Meme ultrasonu, meme dokusunu ve koltuk altı bölgesini ses dalgaları aracılığıyla inceleyen, radyasyon içermeyen, ağrısız ve güvenli bir tıbbi görüntüleme yöntemidir.
Bu tanı yöntemi; basit veya karmaşık kistler, fibroadenom gibi iyi huylu kitleler, fibrokistik değişimler, süt kanalı patolojileri, enfeksiyonlar, apseler ve meme kanseri başta olmak üzere çeşitli meme hastalıklarında kullanılır.
Yüzeysel muayenede fark edilemeyen derin doku katmanlarını görünür kılarak saptanan oluşumların iç yapısını, sınırlarını ve boyutlarını ortaya koyar. Böylece memedeki ağrı, sertlik veya hassasiyet gibi yakınmaların kaynağının aydınlatılmasına doğrudan zemin hazırlar.
Genel cerrahi uzmanının klinik muayenesini tamamlayan bu inceleme, erken teşhis olanağı sunarken hastaya özel izlem sürecinin veya gerekli cerrahi tedavi planının doğru biçimde oluşturulmasına rehberlik eder.
Meme Ultrasonu Nedir ve Meme Dokusunu Nasıl Görüntüler?
Meme ultrasonu, insan kulağının duyma sınırının çok üzerindeki ses dalgalarının dokulara gönderilmesi ve içeriden yansıyan dalgaların bilgisayar ekranında görüntüye dönüştürülmesi prensibiyle çalışır. İnceleme sırasında meme cildine su bazlı kayganlaştırıcı bir jel sürülür ve prob adı verilen el aparatı meme üzerinde hafifçe gezdirilir. Bu aparatın içindeki özel kristaller meme dokusuna ses dalgaları gönderir. Meme içindeki yağ dokusu, süt bezleri, süt kanalları ve bağ dokusu ses dalgalarına karşı farklı dirençler gösterir. Her doku katmanından farklı hızda ve güçte geri dönen bu yansımalar, cihaz tarafından anında işlenerek ekranda siyah, beyaz ve gri tonlarında kesitsel görüntüler oluşturur.
Bu görüntüleme yönteminin klinik açıdan en değerli yanı durağan bir fotoğraf çekmek yerine dokuyu canlı ve hareketli olarak göstermesidir. Prob meme üzerinde hareket ettirildikçe şüpheli bir alan farklı açılardan incelenebilir, üzerine hafifçe bastırılarak dokunun esnekliği değerlendirilebilir ve kan damarlarının dağılımı incelenebilir. Genel cerrahi muayenesinin doğal bir devamı niteliğinde olan bu incelemede yalnızca meme dokusu taranmakla kalmaz, memenin lenf sıvısının ilk olarak ulaştığı koltuk altı bölgesi de aynı seansta detaylı olarak değerlendirilir. Böylece memedeki bir bulgunun yapısal özellikleri ve çevre dokularla olan komşuluğu cerrahi açıdan haritalandırılmış olur.
Meme ultrasonu incelemesi sırasında değerlendirilen temel anatomik yapılar şunlardır:
- Meme başı ve hemen arkasındaki ana süt kanalları
- Süt üreten bezlerden oluşan parankim dokusu
- Memeye hacmini veren yağ dokusu katmanları
- Memeyi taşıyan bağ dokusu lifleri
- Meme dokusunun altındaki göğüs duvarı kasları
- Koltuk altı bölgesindeki lenf bezleri
Meme Ultrasonu Hamilelikte ve Genç Yaşlarda Hangi Hastalıklarda Kullanılır?
Meme şikayeti olan pek çok kadının görüntüleme tetkikleri öncesinde aklına gelen ilk endişe radyasyon maruziyetidir. Röntgen veya tomografi gibi cihazların aksine ultrasonografide X-ışınları kullanılmaz. Tamamen ses dalgalarının fiziksel yansımasıyla çalışan bu yöntem vücutta herhangi bir radyasyon birikimine veya hücresel değişikliğe yol açmaz. Bu özelliği sayesinde hamilelik döneminin her ayında, emzirme sürecinde ve ergenlik çağındaki genç kızlarda ihtiyaç duyulduğu sıklıkta güvenle uygulanabilir. Emziren annelerin çekim sonrasında sütlerini sağmalarına veya emzirmeye ara vermelerine gerek yoktur.
