaştıklarında bu tarama programlarına dahil olmaları gerekir. Bu yaş grubundaki kişilerden belirli aralıklarla dışkı örnekleri alınarak gözle görülmeyen kan hücreleri aranır ve belli periyotlarla bağırsağın içi kameralı sistemlerle incelenir. Ancak hastanın birinci derece yakınlarında bağırsak kanseri öyküsü varsa, bu taramalara çok daha erken yaşlarda ve çok daha detaylı bir şekilde başlanır. Daha önce polip alınmış olanlar veya kronik bağırsak iltihabı hastalıkları bulunan bireyler de risk altında kabul edilerek özel takip programlarına alınırlar.
Risk faktörüne göre değerlendirilen gruplar şunlardır:
- İleri yaş
- Genetik
- Polipler
- İltihaplar
Hangi Makattan Kanama Vakalarında Acil Cerrahi Müdahale Gereklidir?
Hastaneye kanama şikayetiyle başvuran hastaların çok büyük bir kısmı, serumlar, ilaçlar veya endoskopi işlemi sırasında yapılan ufak dokunuşlarla ameliyat masasına gitmeden sağlığına kavuşur. Ancak çok küçük bir hasta grubunda, kanama öylesine şiddetlidir veya bağırsağa öylesine hasar vermiştir ki hastanın hayatını kurtarmanın tek yolu acil olarak ameliyathaneye alınarak karın bölgesinin açılmasıdır.
Hastaya damar yoluyla litrelerce sıvı verilmesine, ünitelerce taze kan nakledilmesine rağmen tansiyonu bir türlü yükseltilemiyorsa ve hücreleri oksijensiz kalarak şok tablosuna doğru gidiyorsa, cerrahi karar hızla verilir. Ayrıca kameralı sistemlerle kanayan damar bulunup yakılmasına rağmen kanama tekrar tekrar başlıyorsa, veya kanamaya bağırsağın delinmesi gibi çok daha ölümcül bir sorun eşlik ediyorsa ameliyat kaçınılmazdır. Ameliyatta temel mantık, kanamanın nereden geldiği kesin olarak biliniyorsa sadece o problemli bağırsak kısmını kesip çıkarmaktır. Ancak kanamanın yeri hiçbir testle bulunamamış ve hasta kaybedilmek üzereyse, riski sıfıra indirmek için kalın bağırsağın tamamına yakını vücuttan uzaklaştırılır.
Acil ameliyat gerektiren durumlar şunlardır:
- Şok
- Dirençli kanama
- Delinme
- Tıkanıklık
Nadir Görülen Hangi Bağırsak Hastalıkları Dışkıda Kan Yapar?
Alışılagelmiş hastalıkların dışında, daha farklı mekanizmalarla bağırsak dokusunu zedeleyerek kanamaya neden olan bazı özel durumlar da mevcuttur. Örneğin kalpten bağırsağa kan taşıyan ana atardamarlarda aniden bir pıhtı oluşması veya kan basıncının aşırı düşmesi sonucu bağırsağın beslenememesi tablosu yaşanabilir. Tıpkı kalpteki kriz gibi, bağırsağın da krizi olan bu durum hücrelerin hızla ölmesine ve bağırsak iç yüzeyinin dökülerek kanlı bir ishale yol açmasına neden olur.
Bir başka özel durum ise kanser tedavisi gören hastaların ilerleyen yıllarda karşılaştığı sorunlardır. Pelvik bölgedeki organların tedavisi için verilen yüksek doz radyasyon ışınları, yıllar sonra bile makat bölgesindeki damarlarda kalıcı hasarlar bırakabilir. Bu hasarlı damarlar kendi kendine çatlayarak uzun yıllar süren, inatçı kanamalara neden olabilir. Ayrıca dışarıdan alınan çok güçlü bakterilerin veya bozulmuş gıdaların neden olduğu ağır zehirlenme ve enfeksiyon tabloları da bağırsak duvarını bir zımpara gibi aşındırarak sümüksü, iltihaplı ve kanlı bir akıntıya sebebiyet verebilir.
Nadir karşılaşılan kanama sebepleri şunlardır:
- İskemi
- Radyoterapi
- Bakteriler
- Zehirlenmeler
Dışkıda Kan veya Makattan Kanama Tedavisi Sonrasında Nelere Dikkat Edilmelidir?
İster basit bir kremle tedavi edilen bir makat çatlağı olsun, ister kameralı cihazlarla yakılan bir damar genişlemesi olsun, tıbbi tedavi süreci başarıyla tamamlandıktan sonra işin büyük kısmı hastanın yaşam tarzını değiştirmesine kalır. Sindirim sistemindeki damarsal problemlerin ve tahrişlerin en büyük düşmanı, sert ve kuru dışkının o bölgeden zorlanarak geçmesidir. Bu mekanik zedelenmeyi ortadan kaldırmanın yolu, bağırsak işleyişini doğasına uygun hale getirmektir.
Dışkının bağırsağın içinde yumuşak kalabilmesi, hacimli olması ve duvara sürtünmeden kolayca ilerleyebilmesi için hastanın beslenme düzenini baştan aşağı yenilemesi gerekir. Sebze ağırlıklı, lif bakımından çok zengin gıdaların sofralardan eksik edilmemesi şarttır. Bu liflerin sünger gibi şişerek işlevini yerine getirebilmesi için de gün boyunca yüksek miktarda su tüketilmesi yaşamsal bir zorunluluktur. Tuvalette uzun dakikalar boyunca oturup telefonla veya dergiyle vakit geçirmek, yerçekiminin etkisiyle bölgedeki damarlara muazzam bir basınç bindirir; bu nedenle tuvalette geçirilen süre minimumda tutulmalı ve dışkılama hissi geldiğinde asla ertelenmemelidir. Düzenli yürüyüşler yapmak ve fiziksel olarak aktif bir hayat sürmek de bağırsak hareketlerinin doğal bir ritim kazanmasını sağlayarak yeniden kanama yaşanma riskini en aza indirir.
Tedavi sonrası edinilmesi gereken alışkanlıklar şunlardır:
- Sebze tüketimi
- Su içmek
- Yürüyüş
- Hızlı tuvalet
- Lif takviyesi

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

