Meme egzaması; göğüs ucu ve çevresindeki alanda oluşan kızarıklık, şiddetli kaşıntı, pullanma ve sıvı sızıntısıyla karakterize iltihabi bir cilt rahatsızlığıdır.
Hastalığın temel nedenleri arasında genetik alerjik yatkınlık, kimyasal içerikli vücut ürünlerine maruziyet ve sentetik çamaşırların yarattığı fiziksel tahrişler yer alır. Emzirme dönemindeki mekanik travmalar da cildin doğal bariyerini bozarak bu tabloyu doğrudan tetikler.
Tedavide en etkili yöntem temas eden tetikleyicilerin uzaklaştırılması ve cilt bariyerini onaran yoğun medikal nemlendiricilerin düzenli kullanılmasıdır. İleri düzeydeki şikayetlerde, uzman kontrolünde kısa süreli özel kremler uygulanarak iltihap hızla yatıştırılır.
İki haftadan uzun süren, yalnızca tek memede ortaya çıkan ve dokuda bozulma yaratan inatçı lezyonlar ise hücresel bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu yüzden medikal kremlere yanıt vermeyen durumlarda vakit kaybetmeden cerrahi değerlendirme yapılmalıdır.
Meme Egzaması Nedir ve Neden Ortaya Çıkar?
Meme egzaması tablosuna yol açan faktörler aslında oldukça geniş bir yelpazede incelenebilir. Bu nedenlerin büyük bir kısmı iyi huylu olarak nitelendirdiğimiz, yani altında herhangi bir onkolojik sorun barındırmayan dermatolojik kaynaklı durumlardır. Bu iyi huylu nedenlerin en başında, kişinin alerjik hastalıklara yapısal olarak yatkın olması durumu gelir. Bazı insanların cilt yapısında, doğuştan gelen bazı özellikler nedeniyle cildin koruyucu bariyer fonksiyonunu sağlayan proteinlerde eksiklikler bulunabilir. Bu durum cildin su tutma kapasitesini düşürerek kurumasını kolaylaştırır. Kuruyan ve bariyer özelliği zayıflayan cilt, dışarıdan gelen tahriş edici maddelere ve alerjenlere karşı çok daha savunmasız hale gelir. Eğer kişinin kendisinde veya ailesinde astım, saman nezlesi gibi alerjik rahatsızlıklar varsa, meme başında gelişen egzamanın bu yapısal zemin üzerinde gelişmiş olma ihtimali genellikle yüksektir.
Bir diğer yaygın neden ise cildin dışarıdan gelen yabancı maddelere gösterdiği tepki olan temas dermatitidir. Günlük yaşantımızda farkında olmadan kullandığımız pek çok ürün, meme başındaki o ince ve hassas deride hücresel düzeyde bir tahribat yaratabilir. Cilt, temas ettiği bu yabancı maddelere karşı bir tür savunma mekanizması geliştirir ve bu durum bölgede iltihabi bir reaksiyonun, yani egzamanın başlamasına yol açar.
Günlük hayatta ciltte tahrişe yol açabilen bazı etkenler şunlardır:
- Parfümlü vücut losyonları
- Kimyasal içerikli duş jelleri
- Sentetik kumaşlı iç çamaşırları
- Nikel içeren sütyen telleri
- Çamaşır deterjanı kalıntıları
- Sert dokulu giysiler
Bunların yanı sıra fiziksel zorlanmalar ve tekrarlayan küçük travmalar da meme egzamasına zemin hazırlayan önemli etkenler arasında sayılır. Özellikle düzenli koşu veya tempolu spor yapan kişilerde, kıyafetlerin meme ucuna sürekli sürtünmesi sonucu gelişen tahriş oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Emzirme dönemindeki annelerde ise sütün emilmesi sırasında oluşan mekanik zorlanmalar, bebeğin ağız yapısının meme ucunda yarattığı baskı ve nemli ortam, meme ucunda küçük çatlakların oluşmasına yol açar. Bu minik çatlaklar, cildin doğal bütünlüğünü bozduğu için normal şartlarda cilt yüzeyinde sorun yaratmadan barınan bazı bakteri ve mantarların o bölgede çoğalmasına olanak tanır. Bu durum da ikincil enfeksiyonların gelişmesine ve egzama benzeri şiddetli bir tablonun ortaya çıkmasına neden olabilir.