Kadın yaşı ve meme yapısı, hangi görüntüleme yönteminin seçileceğini belirleyen en önemli faktördür. Otuz beş ile kırk yaşın altındaki kadınlarda meme dokusu, yağ dokusuna kıyasla çok daha fazla süt bezi ve bağ dokusu içerir. Tıbbi olarak yoğun meme yapısı adı verilen bu durum mamografi çekimlerinde önemli bir kısıtlılık yaratır. Çünkü mamografi filminde hem yoğun süt bezleri hem de memede oluşabilecek kitleler beyaz renkte görünür. Dolayısıyla yoğun meme dokusuna sahip genç kadınlarda mamografi çekildiğinde, üst üste binen beyaz süt bezleri içerideki küçük bir kitleyi gizleyebilir. Ses dalgaları ise yoğun dokuların arasından kolayca geçebildiği için kırk yaş altındaki kadınlarda memede ağrı, ele gelen kitle veya akıntı gibi şikayetlerde tanı sürecine doğrudan ultrason ile başlanır. İleri yaş grubunda ise mamografiye ek olarak yoğun doku aralarında saklanabilecek odakları saptamak amacıyla tamamlayıcı tetkik olarak tercih edilir.
Meme ultrasonu yapılmasını gerektiren başlıca klinik durumlar şunlardır:
- Muayenede ele gelen sertlik veya şişlikler
- Adet döngüsüyle ilişkili veya ilişkisiz meme ağrıları
- Meme başından kendiliğinden gelen akıntılar
- Meme cildinde ortaya çıkan kızarıklık ve ödem
- Meme başında veya derisinde sonradan gelişen içe çekilmeler
- Yoğun meme yapısına sahip kadınların rutin taramaları
- Meme protezi olan hastalarda kapsül bütünlüğünün kontrolü
- Koltuk altında ele gelen bezelerin incelenmesi
Meme Ultrasonu Kist ve Katı Kitle Ayrımında Hangi Hastalıklarda Kullanılır?
Duş alırken veya giyinirken memede ele yuvarlak bir sertlik gelmesi her kadında ciddi bir tedirginlik yaratır. Böyle bir durumda genel cerrahi uzmanının yanıtlaması gereken ilk soru, hissedilen bu yapının içi sıvı dolu bir kese mi yoksa hücrelerden oluşan katı bir doku mu olduğudur. Ultrasonografi, sıvı içerikli kistler ile katı yapıdaki kitleleri birbirinden ayırmada en yüksek duyarlılığa sahip yöntemlerden biridir.
Ses dalgaları sıvıların içinden hiçbir engelle karşılaşmadan geçer. Bu nedenle içi tamamen sıvı dolu olan bir kist, ultrason ekranında net sınırları olan siyah bir yuvarlak şeklinde görünür. Ses dalgaları sıvıyı hızla geçip arka duvara çarptığında kistin hemen arkasında parlak beyaz bir yansıma alanı bırakır. Bu görünüm, incelenen yapının sıvı dolu bir kist olduğunu ortaya koyar. Buna karşılık hücrelerden ve bağ dokusundan oluşan katı kitleler, ses dalgalarının bir kısmını geri yansıtır ve ekranda gri tonlarında izlenir. Çok yoğun hücresel yapıya sahip sert kitleler ise ses dalgalarının arkaya geçmesini zorlaştırarak kendi arkalarında koyu bir gölge alanı oluşturabilir.
