Koltuk altında kitle, aksilla bölgesinde gelişen ve çoğunlukla lenf nodu büyümesi, enfeksiyon, yağ bezesi veya nadiren tümörel oluşumlara bağlı ortaya çıkan anormal bir doku büyümesidir. Klinik değerlendirme, kitlenin boyutu, hareketliliği ve eşlik eden semptomlara göre yapılır ve erken tanı önem taşır.
Koltuk altında kitle oluşumunun yaygın nedenleri arasında bakteriyel enfeksiyonlar, tıkalı ter bezleri, lipomlar ve reaktif lenfadenopati yer alır. Özellikle bağışıklık sistemi enfeksiyonlara yanıt verdiğinde lenf düğümleri büyüyebilir ve hassasiyet gelişebilir. Bu durum çoğu zaman geçici ve tedavi edilebilir niteliktedir.
Koltuk altındaki kitlenin teşhisi fizik muayene ile başlar ve gerekli durumlarda ultrasonografi, manyetik rezonans görüntüleme veya biyopsi gibi ileri tanı yöntemleri kullanılır. Bu incelemeler kitlenin yapısını, iyi huylu veya kötü huylu olup olmadığını belirlemeye yardımcı olur ve doğru tedavi planını yönlendirir.
Koltuk altında kitle tedavi yöntemleri altta yatan nedene göre değişir ve enfeksiyon kaynaklı durumlarda antibiyotik tedavisi, yağ bezelerinde cerrahi çıkarma veya iltihabi durumlarda medikal takip uygulanabilir. Malignite şüphesi bulunan vakalarda ise onkolojik değerlendirme ve ileri tedavi yaklaşımları gerekebilir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tanım | Koltuk altında kitle, aksilla bölgesinde ele gelen şişlik veya sertlik şeklinde hissedilen anormal dokusal oluşumdur. Tek taraflı veya iki taraflı olabilir ve ağrılı ya da ağrısız seyredebilir. |
| Anatomik Yapılar | Aksilla bölgesinde lenf düğümleri, yağ dokusu, ter bezleri, kıl folikülleri, damar yapıları ve meme dokusunun uzantıları (aksesuar meme dokusu) bulunur. Kitleler bu yapılardan kaynaklanabilir. |
| En Sık Nedenler | Reaktif lenfadenopati (enfeksiyonlara bağlı lenf bezi büyümesi), lipom (iyi huylu yağ dokusu tümörü), epidermal kistler, hidradenitis suppurativa, apse oluşumu. |
| Enfeksiyöz Nedenler | Bakteriyel cilt enfeksiyonları, viral enfeksiyonlar (örn. mononükleoz), mantar enfeksiyonları ve nadiren tüberküloz gibi sistemik enfeksiyonlar aksiller lenf bezlerinde büyümeye yol açabilir. |
| İyi Huylu Tümörler | Lipom, fibrom, epidermoid kist ve benign lenf nodu hiperplazisi sık görülen iyi huylu nedenlerdir. Genellikle yavaş büyür ve ağrısızdır. |
| Kötü Huylu Nedenler | Lenfoma, meme kanseri metastazı, cilt kanserleri veya diğer organ kanserlerinin aksiller lenf bezlerine yayılımı kitleye neden olabilir. Sert, hareketsiz ve hızlı büyüyen kitleler malignite açısından değerlendirilmelidir. |
| Meme Kaynaklı Nedenler | Özellikle kadınlarda meme dokusuna ait hastalıklar (mastit, meme kanseri) aksiller bölgede kitle şeklinde bulgu verebilir. |
| Belirtiler | Ele gelen şişlik, hassasiyet veya ağrı, kızarıklık, ısı artışı, ateş, kilo kaybı, gece terlemesi (özellikle malign veya sistemik hastalıklarda). |
| Risk Faktörleri | Bağışıklık sistemi zayıflığı, yakın zamanda geçirilen enfeksiyon, kronik cilt hastalıkları, ailede kanser öyküsü, sigara kullanımı. |
| Fizik Muayene | Kitlenin boyutu, kıvamı, hareketliliği, hassasiyeti ve cilt ile ilişkisi değerlendirilir. Her iki aksilla karşılaştırmalı muayene edilir. |
| Görüntüleme Yöntemleri | Ultrasonografi ilk tercih edilen yöntemdir. Gerekli durumlarda mamografi, manyetik rezonans görüntüleme (MR) veya bilgisayarlı tomografi (BT) uygulanabilir. |