Gündelik Yaşamı Etkileyen Meme Egzaması Belirtileri Nelerdir?
Meme egzamasının klinik tablosunun merkezinde, yaşam kalitesini oldukça düşürebilen şiddetli ve inatçı bir kaşıntı yer alır. Bu kaşıntı genellikle tek başına olmaz; çoğu zaman yanma, batma ve kıyafet temasıyla artan belirgin bir hassasiyet hissi de sürece eşlik eder. Sürecin henüz başlarında, meme başı ve etrafındaki koyu renkli alanda hafif bir ödem, pembe veya canlı kırmızı renkte lekeler ve gözle zor fark edilebilen minik su kabarcıkları görülebilir. Zaman zaman bu bölgelerden şeffaf veya sarımsı renkte sıvı sızıntıları da olabilir.
Eğer sorun tedavi edilmez ve uzun süre devam ederse, hastanın sürekli kaşıma ihtiyacı duyması cildin üst tabakasının savunma amacıyla kalınlaşmasına yol açar. Bu kronikleşme aşamasında cilt dokusu eski yumuşaklığını kaybeder. Deride kalın kabuklanmalar, kepeklenme tarzında dökülmeler, derin cilt çatlakları ve cildin doğal çizgilerinin belirginleşerek sertleştiği bir yapı ortaya çıkar. Altta yatan nedene bağlı olarak tabloya meme başından gelen bazı akıntılar da eklenebilir.
Sık karşılaşılan temel belirtiler şunlardır:
- Şiddetli kaşıntı
- Yanma hissi
- Batma hissi
- Pembe lekeler
- Su kabarcıkları
- Deride kalınlaşma
- Kabuklanma
- Ciltte çatlaklar
- Şeffaf akıntı
- Sarımsı sızıntı
Bu belirtilerin varlığı, durumun basit bir kuruluk olmadığını ve mutlaka çok yönlü bir tıbbi değerlendirme gerektirdiğini işaret eder.
Meme Egzaması ile Meme Kanseri Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır?
Meme bölgesindeki sorunlar incelenirken karşılaşılan en kritik konulardan biri, karşıdaki egzama tablosunun basit, iyi huylu bir cilt rahatsızlığı mı, yoksa meme kanserinin sinsi bir türü olan memenin Paget hastalığının ciltteki bir yansıması mı olduğunu anlamaktır. Memenin Paget hastalığı, diğer meme kanserlerinden biraz daha farklı bir gelişim süreci izleyen özel bir durumdur. Tüm meme kanseri vakaları içinde nispeten daha az bir orana sahip olsa da taşıdığı önem çok büyüktür.
Tıbbi yaklaşımlara göre bu hastalığın gelişimi, memenin derinliklerindeki süt kanallarında başlayan hücresel bir değişimin yüzeye doğru ilerlemesiyle açıklanır. Süt kanallarının içinde başlayan bazı atipik hücreler, zamanla kanalların iç yüzeyini döşeyen zar boyunca yukarı, yani deriye doğru sinsi bir göç hareketi başlatır. Bu hücreler yüzeye ulaştıklarında, meme başının en üst cilt tabakasının içine yerleşir ve orada çoğalarak dışarıdan tıpkı sıradan bir egzama gibi görünen o tahribatı yaratırlar.
Bu durumun önemi şuradan kaynaklanır: Paget hastalığı belirtisi gösteren kişilerin büyük bir çoğunluğunda, memenin derin dokularında henüz başlangıç aşamasında olan veya etrafa yayılma potansiyeli taşıyan bir meme dokusu problemi de eşlik etmektedir. Hatta pek çok vakada, ciltteki bu egzama benzeri lezyonun hemen altında veya memenin başka bir bölgesinde elle muayenede fark edilebilecek boyutta kitleler bulunabilir. Bu nedenle meme başındaki bir egzamanın, altta yatan daha karmaşık bir sürecin habercisi olabileceği ihtimali her zaman akılda tutulmalı ve araştırmalar bu yönde derinleştirilmelidir.
Memenin Paget Hastalığı ile Basit Meme Egzaması Nasıl Ayırt Edilir?