İyi huylu meme hastalıkları genel cerrahi polikliniklerine yapılan başvuruların büyük bir kısmını oluşturur. İnce duvarlı ve iç sıvısı berrak olan basit kistler kansere dönüşme eğilimi göstermez ve cerrahi olarak çıkarılmaları gerekmez. Ancak bazı kistlerin içinde ince bölmeler, duvarında küçük katı çıkıntılar veya yoğun sıvı tortuları bulunabilir. Kompleks kist adı verilen bu yapıların hücresel açıdan incelenmesi veya yakın aralıklarla takip edilmesi gerekir. Katı kitleler grubunda ise özellikle genç kadınlarda en sık fibroadenomlarla karşılaşılır. Fibroadenomlar muayenede parmakların altından kayan, hareketli ve düzgün sınırlı kitlelerdir. Ultrasonda meme dokusuna yatay uzanan, oval şekilli ve keskin kenarlı yapılarıyla tanınırlar. Adet öncesi dönemde memede dolgunluk ve hassasiyet yaşayan kadınlarda ise genellikle fibrokistik değişiklikler saptanır. Bu tabloda görülen küçük kistler ve süt kanalı genişlemeleri, ağrının yapısal ve hormonal bir nedene bağlı olduğunu göstererek hastanın endişelerini hafifletir.
Meme ultrasonu ile saptanabilen iyi huylu meme oluşumları aşağıdaki gibidir:
- İçi berrak sıvı dolu basit meme kistleri
- Yoğun içerikli veya bölmeli kompleks kistler
- Genç yaşlarda sık görülen fibroadenomlar
- Hormonal duyarlılığa bağlı fibrokistik değişiklikler
- Yağ dokusunun iyi huylu büyümesi olan lipomlar
- Süt kanallarının genişlemesiyle oluşan duktal ektaziler
- Emzirme döneminde süt birikimiyle gelişen galaktoseller
- Geçirilmiş darbe veya ameliyatlara bağlı yağ nekrozları
Meme Ultrasonu Meme Başı Akıntısı ve İltihaplarında Hangi Hastalıklarda Kullanılır?
Memedeki şikayetler her zaman ele gelen bir kitle şeklinde kendini göstermez. Meme başından gelen akıntılar ve memede kızarıklık, şişlik, ısı artışıyla ortaya çıkan enfeksiyon tabloları da genel cerrahi uzmanının ultrason eşliğinde değerlendirdiği önemli hastalık gruplarıdır. Her iki memeden sıkma ile gelen sarı, yeşil veya süt benzeri akıntılar çoğunlukla hormonal değişimlere ya da basit kanal genişlemelerine bağlıdır. Ancak tek bir memeden, meme başını sıkmadan kendiliğinden gelen, iç çamaşırında leke bırakan su gibi berrak veya kanlı akıntılar dikkatle araştırılmalıdır.
Böyle bir tabloda ultrason probu ile meme başının hemen arkasındaki ana süt kanalları milimetrik olarak incelenir. Süt kanalının içinde büyüyen küçük bir et beni, yani kanal içi papillom veya kanal duvarındaki hücresel değişimler ultrasonla tespit edilebilir. Sorunlu kanalın tam yerinin ve meme başına olan mesafesinin işlem öncesinde belirlenmesi, genel cerrahın ameliyat sırasında sağlam süt kanallarına zarar vermeden yalnızca hastalıklı kanalı çıkarmasına olanak tanır.
Meme enfeksiyonlarında ise ultrason, sorunun sadece ilaç tedavisiyle mi çözüleceğini yoksa içeride boşaltılması gereken bir apse mi oluştuğunu netleştirir. Emzirme döneminde meme başı çatlaklarından giren bakteriler meme dokusunda mastit adı verilen enfeksiyona yol açabilir. Enfeksiyonun erken evresinde ultrasonda sadece doku ödemi ve kan akımında artış görülürken, süreç ilerleyip içeride irin biriktiğinde düzensiz duvarlı apse keseleri izlenir. Emzirme dönemi dışında görülen ve bağışıklık sisteminin meme dokusuna verdiği aşırı tepkiyle ortaya çıkan idiyopatik granülomatöz mastit ise memede sertlik ve cilt çekintisi yaparak meme kanserini taklit edebilir. Ultrason, bu hastalıkta doku içindeki küçük apse odaklarını ve tünelleşmeleri göstererek tanı sürecine katkıda bulunur. Doğru tanı konulan hastalarda geniş doku çıkarımlarından kaçınılarak ilaç tedavileri ve ultrason eşliğinde yapılan boşaltım işlemleri tercih edilir.