| Laboratuvar Tetkikleri | Tam kan sayımı, enfeksiyon belirteçleri, viral serolojiler ve şüphe durumunda tümör belirteçleri değerlendirilebilir. |
| Biyopsi | Şüpheli kitlelerde ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) veya eksizyonel biyopsi ile histopatolojik inceleme yapılır. Kesin tanı için gereklidir. |
| Tedavi – Enfeksiyon Kaynaklı | Antibiyotik tedavisi, antiinflamatuar ilaçlar ve gerekirse apse drenajı uygulanır. |
| Tedavi – İyi Huylu Kitleler | Takip yeterli olabilir. Semptomatik veya büyüyen lezyonlarda cerrahi çıkarım düşünülebilir. |
| Tedavi – Kötü Huylu Kitleler | Altta yatan kansere yönelik cerrahi, kemoterapi, radyoterapi veya immünoterapi gibi multidisipliner tedavi yaklaşımları uygulanır. |
| Ne Zaman Doktora Başvurulmalı | 2–3 haftadan uzun süren, hızla büyüyen, sert ve hareketsiz kitle varlığında; ateş, gece terlemesi veya açıklanamayan kilo kaybı eşlik ediyorsa değerlendirme gereklidir. |
| Önleme | Hijyen kurallarına dikkat edilmesi, cilt enfeksiyonlarının erken tedavisi, düzenli meme muayenesi ve kanser taramalarının yapılması önerilir. |
Koltuk Altında Kitle Nedir ve Anatomik Olarak Hangi Yapıları Barındırır?
Koltuk altı, tıp dilindeki adıyla aksilla, gövdemiz ile kolumuz arasında yer alan ve şekil olarak ters dönmüş bir piramide benzeyen son derece özel bir boşluktur. Bu bölgeyi sadece kollarımızı hareket ettirdiğimiz bir eklem bölgesi olarak düşünmemek gerekir. Burası; göğüs duvarından, koldan, boyundan ve en önemlisi meme dokusundan gelen çok yoğun bir trafiğin kesişme noktasıdır. Bu piramidal yapının sınırlarını kaslarımız çizer. Ön tarafta göğüs kaslarımız, arka tarafta geniş sırt kaslarımız, iç tarafta kaburgalarımız ve dışta da kol kemiğimiz bu yapının duvarlarını oluşturur.
Bu duvarların içinde ise hayati öneme sahip yapılar güvenle korunur. Kalbimizden çıkıp kolumuza temiz kan taşıyan büyük atardamarlar, koldan kirli kanı geri getiren toplardamarlar ve parmak uçlarımıza kadar hareket etmemizi, dokunduğumuzu hissetmemizi sağlayan devasa sinir ağları hep bu dar boşluktan geçer. Ancak bu bölgenin asıl kahramanları, sayısını kişiden kişiye değişmekle birlikte genellikle yirmi ile kırk arasında sayabileceğimiz lenf düğümleridir. Lenf düğümleri, vücudumuzun savunma sisteminin karakolları veya filtreleri gibi çalışır. Dokularımızdaki fazla sıvıyı, hücre atıklarını ve içeri sızmış olabilecek mikropları toplayan lenf sıvısı, kan dolaşımına katılmadan önce mutlaka bu düğümlerden geçerek süzülür. Bu süzülme işlemi sırasında, lenf düğümlerinin içindeki bağışıklık hücreleri devriye gezer ve zararlı bir şey bulduklarında hemen savunmaya geçerek boyutlarını büyütürler. İşte elimize gelen şişliklerin çok büyük bir kısmı, bu savunma mekanizmasının harıl harıl çalışmasından kaynaklanır.
Koltuk Altında Kitle Yapan İyi Huylu Nedenler Nelerdir?
Koltuk altında fark edilen bir kitlenin her zaman bağışıklık sistemiyle veya kötü huylu hastalıklarla ilgili olması gerekmez. Bazen sadece cilt altında bulunan dokuların kendi içindeki basit değişimleri sonucunda zararsız oluşumlar meydana gelebilir. Bu yapılar genellikle yumuşak dokudan kaynaklanır ve çoğu zaman sadece estetik bir kaygı yaratmanın ötesine geçmezler.