İki durumu sadece gözle bakarak birbirinden ayırmak her zaman çok kolay olmasa da değerlendirme sırasında dikkat edilen bazı önemli ipuçları vardır. İlk ve en belirgin ipucu, lezyonun yerleşimidir. Basit bir alerji veya tahrişe bağlı gelişen egzama, sistemik bir tepki olduğu için genellikle her iki memeyi birden etkileme eğilimindedir. Oysa Paget hastalığı hücresel bir kaynaklı olduğu için hemen hemen her zaman tek bir memede ve asimetrik olarak ortaya çıkar.
İkinci önemli fark, ciltteki sorunun nereden başladığıdır. İyi huylu tahrişler genellikle areola dediğimiz koyu renkli halkanın dış kısımlarından, yani kıyafetin en çok temas ettiği yerlerden başlayıp meme başına doğru yayılma eğilimi gösterir. Paget hastalığı ise tam tersine, süt kanallarının dışarı açıldığı nokta olan meme başının en uç kısmından başlar ve hastalık ilerledikçe çevreye, koyu renkli alana doğru yayılır.
Üçüncü ve görsel olarak en dikkat çekici fark, meme başının kendi yapısındaki değişikliklerdir. Basit egzamalarda cilt ne kadar kabuklu veya kızarık olursa olsun, meme başının anatomik bütünlüğü ve dışa dönük yapısı büyük oranda korunur. Oysa diğer durumda hücresel yıkım nedeniyle kalıcı şekil bozuklukları gözlemlenebilir.
Paget hastalığını düşündüren bazı uyarıcı işaretler şunlardır:
- Tek taraflı lezyon
- Meme ucundan başlama
- Meme başında düzleşme
- Dokuda erozyon
- Kendiliğinden açılan yaralar
- Meme başının içe çökmesi
- Kalıcı şekil bozuklukları
Ayrıca uygulanan temel cilt tedavilerine verilen yanıt da oldukça yol göstericidir. İyi huylu bir egzama, alerjeni uzaklaştırma ve uygun merhemlerle genellikle kısa sürede gerilerken, Paget hastalığında bu merhemler sadece yüzeydeki kızarıklığı hafifletir ancak sorunu tamamen ortadan kaldırmaz ve kısa sürede tekrarlamalar görülür.
Meme Egzaması Şikayetinde Kontrolsüz Krem Kullanmak Neden Riskli Olabilir?
Meme başı şikayetleriyle karşılaşıldığında sıkça düşülen yanılgılardan biri, altında yatan asıl neden bulunmadan, eczaneden veya çevre tavsiyesiyle alınan kortizonlu ya da antibiyotikli kremlerin uzun süre kullanılmasıdır. Bu yaklaşım tanı sürecini oldukça karmaşık bir hale getirebilir.
Kortizonlu kremler, vücudun bağışıklık sisteminin o bölgede oluşturduğu kızarıklık, şişlik ve kaşıntı gibi iltihabi reaksiyonları baskılama konusunda oldukça güçlüdür. Eğer o bölgede Paget hastalığı gibi farklı bir hücresel oluşum varsa, vücut bu hücrelerle savaşmak için o bölgeye bağışıklık hücrelerini gönderir ve yüzeyde egzama benzeri bir tablo oluşur. Kortizonlu kremi cilde sürdüğünüzde, ilaç bu bağışıklık yanıtını geçici olarak yatıştırır ve yüzeydeki kızarıklık gözle görülür şekilde azalır. Bu durum kişide sorunun çözüldüğüne dair rahatlatıcı ama çoğu zaman yanıltıcı bir güven duygusu yaratır.
Oysaki bu tür kremlerin, altta yatan hücresel problemleri çözme veya ortadan kaldırma gibi bir etkisi yoktur. Yüzeydeki kızarıklık azalırken, derinlerdeki asıl süreç yavaş yavaş ilerlemeye devam edebilir. Yaşanan bu yalancı iyileşme hali, doğru tanı konmasını aylar, hatta yıllar boyu geciktirebilir. Bu gecikme süresince hastalık sadece meme içinde genişlemekle kalmayıp lenf yollarına doğru da hareket edebilir. Bu nedenle özellikle tek taraflı olan ve birkaç hafta içinde geçmeyen meme başı lezyonlarında ezbere krem kullanımından kaçınılması oldukça mühimdir.
Meme Egzaması Şüphesinde Hangi Muayene ve Radyolojik Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?