Meme başı akıntısı ve meme enfeksiyonlarında ultrasonla incelenen patolojiler şunlardır:
- Süt kanalı içinde gelişen iyi huylu papillomlar
- Meme başı arkasındaki belirgin süt kanalı genişlemeleri
- Emzirme dönemine bağlı gelişen laktasyonel mastit
- Meme dokusu içinde biriken irin keseleri yani apseler
- Kronik seyirli idiyopatik granülomatöz mastit odakları
- Enfeksiyona bağlı gelişen cilt altı fistül yolları
- Meme başı çevresindeki bezlerin iltihapları
Meme Ultrasonu Meme Kanseri Şüphesinde Hangi Hastalıklarda Kullanılır?
Meme kanserinin erken evrede yakalanması ve doğru cerrahi planlamanın yapılması, genel cerrahi pratiğinde ultrasonun en kritik kullanım alanıdır. Kötü huylu tümör hücreleri, iyi huylu kitlelerin aksine çevre dokulara doğru düzensiz bir şekilde yayılma eğilimi gösterir. Bu biyolojik davranış ultrason ekranına oldukça belirgin yapısal özellikler olarak yansır. İyi huylu bir kitle doku katmanlarına paralel ve yatay dururken, kötü huylu şüphesi taşıyan kitleler genellikle doku sınırlarını aşarak dikine bir büyüme sergiler. Kenarları düzgün değildir; girintili çıkıntılı veya çevre dokuya doğru dikenimsi uzantılar gönderen bir yapıda izlenir. Ayrıca iç yapıları alacalı bir görünümde olup arkalarında koyu bir akustik gölge bırakabilirler.
Cerrahi açıdan sadece memedeki tümörün boyutunu, göğüs kaslarıyla ilişkisini ve memenin hangi bölgesinde yer aldığını görmek yeterli değildir. Meme dokusunun lenf sıvısı öncelikle aynı taraftaki koltuk altı lenf bezlerine aktığı için, koltuk altı bölgesinin ultrasonla taranması evrelemenin ayrılmaz bir parçasıdır. Sağlıklı bir koltuk altı lenf bezi ultrasonda fasulye biçiminde, ortasında parlak yağlı bir merkez ve etrafında ince bir kabuk olarak görünür. Eğer memedeki tümör hücreleri lenf bezine ulaşmışsa, lenf bezinin dış kabuğunda kalınlaşma, ortadaki yağlı merkezin daralması veya kaybolması ve bezin yuvarlak bir şekil alması gibi değişiklikler izlenir.
Koltuk altı lenf bezlerinin ultrason görünümü, genel cerrahi uzmanının ameliyat stratejisini doğrudan şekillendirir. Koltuk altı lenf bezleri ultrasonda normal görünen hastalarda, ameliyat sırasında yalnızca bekçi lenf bezi biyopsisi yapılarak koltuk altı lenf bezlerinin gereksiz yere alınması önlenir. Buna karşılık ultrasonda şüpheli lenf bezi saptanan hastalarda iğne biyopsisi ile durum teyit edilerek ameliyat öncesi ilaç tedavisi veya uygun koltuk altı cerrahisi planlanır.
Meme ultrasonunda kötü huylu hastalık şüphesi uyandıran bulgular şunlardır:
- Kitlenin genişliğinden daha derin yani dikey uzanımlı olması
- Kenar sınırlarının düzensiz veya dikenimsi çıkıntılı görünmesi
- Kitle arkasında ses dalgalarının kesilmesine bağlı koyu gölgelenme
- Kitlenin iç yapısının homojen olmayan alacalı gri tonlar taşıması
- Kitle içinde ve çevresinde düzensiz kan damarı artışı
- Kitle içinde milimetrik kireçlenme odaklarının seçilmesi
- Koltuk altı lenf bezlerinin dış kabuğunda belirgin kalınlaşma
- Lenf bezlerinin fasulye şeklini kaybedip yuvarlaklaşması
Meme Ultrasonu Raporundaki BI-RADS Kategorileri Hangi Hastalıklarda Kullanılır?