En sık karşılaştığımız iyi huylu yapıların başlıcaları şunlardır:
- Lipomlar
- Kistler
- Fibroadenomlar
Lipomlar, halk arasındaki yaygın adıyla yağ bezeleri, cilt ile kas tabakası arasına yerleşmiş olgun yağ hücrelerinin bir araya gelerek oluşturduğu iyi huylu yumrulardır. Genellikle hamur gibi yumuşaktır, ellediğinizde cilt altında kolayca kayarlar ve üzerlerine baskı yapılmadığı veya çok büyümedikleri sürece hiçbir ağrıya neden olmazlar. Birçok insan hayatı boyunca vücudunun çeşitli yerlerinde lipomlarla yaşar ve bu kitleler nadiren cerrahi bir müdahaleye ihtiyaç duyar. Sadece çok büyüyüp estetik olarak rahatsızlık verdiklerinde veya bölgedeki sinirlere baskı yaparak uyuşma hissi yarattıklarında çıkarılmaları gündeme gelir.
Kistler ise daha farklı bir mekanizmayla oluşur. Koltuk altı bölgesi ter bezleri ve yağ bezleri açısından çok zengin bir alandır. Bazen bu bezlerin dışarı açılan kanalları ölü deri hücreleri, kozmetik kalıntıları veya ter nedeniyle tıkanabilir. Kanal tıkanınca içeride üretilen sıvı veya yağlı salgı dışarı atılamaz ve bir balon gibi şişerek kistleri oluşturur. Kistler normalde ağrısız ve yuvarlaktır. Ancak içlerine bakteri girer ve enfekte olurlarsa durum aniden değişir. Birkaç gün içinde hızla büyür, üzerlerindeki cilt kızarır, gerginleşir ve ciddi bir ağrı yapmaya başlarlar. Bu duruma kistin apseleşmesi denir ve genellikle içinin boşaltılması gerekir.
Fibroadenomlar ise aslında meme dokusuna ait iyi huylu sert kitlelerdir. “Meme dokusunun koltuk altında ne işi var?” diye düşünebilirsiniz. Anatomi mucizevi bir şeydir; meme dokusu sadece göğüs duvarında kalmaz, “Spence kuyruğu” adını verdiğimiz bir uzantıyla koltuk altına doğru ilerler. Bu nedenle koltuk altında hissettiğiniz sert, hareketli ve pürüzsüz bir kitle, aslında bu kuyruk kısmında oluşmuş masum bir fibroadenom olabilir.
Koltuk Altında Kitle Oluşumuna Yol Açan Enfeksiyonlar Nelerdir?
Bağışıklık sistemimiz bir enfeksiyonla karşılaştığında, savaşçı hücrelerini hemen olay yerine veya olay yerine en yakın lenf düğümüne gönderir. Bu yoğun hücre göçü ve lenf düğümünün içindeki çoğalma faaliyeti, bezelerin gözle görülür ve elle tutulur şekilde şişmesine yol açar. Bu duruma reaktif büyüme adını veriyoruz. Yani lenf bezi aslında kendi kendine hastalanmamış, vücuttaki bir soruna tepki vererek görevini yapmıştır.
Lenf bezlerinde büyümeye yol açan ana ajanlar şunlardır:
- Bakteriler
- Virüsler
- Parazitler
Bakteriyel enfeksiyonlar koltuk altı şişliklerinin en yaygın sebeplerindendir. Örneğin elinizde kağıt kesiği gibi basit bir yara olduysa, tırnağınızı derin kestiyseniz ve dolama geliştiyse veya kolunuzda bir böcek ısırığı enfekte olduysa, bu bölgenin lenf sıvısı koltuk altına aktığı için oradaki bezeler aniden şişebilir ve ağrılı hale gelebilir. Bazen çok ilginç durumlarla da karşılaşıyoruz. Evcil hayvan besleyenlerde sık gördüğümüz kedi tırmığı hastalığı buna iyi bir örnektir. Sevimli dostunuzun kolunuzu tırmalaması veya hafifçe ısırması sonrasında, onun tükürüğünde veya tırnaklarında bulunan özel bir bakteri vücuda girer. Haftalar sonra koltuk altınızda oldukça büyük, tek taraflı ve hassas bir kitleyle karşılaşabilirsiniz.