Meme başında inatçı bir cilt sorunu olan durumlarda uygulanan yaklaşım “üçlü değerlendirme” adı verilen çok yönlü ve sistematik bir protokoldür. Bu protokol; detaylı klinik muayene, uygun radyolojik görüntüleme ve doku incelemesi aşamalarından oluşur. Her bir aşama, yapbozun bir parçasını tamamlayarak doğru sonuca ulaşılmasında kritik rol oynar.
İlk aşama olan fizik muayenede, ciltteki değişikliklerin boyutu, areola sınırları, meme başındaki olası ince çekilmeler ve kalınlaşmalar dikkatlice incelenir. Sadece lezyonlu bölge değil her iki meme dokusu, koltuk altları ve köprücük kemiği çevresi de elle muayene edilerek doku içindeki olası farklılıklar araştırılır. Amaç ciltteki belirtinin altında gizlenen farklı bir yapısal değişikliğin olup olmadığını erken aşamada fark etmektir.
Muayenenin ardından ikinci basamak olan radyolojik görüntülemeye geçilir. Burada tercih edilecek yöntem; kişinin yaşına, meme dokusunun yoğunluğuna ve muayene bulgularına göre şekillenir. Belirli bir yaşın üzerindeki kişilerde temel inceleme yöntemi mamografidir. Mamografi, meme dokusunun iç yapısını göstererek, özellikle erken evre hücresel değişimlerin birikimiyle oluşan kireçlenme (mikrokalsifikasyon) odaklarını yakalamada oldukça yardımcı olur. Meme başının arkasındaki alanda yer alan düzensiz kireçlenmeler veya asimetrik kalınlaşmalar detaylıca incelenir.
Daha genç kişilerde veya meme dokusu çok yoğun olanlarda ise mamografinin yanına meme ultrasonografisi eklenir. Ultrasonografi, ses dalgaları yardımıyla meme başının arkasındaki süt kanallarının durumunu, kanalların içindeki yapıları ve mamografide yoğun doku nedeniyle arka planda kalabilen kitleleri değerlendirmede yüksek oranda bilgi sağlar.
Kullanılan görüntüleme yöntemleri şunlardır:
- Mamografi
- Meme ultrasonografisi
- Renkli Doppler ultrason
- Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)
Bazı özel durumlarda, diğer yöntemlerle net bir sonuca ulaşılamadığında dinamik kontrastlı meme Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) tercih edilebilir. Damardan verilen özel bir sıvı yardımıyla çekilen MR, meme dokusundaki kanlanma farklılıklarını saptayarak daha detaylı bir haritalandırma yapılmasını destekler.
Meme Egzaması İçin Biyopsi İşlemi Nasıl Yapılır ve Neden Önemlidir?
Değerlendirme sürecinin en belirleyici aşaması, etkilenen dokudan küçük bir örnek alınarak laboratuvar ortamında incelenmesi, yani biyopsi işlemidir. Pek çok kişi hassas bir bölge olan meme başından parça alınması fikrinden endişe duysa da günümüzde bu işlemler oldukça konforlu ve genellikle ağrısız bir şekilde tamamlanmaktadır.
Bazen sadece lezyonun yüzeyinden hücresel bir döküntü alınarak ön inceleme yapılabilir. Ancak bu yüzeysel yöntem cildin alt katmanları ve dokunun genel mimarisi hakkında her zaman yeterli detay vermeyebilir. Bu nedenle en güvenilir yöntem sorunlu bölgeden minik bir tam kat cilt biyopsisi (punch biyopsi) alınmasıdır.
İşlem ilgili bölgenin çok ince uçlu iğnelerle uygulanan lokal anestezi ile tamamen uyuşturulmasıyla başlar. Bölge hissizleştikten sonra, kalem ucu kalınlığında özel bir medikal alet kullanılarak derinin tüm katmanlarını içerecek şekilde yaklaşık 3-4 milimetrelik çok küçük bir parça alınır. Bu işlem genellikle birkaç dakika gibi kısa bir sürede tamamlanır. Alınan bu küçük doku parçası patoloji laboratuvarında mikroskop altında incelenir. Uzmanlar, dokunun yapısını ve hücrelerin dizilimini inceleyerek karşıdaki sorunun basit bir alerji mi yoksa atipik hücreler içeren farklı bir hastalık mı olduğunu büyük oranda netleştirir. Eğer görüntüleme yöntemleri sırasında memenin derinliklerinde farklı bir kitle saptanmışsa, ultrason rehberliğinde o bölgeden de ince bir iğne yardımıyla örnek alınarak sürecin bütünü hakkında kapsamlı bilgi elde edilmesi hedeflenir.