Meme ultrasonu çekildikten sonra hazırlanan raporun sonuç kısmında BI-RADS adı verilen uluslararası bir değerlendirme kodu yer alır. Sıfırdan altıya kadar numaralandırılan bu sistem, radyoloji uzmanı ile genel cerrahi uzmanının ortak bir dil kullanmasını sağlar ve memede görülen bulguya nasıl yaklaşılması gerektiğini standart bir çerçeveye oturtur. Hastaların raporlarında bu numaraları gördüklerinde ne anlama geldiğini bilmeleri, süreçteki belirsizlik kaygısını önemli ölçüde azaltır.
BI-RADS 0 kategorisi, mevcut ultrason incelemesinin tek başına karar vermek için yeterli olmadığını, eski filmlerle karşılaştırma yapılması veya mamografi ya da meme MR’ı gibi ek görüntülemelere ihtiyaç duyulduğunu belirtir. BI-RADS 1 tamamen normal ve sağlıklı meme dokusunu ifade ederken, BI-RADS 2 memede basit kist veya kireçlenmiş eski fibroadenom gibi iyi huylu yapıların bulunduğunu, bunların kanser riski taşımadığını ve yıllık rutin kontrollerin yeterli olduğunu gösterir. BI-RADS 3 ise muhtemelen iyi huylu olan ve kötü huylu çıkma ihtimali yüzde ikinin altında kalan düzgün sınırlı kitleler için kullanılır. Bu gruptaki hastalara ameliyat veya biyopsi önerilmez; sadece kitlenin boyutu ve yapısında bir değişiklik olup olmadığını görmek için altı aylık aralıklarla yakın ultrason takibi planlanır.
BI-RADS 4 kategorisi, ultrasonda iyi huylu kitlelerin tipik özelliklerini göstermeyen ve hücresel tanı için iğne biyopsisi yapılması gereken kuşkulu lezyonları kapsar. Bu kategori kendi içinde kuşku derecesine göre 4A (düşük kuşku), 4B (orta düzeyde kuşku) ve 4C (yüksek kuşku) olarak üç alt gruba ayrılır. BI-RADS 5 kategorisi, ultrason görünümü açısından yüksek olasılıkla kötü huylu olduğu düşünülen kitleleri tanımlar ve tedavi planlaması için mutlaka biyopsi yapılmasını gerektirir. BI-RADS 6 ise daha önce biyopsisi yapılıp meme kanseri tanısı kesinleşmiş olan hastaların, ameliyat öncesi ilaç tedavisine verdikleri yanıtı izlemek amacıyla yapılan kontrollerinde kullanılan koddur.
Meme ultrasonu raporundaki BI-RADS sınıflamasına göre uygulanan genel cerrahi yaklaşımları şunlardır:
- BI-RADS 0 sonucunda mamografi veya meme MR’ı gibi ek tetkiklerin tamamlanması
- BI-RADS 1 sonucunda yaşa uygun rutin yıllık kontrollere devam edilmesi
- BI-RADS 2 sonucunda iyi huylu bulguların yıllık rutin muayene ile izlenmesi
- BI-RADS 3 sonucunda altı aylık aralıklarla kısa dönemli ultrason takibi yapılması
- BI-RADS 4A, 4B ve 4C sonuçlarında ultrason eşliğinde kalın iğne biyopsisi uygulanması
- BI-RADS 5 sonucunda kalın iğne biyopsisi ile tümör alt tipinin belirlenmesi ve cerrahi hazırlık
- BI-RADS 6 sonucunda ameliyat öncesi ilaç tedavisi yanıtının değerlendirilmesi ve cerrahi planlama
Meme Ultrasonu Eşliğinde Biyopsi ve Tedaviler Hangi Hastalıklarda Kullanılır?
Modern genel cerrahi pratiğinde meme hastalıklarının yönetimi, klinik muayene, görüntüleme ve biyopsinin bir arada değerlendirildiği üçlü değerlendirme prensibine dayanır. Ultrasonografi bu süreçte sadece tanı koyan bir ekran değil aynı zamanda genel cerrahın ameliyata gerek kalmadan muayenehane veya klinik şartlarında pek çok tanı ve tedavi işlemini güvenle yapmasını sağlayan bir kılavuzdur.