Virüsler de lenf sistemini çok severler. Özellikle çocukluk çağında geçirilen suçiçeği, kızamık gibi hastalıklarda veya genç yetişkinlerde sık görülen öpücük hastalığı (enfeksiyöz mononükleoz) durumunda vücuttaki pek çok lenf beziyle birlikte koltuk altındakiler de büyür. Verem (tüberküloz) hastalığı günümüzde eski oranlarda görülmese de akciğer dışı tutulumlarında lenf bezlerine yerleşerek burada kronik, uzun süren, zaman zaman peynirimsi bir akıntıyla cilde açılan inatçı şişliklere neden olabilir.
Son yıllarda hayatımıza giren ve çok konuşulan bir diğer konu da aşılardır. Özellikle COVID-19 salgını döneminde uygulanan mRNA aşıları sonrasında, aşı yapılan kolun tarafındaki koltuk altında belirgin şişlikler rapor edilmiştir. Bu durum pek çok kişiyi “Acaba kötü bir hastalığım mı var?” diye paniğe sevk etse de aslında aşının tam da beklenildiği gibi çok güçlü bir bağışıklık yanıtı oluşturduğunun kanıtıdır. Aşıya bağlı bu büyümeler tamamen zararsızdır ve genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden sönerek kaybolur.
Koltuk Altında Kitle ve Köpek Memesi Hastalığı (Hidradenitis Süpürativa) Bağlantısı Nedir?
Hidradenitis Süpürativa, halk arasında bilinen adıyla köpek memesi hastalığı, koltuk altı kitleleri dendiğinde ayrı bir parantez açılması gereken çok özel ve kronik bir cilt hastalığıdır. Bu hastalık sadece basit bir sivilce veya kıl dönmesi değildir. Hastaların yaşam kalitesini derinden etkileyen, yıllarca sürebilen ve alevlenmelerle seyreden iltihabi bir durumdur.
Olaylar zinciri genellikle kıl köklerinin henüz anlaşılamayan bir nedenden dolayı tıkanmasıyla başlar. Kıl kökü tıkanınca, bölgedeki ter bezlerinin salgıları dışarı akamaz ve cilt altında birikmeye başlar. Bu birikinti bakteriler için mükemmel bir ziyafet alanıdır. Hızla üreyen bakteriler, bağışıklık sistemini bölgeye çeker ve çok şiddetli bir iltihaplanma süreci başlar. Önce cilt altında ağrılı, fındık büyüklüğünde kırmızı sertlikler (nodüller) oluşur. Daha sonra bunlar içi irin dolu apsele dönüşür ve şiddetli bir basınç hissi yaratır. Apseler patladığında kötü kokulu bir akıntı meydana gelir. Hastalığın en zorlayıcı kısmı ise bu apselerin zamanla cilt altında birbiriyle birleşerek tüneller oluşturmasıdır. Hastalar kollarını kaldırmakta zorlanır, giysi giymek işkence haline gelebilir ve sürekli devam eden iltihap durumu ciddi bir psikolojik yorgunluk yaratır. Bu kitlelerin tedavisi basit antibiyotiklerle mümkün olmaz ve hastalığın evresine göre farklı cerrahi yaklaşımlar gerektirir.
Koltuk Altında Kitle Hangi Durumlarda Kanser Şüphesi Taşır?
Koltuk altı bölgesini incelerken aklımızın bir köşesinde her zaman bulunması gereken ve en büyük ciddiyetle yaklaştığımız konu kötü huylu hastalıklardır. Kötü huylu kitleler ya lenf sisteminin kendi içinden kaynaklanır ya da vücudun başka bir yerindeki kanserin buradaki lenf bezlerine sıçraması (metastaz) sonucu oluşur.
Koltuk altına sıklıkla yayılım gösteren kanser türleri şunlardır:
- Meme kanseri
- Lenfoma
- Melanom
Meme kanseri, bu bölgeyle en yakın ilişkisi olan hastalıktır. Memedeki lenf sıvısının neredeyse tamamı koltuk altına doğru akar. Bu nedenle memede gelişen bir tümör, hücrelerini lenf yollarına bıraktığında bu hücrelerin ilk takılacağı ve büyümeye başlayacağı yer koltuk altı lenf bezleridir. Hatta bazen memedeki tümör o kadar küçüktür ki ne elle yapılan muayenede ne de mamografide tespit edilemeyebilir. Buna tıp dilinde gizli (okült) meme kanseri diyoruz. Bu hastalarda ilk ve tek belirti koltuk altında büyüyen, sert bir lenf bezi kitlesidir.