Alerjik Veya Tahrişe Bağlı Meme Egzaması Nasıl Tedavi Edilir?
Yapılan tüm testler ve biyopsi sonucunda hücresel düzeyde olumsuz bir duruma rastlanmaz ve tablonun tamamen temas veya alerji kaynaklı bir egzama olduğu anlaşılırsa, tedavi yaklaşımı koruyucu ve medikal yöntemler üzerine kurulur. Bu süreçte amaç cilt bariyerini güçlendirmek ve iltihabi reaksiyonu tetikleyen etkenleri ortadan kaldırmaktır.
Tedavinin en temel adımı, bölgeyi tahriş eden kimyasal ve fiziksel faktörlerin yaşantıdan çıkarılmasıdır. Kişilere, alerjen potansiyeli taşıyan kozmetik ürünleri kullanmamaları ve cilde nefes aldıran kıyafetler tercih etmeleri önerilir. Banyo sonrası kuruyan cildi desteklemek, su kaybını önlemek ve cilt bariyerini onarmak için özel içerikli nemlendiricilerin kullanımı fayda sağlar.
Koruyucu tedavi sürecinde önerilen uygulamalar şunlardır:
- Kokusuz sabunlar
- Hipoalerjenik deterjanlar
- Pamuklu iç çamaşırları
- Seramid içerikli kremler
- Dikişsiz giysiler
- Ilık suyla banyo
Şikayetlerin çok yoğun olduğu ve kaşıntının kişinin günlük yaşantısını etkilediği dönemlerde, hekim kontrolünde cilde sürülen düşük veya orta etkili kortizonlu kremler reçete edilebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir kural vardır: Bu tür medikal kremlerin kullanımı genellikle 1-2 hafta ile sınırlandırılır. Bu sürenin sonunda durumun tekrar değerlendirilmesi gerekir. Tedaviye rağmen iyileşme sağlanamıyorsa, ilaca ısrarla devam etmek yerine tanının tekrar gözden geçirilmesi ve farklı testlerin planlanması çok daha güvenli bir yaklaşımdır.
Kötü Huylu Meme Egzaması (Paget Hastalığı) Durumunda Hangi Cerrahi Yöntemler Uygulanır?
Biyopsi incelemesi neticesinde memenin Paget hastalığı ya da buna eşlik eden farklı onkolojik süreçler tespit edildiğinde, tedavi planı tamamen değişir ve güncel onkolojik prensiplere göre yeniden şekillenir. Modern tıbbın bu alandaki amacı, onkolojik açıdan gerekli güvenliği sağlarken kişinin beden bütünlüğünü ve estetik görünümünü de olabildiğince korumaktır. Hangi yöntemin uygulanacağı; hastalıklı alanın genişliğine, memenin hacmine ve bireysel özelliklere göre değişiklik gösterir.
Erken aşamada fark edilen ve sadece meme başının hemen arkasındaki bölgeyle sınırlı olduğu düşünülen durumlarda “Meme Koruyucu Cerrahi” uygulamaları ön plana çıkar. Bu yöntemde sadece hastalıklı olan meme başı, areola kompleksi ve hemen altındaki bir miktar doku temiz sınırlarla çıkarılır. Memenin geri kalan kısmı yerinde bırakılır. Bu tarz koruyucu işlemlerden sonra, kalan meme dokusunda hastalığın tekrarlama ihtimalini en aza indirmek amacıyla genellikle ameliyat sonrası dönemde o bölgeye radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanması planlanır.
Eğer yapılan incelemelerde hücresel değişikliklerin memenin farklı noktalarında da yer aldığı görülürse veya meme hacmi koruyucu cerrahi için uygun yapıda değilse, o zaman memenin iç dokusunun tamamen boşaltıldığı mastektomi işlemi gündeme gelir. Ancak günümüzde plastik cerrahi ile entegre çalışan onkoplastik teknikler sayesinde, pek çok vakada memenin cildi korunarak iç doku çıkarılabilir ve aynı ameliyat seansında silikon protezler veya kişinin kendi dokuları kullanılarak yeniden meme şekillendirmesi (rekonstrüksiyon) yapılabilir. Böylece kişiler uyandıklarında görsel bir kayıp hissi yaşamaktan büyük ölçüde korunmuş olurlar.