Ultrasonda BI-RADS 4 veya 5 kategorisinde katı bir kitle saptandığında, kesin tanıya ulaşmak için ultrason eşliğinde kalın iğne biyopsisi yani Tru-Cut biyopsi uygulanır. Lokal anestezi ile sadece iğnenin gireceği cilt bölgesi uyuşturulduktan sonra, ultrason probuyla kitle ekranda canlı olarak izlenirken özel bir biyopsi iğnesiyle kitlenin içinden milimetrik doku örnekleri alınır. İşlem yaklaşık on beş dakika sürer, dikiş gerektirmez ve hasta aynı gün normal yaşamına dönebilir. Halk arasında sıkça dile getirilen, biyopsi yapılmasının veya kitleye iğne değmesinin kanseri yayacağı yönündeki endişeler bilimsel gerçeklerle uyuşmamaktadır. Yapılan kapsamlı klinik araştırmalar, usulüne uygun yapılan kalın iğne biyopsisinin hastalığı yaymadığını, aksine tümörün hormon duyarlılığı ve biyolojik özelliklerini ameliyat öncesinde ortaya koyarak hastanın en doğru tedaviye yönlendirilmesini sağladığını göstermektedir.
Tanısal biyopsilerin yanı sıra ultrason, bazı meme hastalıklarının ameliyatsız tedavisinde de doğrudan kullanılır. Hastada gerginlik ve şiddetli ağrıya yol açan büyük basit kistler, ultrason kılavuzluğunda ince bir iğneyle girilerek saniyeler içinde boşaltılır ve hastanın ağrısı işlem anında hafifler. Meme apsesi gelişen hastalarda ise geçmişte uygulanan açık cerrahi kesiler yerine, günümüzde öncelikle ultrason eşliğinde iğneyle apsenin boşaltılması veya ince bir kateter yerleştirilmesi tercih edilir. Bu yaklaşım antibiyotik tedavisiyle desteklendiğinde meme cildinde kesi izi bırakmadan ve emziren annelerde süt kanallarını koruyarak iyileşme imkanı sunar.
Ayrıca düzenli taramalar sayesinde henüz el muayenesinde hissedilemeyecek kadar küçük evrede yakalanan kuşkulu kitlelerin meme koruyucu cerrahi ile çıkarılması gerektiğinde de ultrason kılavuzluğuna başvurulur. Ameliyat öncesinde ultrason eşliğinde kitlenin tam merkezine çok ince bir kılavuz tel veya metalik bir işaretleyici yerleştirilir. Genel cerrahi uzmanı ameliyat sırasında bu kılavuz teli takip ederek sağlam meme dokusunu gereksiz yere çıkarmadan doğrudan hedef kitleye ulaşır. Böylece hem hastalıklı doku güvenli sınırlarla temizlenmiş olur hem de memenin doğal görünümü ve estetik bütünlüğü korunur.
Genel cerrahi uzmanının meme ultrasonu kılavuzluğunda uyguladığı girişimsel işlemler şunlardır:
- Kuşkulu katı kitlelerden kesin tanı için yapılan Tru-Cut kalın iğne biyopsisi
- Şüpheli koltuk altı lenf bezlerinden yapılan ince veya kalın iğne biyopsileri
- Ağrı ve gerginlik yapan büyük kistlerin iğne ile boşaltılması
- Meme apselerinin cerrahi kesi yapılmadan iğne veya kateterle drenajı
- Ele gelmeyen erken evre kitlelerin ameliyat öncesi tel ile işaretlenmesi
- İlaç tedavisi alacak hastalarda tümör bölgesine işaretleyici klip yerleştirilmesi
Meme sağlığını korumak ve olası hastalıkları henüz başlangıç aşamasındayken tespit edebilmek için hiçbir şikayet olmasa bile düzenli hekim kontrollerini aksatmamak büyük önem taşır. Memede ele gelen bir farklılık, geçmeyen ağrı, cilt değişikliği veya meme başı akıntısı fark edildiğinde vakit kaybetmeden genel cerrahi uzmanına başvurmak, detaylı klinik muayene ile meme ultrasonunun bir arada değerlendirilmesini sağlayarak en uygun ve güvenli tedavi sürecinin planlanmasına olanak tanır.

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