Lenfomalar ise bağışıklık sistemimizin yapı taşları olan lenfositlerin kontrolsüzce çoğalmaya başlamasıyla oluşan kan ve lenf sistemi kanserleridir. Hodgkin veya Non-Hodgkin olmak üzere farklı türleri vardır. Lenfoma kaynaklı büyümeler genellikle ağrı yapmaz. Kitleler lastik silgi kıvamındadır ve çoğu zaman vücudun tek bir yeriyle sınırlı kalmayıp, boyunda veya kasıklarda da benzer şişliklerle eşzamanlı olarak ortaya çıkarlar. Melanom dediğimiz tehlikeli cilt kanseri türü veya akciğer kanseri gibi organ kanserleri de zaman zaman hastalık ilerlediğinde koltuk altı lenf bezlerine ulaşarak burada ikincil kitleler oluşturabilirler.
Koltuk Altında Kitle Muayenesinde Hangi Bulgulara Dikkat Edilir?
Bir uzman olarak koltuk altınızdaki şişliği değerlendirirken, sadece kitlenin orada olup olmadığına bakmayız. Kitlenin karakteri bize çok değerli sırlar fısıldar. Fizik muayene sırasında ellerimizi kullanarak elde ettiğimiz veriler, iyi huylu ve kötü huylu ayrımını yapmada ilk ve en güçlü filtremizdir.
Muayene sırasında dikkatle değerlendirilen özellikler şunlardır:
- Boyut
- Kıvam
- Hareketlilik
- Hassasiyet
Bir kitlenin boyutu her zaman önemlidir. Özellikle yetişkin bireylerde lenf bezlerinin 1 santimetrenin üzerinde olması ve haftalar geçmesine rağmen küçülmek yerine giderek büyümesi bizim için uyarıcı bir işarettir. Çocuklarda ise bağışıklık sistemi sürekli yeni tanıştığı mikroplara tepki verdiğinden, küçük fasulye tanesi kadar bezelerin ele gelmesi son derece doğaldır.
Kıvam, kitlenin iç yapısı hakkında fikir verir. Eğer elime gelen kitle yumuşak bir yastık gibiyse veya içi su dolu bir balon gibi gergin ama esnekse, bunun büyük ihtimalle masum bir yağ bezesi veya kist olduğunu düşünürüm. Eğer kitle bir lastik top gibi tok ve esnekse lenfoma ihtimali akla gelebilir. Ancak kitle bir mermer parçası, bir taş kadar sertse, işte o zaman kanser hücrelerinin o lenf bezini tamamen işgal etmiş olma ihtimali çok yüksektir.
Hareketlilik konusu da bir diğer kritik noktadır. Parmağınızla ittiğinizde cilt altında kolayca sağa sola kayan kitleler genellikle çevre dokularla bir savaşa girmemiş, kendi sınırlarını koruyan iyi huylu yapılardır. Fakat kitle sanki alttaki kaslara çivilenmiş gibi sabitse, cildi içine doğru çekiyorsa veya yanındaki diğer lenf bezleriyle birleşip sert bir paket haline gelmişse, bu durum kanser hücrelerinin kendi sınırlarını aşıp etrafa saldırdığının güçlü bir göstergesidir.
Hassasiyet ve ağrı, paradoksal bir şekilde hastaları en çok korkutan ama bizi en çok rahatlatan bulgulardan biridir. Bir kitle çok ağrıyorsa, kırmızıysa ve sıcaksa, orada hızlı gelişen bir iltihap, bir savaş vardır. Vücut bakterilerle mücadele ediyordur. Ancak kötü huylu tümörler genellikle çok sinsi ilerler. Sinirlere baskı yapacak kadar devasa boyutlara ulaşmadıkları sürece çoğunlukla hiçbir ağrıya sızıya neden olmazlar.
Ayrıca muayenede hastanın genel durumu da sorgulanır. Son aylarda diyet yapmamasına rağmen hızla kilo kaybediyorsa, geceleri pijama değiştirmesini gerektirecek kadar su gibi terliyorsa ve sebebi bulunamayan bir ateşi varsa, bu sistemik belirtiler bizi acilen daha ileri testler yapmaya yönlendirir.
Koltuk Altında Kitle Teşhisinde Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?
Ellerimizle yaptığımız muayene ne kadar tecrübeli olursa olsun, derinin altındaki dünyayı gözlerimizle görmek zorundayız. Görüntüleme yöntemleri bu aşamada karanlığa tutulan bir fener gibidir ve tedavi yol haritasını çizer.