Ameliyatın önemli bir diğer parçası da koltuk altı lenf bezlerinin durumunun değerlendirilmesidir. Operasyon sırasında “Bekçi Lenf Bezi Biyopsisi” adı verilen bir işlemle, memeden sıvı akışının ilk ulaştığı lenf bezi bulunarak incelenir. Bu bezde hücresel bir yayılım yoksa koltuk altındaki diğer bezlere müdahale edilmez. Bu yaklaşım hastanın ilerleyen dönemlerde kolda şişlik gibi sorunlar yaşama ihtimalini oldukça düşürür.
Meme Egzaması Cerrahisi Sonrası Süreçte Hastaları Neler Bekler?
Cerrahi müdahale tamamlandıktan sonra işin laboratuvar kısmı devam eder. Ameliyatta çıkarılan dokuların tamamı patoloji laboratuvarında çok daha geniş kapsamlı bir analize tabi tutulur. Bu detaylı incelemede tümörün yapısı, çevresel dokularla ilişkisi, hücrelerin bölünme potansiyeli ve östrojen, progesteron gibi hormonlara olan duyarlılığı araştırılır. Aynı zamanda bazı akıllı ilaçlara yanıt verip vermeyeceğini gösteren reseptör durumları saptanır.
Ortaya çıkan bu kapsamlı patoloji raporu, kişinin bundan sonraki koruyucu tedavi haritasını belirler. Her hastalık kişinin kendi biyolojisine özgü geliştiği için, uygulanacak ek tedaviler de tamamen kişiye özel olarak planlanır.
Cerrahi sonrası uygulanabilecek ek koruyucu tedaviler şunlardır:
- Hormon baskılayıcı haplar
- Kemoterapi seansları
- Radyoterapi uygulamaları
- Akıllı ilaç tedavileri
- Biyolojik ajanlar
Amaç vücudun herhangi bir yerinde kalmış olabilecek mikroskobik düzeydeki riskleri ortadan kaldırmak ve uzun vadeli sağkalımı desteklemektir. Erken dönemde doğru tanı konulduğunda ve planlı bir tedavi süreci yönetildiğinde, elde edilen olumlu sonuçlar genellikle son derece yüz güldürücüdür.
Meme Egzaması Şikayeti Olanlar Ne Zaman Bir Uzmana Başvurmalıdır?
Toparlamak gerekirse, meme başı ve çevresinde görülen cilt değişikliklerinin çoğu zaman basit alerjik reaksiyonlardan kaynaklandığı doğru olsa da bazı spesifik belirtiler karşısında temkinli olmak çok önemlidir. Göğsünüzde beliren kızarıklık ve pullanma her iki memede değil de yalnızca tek bir tarafta yoğunlaşıyorsa, günlük yaşantınızda uyguladığınız nemlendirici ve hafif kremlere rağmen birkaç hafta içinde gerileme göstermiyorsa, bu durumu sıradan bir cilt kuruluğu olarak görmemek gerekir.
Özellikle meme başının şeklinde içe doğru çekilme, gözle görülür bir düzleşme, kapanmayan yaralar veya elinize sert yapıda bir kitle gelmesi gibi durumlar fark ederseniz zaman kaybetmemelisiniz. Çevreden duyulan tavsiyelerle veya reçetesiz kremlerle vakit harcamak yerine, durumu tıbbi bir çerçevede değerlendirecek bir uzmana danışmak en doğru adımdır. Profesyonel rehberlik eşliğinde yapılacak dikkatli bir fizik muayene, uygun radyolojik görüntüleme ve gerektiğinde kısa süren, konforlu bir biyopsi işlemi; yaşayabileceğiniz gereksiz endişeleri gidermenin ve sağlığınızı güvence altına almanın en aydınlık yoludur. Vücudunuzdaki değişiklikleri önemsemek ve zamanında destek almak, bedeninize yapabileceğiniz en büyük iyiliktir.

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