Ultrasonografi (USG), radyasyon içermeyen, tamamen ses dalgalarıyla çalışan, ağrısız ve en güvenilir ilk basamak silahımızdır. Cildinize sürülen soğuk bir jel ve üzerinde gezdirilen bir prob yardımıyla kitlenin iç yapısını ekranda anlık olarak görürüz. Biz ultrason ekranına bakarken sadece boyut ölçmeyiz, kitlenin anatomisine bakarız. Normal ve sağlıklı bir lenf bezi yassı oval bir şekildedir ve ortasında yağlı, parlak bir çekirdeği (hilus) vardır. Eğer ultrason ekranında bu beze yuvarlak bir top şeklini almışsa, ortasındaki parlak çekirdek kaybolmuşsa ve dış zarı asimetrik olarak kalınlaşmışsa, bu durum hücresel düzeyde tehlikeli değişimlerin sinyalini verir. Ayrıca cihaza renkli Doppler özelliğini eklediğimizde, kitlenin nasıl beslendiğini, yani damarlanmasını görürüz. Kötü huylu kitleler çok hızlı büyüdükleri için çevrelerinden çılgınca yeni damarlar çekerler ve kanlanmaları çok düzensizdir. Ultrason bu kaotik kan akışını bize renkli olarak gösterir.
Kadın hastalarda, koltuk altındaki şüpheli lenf bezinin kaynağının meme olup olmadığını araştırmak için mamografi çekilmesi standart ve vazgeçilmez bir uygulamadır. Mamografi ile memenin içindeki kireçlenme odakları (mikrokalsifikasyonlar) veya doku bozulmaları aranır. Eğer ultrason ve mamografi yeterli cevapları vermezse, özellikle memedeki çok küçük kitleleri arıyorsak veya kitlenin çevre dokularla olan ilişkisini milimetrik olarak haritalandırmak istiyorsak, dev bir mıknatıs mantığıyla çalışan ve doku kontrastını muazzam gösteren Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) teknolojisine başvururuz.
Koltuk Altında Kitle Kesin Tanısı İçin Hangi Biyopsi Yöntemleri Uygulanır?
Görüntüleme sonuçları masum olmadığını düşündüğümüz bir kitleyi işaret ediyorsa, teşhisi kesinleştirmek için o dokudan mutlaka bir örnek alıp patoloji mikroskobunun altında incelememiz gerekir. “Biyopsi kanseri yayar” gibi inanışlar tamamen asılsızdır; aksine, biyopsi yapılmadan doğru tedaviyi planlamak imkansızdır.
Tanı koymak için başvurduğumuz yöntemler şunlardır:
- İnce iğne aspirasyon biyopsisi
- Kalın iğne biyopsisi
- Eksizyonel biyopsi
İnce iğne aspirasyon biyopsisi, kan aldırdığımız enjektörlerin ucuna benzeyen oldukça ince bir iğneyle ultrason eşliğinde kitlenin içine girilmesi ve şırınganın vakum gücüyle hücrelerin çekilmesi işlemidir. Çok hızlıdır, ağrısızdır ve saniyeler içinde biter. Kanser hücrelerinin varlığını saptamada oldukça başarılıdır. Ancak hücreleri tek tek çökerttiği için dokunun mimarisini, yani hücrelerin birbiriyle nasıl bir bağ kurduğunu göstermez. Bu nedenle bazı durumlarda yetersiz kalabilir.
Kalın iğne (Tru-cut) biyopsisi ise çok daha tatmin edici sonuçlar verir. İşlem öncesi bölge lokal anestezi ile tamamen uyuşturulur, bu nedenle hasta acı hissetmez. Özel, yaylı bir iğne sistemi kullanılarak kitlenin içinden ince bir spagetti çubuğu kalınlığında, bütünlüğünü koruyan doku parçaları alınır. Bu yöntem hem kanserin kesin adını koymamızı sağlar hem de meme kanseri gibi durumlarda kanser hücrelerinin hormonlara (östrojen, progesteron) karşı bir reseptörü olup olmadığını belirlememize olanak tanır. Bu bilgi, ameliyattan sonra hastaya hangi akıllı ilaçların veya hormon haplarının verileceğini belirleyen en kritik veridir.
Eksizyonel biyopsi ise teşhisin artık bir ameliyathane ortamında konmasıdır. İğne biyopsileriyle kesin sonuca ulaşılamadığında veya lenfoma şüphesi çok yüksek olduğunda (lenfomada dokunun tam yapısını görmek şarttır), hasta uyutularak veya bölge uyuşturularak o şüpheli lenf bezi bütün halinde etrafındaki bir miktar sağlam dokuyla birlikte tamamen çıkarılır. Teşhiste şüpheye yer bırakmayan altın standart yöntem budur.
Koltuk Altında Kitle Tedavisinde Meme Kanseri Cerrahisi Nasıl Yapılır?
Eğer koltuk altındaki kitlenin kaynağı meme kanseriyse, genel cerrahinin yaklaşımı eskiye oranla çok daha ince düşünülmüş ve hastayı korumaya odaklanmış stratejiler içerir. Eskiden kanser memedeyse, koltuk altındaki tüm lenf bezleri kökten temizlenirdi. Ancak bu durum hastalarda kollarını kullanamama ve ciddi şişlikler gibi ağır bedellere yol açıyordu. Günümüzde ise amacımız sadece hastalıklı olanı bulmak ve sağlıklı dokuya dokunmamaktır.
Bu noktada “nöbetçi lenf bezi” (sentinel lenf nodu) kavramı devreye girer. Kanser hücrelerinin memeden lenf damarlarına girdiğinde, koltuk altında ulaşacakları ilk bir veya birkaç lenf bezi vardır. Bunlar kapıdaki güvenlik görevlileri gibidir. Ameliyat sırasında veya hemen öncesinde memeye özel bir mavi boya veya hafif radyoaktif bir sıvı enjekte ederiz. Bu maddeler lenf yollarını takip ederek aynen kanser hücreleri gibi o ilk nöbetçi bezeyi bulur ve onu boyar. Ameliyat sırasında özel cihazlar kullanarak veya gözle bu boyanmış bezi bulur ve sadece onu çıkarırız. Patolog ameliyat devam ederken bu bezi inceler. Eğer bu ilk güvenlik noktasında kanser hücresi yoksa, koltuk altındaki diğer onlarca lenf bezinin temiz olduğu kabul edilir ve onlara dokunulmaz. Bu zarif yöntem sayesinde ameliyat sonrası kol şişmesi riski mucizevi bir şekilde azalır.
Ancak ameliyat öncesi yapılan testlerde veya o nöbetçi bezde çok yoğun kanser tutulumu görülürse, hastalığın vücuda dağılmasını engellemek için koltuk altı lenf bezlerinin büyük bir kısmının cerrahi olarak temizlenmesi, yani diseksiyon yapılması zorunlu hale gelir. Bu işlem sırasında en büyük hassasiyetimiz kolun ana toplardamarına ve kola giden ince sinirlere zarar vermeden bu bezleri yaprak gibi sıyırarak çıkarmaktır.
Koltuk Altında Kitle ve Hidradenitis Süpürativa Tedavisinde Cerrahi Nasıl Uygulanır?
Köpek memesi hastalığının tedavisinde cerrahinin rolü hastalığın evresine göre değişir. Hafif vakalarda sadece ilaç tedavileri ve yaşam tarzı değişiklikleri yeterli olabilir. Ancak hastalar bize genellikle koltuk altlarında sürekli patlayıp akan, ağrılı apseler ve derinin şeklini bozmuş tünel ağlarıyla gelirler.
Bu aşamada sadece apsenin üzerini çizip içindeki irini boşaltmak (drenaj) geçici bir ferahlama sağlasa da hastalığın sebebi olan hastalıklı ter bezleri ve kıl kökleri orada kaldığı için birkaç hafta sonra aynı kabus tekrar başlar. Kalıcı iyileşme için çok daha radikal bir cerrahi gerekir. Hastalıklı alanın sınırları kalemle çizilir ve o bölgedeki tüm iltihaplı doku, altındaki sağlam fasyaya (kas zarına) kadar geniş bir şekilde kesilip çıkarılır.
Bazen çıkarılan alan o kadar geniştir ki yaranın kenarlarını karşılıklı getirip dikmek mümkün olmaz. Bu durumda plastik ve rekonstrüktif cerrahi prensipleri devreye girer. Hastanın uyluk veya sırt gibi vücudunun başka bir bölgesinden alınan ince deri yamaları (greftler) bu boşluğa serilir veya yaranın hemen yanındaki sağlıklı cilt dokusu kaldırılarak (flep) bu boşluğu kapatacak şekilde çevrilir. Bu zorlu bir süreç olsa da hastalıklı dokunun tamamen ortamdan uzaklaştırılması hastaları yıllarca süren o ağrılı döngüden kurtaran tek kesin yoldur.
Koltuk Altında Kitle Ameliyatları Sonrası Hangi Komplikasyonlar Gelişebilir?
Hiçbir cerrahi müdahale tamamen risksiz değildir. Özellikle koltuk altı gibi damar, sinir ve lenf yollarının bir ağ gibi örüldüğü dar bir alanda çalışmak, ameliyat sonrasında bazı istenmeyen durumların ortaya çıkma ihtimalini barındırır. Hastaların bu durumları bilmesi, paniğe kapılmadan süreci yönetmeleri açısından çok değerlidir.
Ameliyat sonrası karşılaşılabilecek durumlar şunlardır:
- Lenfödem
- Seroma
- Sinir hasarı
Lenfödem, özellikle koltuk altındaki lenf bezlerinin büyük kısmının çıkarıldığı kapsamlı temizlik (diseksiyon) ameliyatlarından sonra hastaların en çok çekindiği konudur. O bölgedeki lenf yolları kesildiği için, koldan gelen sıvı geri dönemez ve dokular arasında birikmeye başlar. Kol yavaş yavaş şişer, ağırlaşır ve gerginleşir. Bu durum ameliyattan hemen sonra gelişebileceği gibi yıllar sonra bile ortaya çıkabilir. Bunu önlemek için hastaların o kollarından kan aldırmamaları, tansiyon ölçtürmemeleri, ağır yük taşımamaları ve özel masajlarla birlikte kompresyon kollukları kullanmaları hayat boyu dikkat etmeleri gereken bir rutindir.
Seroma ise ameliyat bölgesinde vücut sıvısının birikmesidir. Dokular çıkarıldığında içeride oluşan boşluğu vücut kendi sıvısıyla doldurmaya çalışır. Ameliyat sonrasında içerideki sıvıyı dışarı alması için yerleştirdiğimiz plastik tüpleri (drenleri) çıkardıktan sonra, cilt altında su dolu bir yastıkçık oluşabilir. Bu tamamen zararsızdır ve vücudun iyileşme sürecinin bir parçasıdır. Poliklinik şartlarında enjektörle birkaç kez boşaltılması genellikle sorunu tamamen çözer.
Sinir hasarları ise daha nadir gördüğümüz ancak hastanın hayat kalitesini etkileyen durumlardır. Koltuk altından sırt kaslarına ve kolun iç yüzüne giden ince sinirler, ameliyat sırasında ne kadar titiz çalışılsa da çekilmeye veya koter (yakma) cihazının ısısına bağlı olarak geçici olarak küsebilirler. Bu da hastada kürek kemiğinde hafif zayıflık, kolunu tam kaldıramama veya kolun iç kısmında uzun süren bir uyuşukluk hissi olarak kendini gösterebilir. Fizik tedavi hareketleriyle bu sorunların çoğu zamanla geriler.
Koltuk Altında Kitle Tedavisi Sonrası Takip Süreci Nasıl İşler?
Ameliyatın bitmesi, tedavi sürecinin tamamen bittiği anlamına gelmez. Düzenli takipler, elde edilen sağlığın korunması için ameliyat kadar kıymetlidir. Çıkarılan kitle patoloji sonucunda iyi huylu bir lipom veya kist olarak geldiyse, hastalar derin bir nefes alır. Bu durumda özel bir tarama programına gerek yoktur. Hasta sadece genel sağlık kontrollerine devam eder ve şikayeti olursa tekrar başvurur.
Ancak kitle kanser veya metastaz kaynaklıysa, hayatın yeni bir ritmi başlar. Bu hastalar için ilk iki yıl çok kritiktir; hastalığın nüksetme riski en yüksek bu dönemdedir. Bu sebeple hastaları her 3-4 ayda bir yüz yüze görür, muayene ederiz. Kapsamlı kan tahlilleri, sağlam kalan memenin mamografisi, ultrason kontrolleri ve gerektiğinde tüm vücut taramaları (PET-CT) ile süreci adım adım izleriz. Beşinci yıldan sonra takipler genellikle yılda bire düşürülür.
Sıkça Sorulan Sorular

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

