Duktal ektazi, memedeki süt kanallarının genişleyip kalınlaşması ve zamanla kanal duvarlarında inflamasyon gelişmesiyle ortaya çıkan iyi huylu bir meme hastalığıdır. En sık menopoz dönemine yaklaşan kadınlarda görülür ve süt kanallarında sıvı birikimi, kanal genişlemesi ve çevre dokularda hassasiyet ile karakterizedir.
Meme kanallarının genişlemesi ile gelişen duktal ektazi belirtileri arasında meme başında akıntı, hassasiyet ve dolgunluk hissi bulunur. Akıntı genellikle sarı, yeşil veya kahverengi renkte olabilir. Kanal içi birikim ve inflamasyon ilerlediğinde meme başında çekilme ve lokal ağrı gibi klinik bulgular ortaya çıkabilir.
Meme başı akıntısı ve inflamasyonla ilişkili duktal ektazi, bazı hastalarda meme başı çevresinde kızarıklık, ısı artışı ve hassasiyetle seyredebilir. Kanal içinde biriken sekresyonlar enfeksiyona zemin hazırlayabilir. Bu durum periduktal mastit gelişimine neden olarak ağrı ve lokal şişlik gibi bulguların belirginleşmesine yol açabilir.
Tanı ve tedavi süreci açısından duktal ektazi, klinik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilir. Ultrasonografi ve mamografi, süt kanallarındaki genişleme ve inflamatuvar değişiklikleri belirlemede kullanılır. Tedavi genellikle semptomların kontrolüne yöneliktir ve enfeksiyon varlığında medikal tedavi uygulanabilir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tanım | Duktal ektazi, meme içindeki süt kanallarının (duktusların) genişlemesi ve duvarlarının kalınlaşması ile karakterize, genellikle iyi huylu (benign) bir meme hastalığıdır. Çoğunlukla menopoz öncesi ve menopoz dönemindeki kadınlarda görülür. |
| Oluşum Mekanizması | Süt kanallarının genişlemesi sonucunda kanal içinde sıvı birikimi meydana gelir. Bu durum zamanla inflamasyona (iltihabi reaksiyon) yol açabilir. Kanal duvarında kalınlaşma ve çevre dokuda hassasiyet gelişebilir. |
| Risk Faktörleri | İleri yaş, menopoz dönemi, sigara kullanımı ve hormonal değişiklikler duktal ektazi gelişiminde rol oynayabilir. |
| En Sık Görülen Belirti | Meme başından akıntı en yaygın belirtidir. Akıntı genellikle tek kanaldan gelir ve rengi beyaz, sarı, yeşil veya kahverengi olabilir. |
| Meme Başında Değişiklik | Meme başında içe çekilme (retraksiyon) veya şekil değişikliği görülebilir. |
| Meme Ağrısı | Meme başı çevresinde hassasiyet, ağrı veya yanma hissi oluşabilir. |
| Kitle Hissi | Meme başı arkasında dolgunluk veya ele gelen kitle hissi olabilir. Bu durum inflamasyona bağlı gelişir. |
| Kızarıklık ve Şişlik | Enfeksiyon eşlik ediyorsa meme başı çevresinde kızarıklık ve şişlik görülebilir. |
| Tanı Yöntemleri | Klinik muayene, meme ultrasonografisi, mamografi ve gerekli durumlarda manyetik rezonans görüntüleme (MR) kullanılabilir. Şüpheli durumlarda biyopsi yapılabilir. |
| Ayırıcı Tanı | İntraduktal papillom, meme kanseri ve mastit gibi diğer meme hastalıkları ile karışabilir. Bu nedenle detaylı değerlendirme önemlidir. |
| Tedavi Yaklaşımı | Çoğu vakada spesifik tedavi gerekmez ve takip yeterlidir. Enfeksiyon varsa antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Persistan ve şikayet oluşturan durumlarda cerrahi olarak ilgili kanal çıkarılabilir. |
| Kanserle İlişkisi | Duktal ektazi tek başına meme kanseri anlamına gelmez ve genellikle kanser riskini artırmaz. Ancak benzer belirtiler nedeniyle mutlaka değerlendirilmelidir. |
Duktal Ektazi Nedir ve Memede Nasıl Gelişir?
Memenin iç yapısını bir ağacın dallarına veya karmaşık bir nehir sistemine benzetmek mümkündür. Sütü üreten minik bezler, bu sütü meme ucuna taşımakla görevli ince, esnek ve boru şeklinde kanallara bağlıdır. Normal şartlar altında sağlıklı bir anatomiye baktığımızda, bu taşıyıcı kanalların son derece esnek bir yapıya sahip olduğunu görürüz. İçlerinden geçen sıvıların akışına göre genişleyip daralabilme yetenekleri vardır. Ancak insan vücudundaki her doku gibi meme dokusu da zamanın ilerlemesinden etkilenir. Tıpkı cildimizin yıllar içinde elastikiyetini kaybedip kırışması gibi, meme başının hemen arkasında yer alan bu ana taşıyıcı kanalların duvarlarındaki elastik lifler de zamanla zayıflar ve eski gerginliğini yitirir.
Bu esneklik kaybı başladığında, kanallar yavaş yavaş genişlemeye ve bir daha eski dar formuna dönememeye başlar. Genişleyen bu tüp şeklindeki yapıların içinde, normalde kolayca akıp gitmesi veya vücut tarafından emilmesi gereken doğal vücut sıvıları durgunlaşmaya başlar. Akarsuyun önünün kesilip göllenmesi gibi bir durum ortaya çıkar. Durgunlaşan bu sıvı zamanla pıhtılaşır, koyulaşır ve kanalın iç yüzeyini tahriş eden kimyasal bir yapıya bürünür. Kanalın içini döşeyen hücreler bu tahriş edici ortama dayanamayarak dökülür ve sıvının içine karışarak adeta bir tortu oluşturur. Bu tortu lümen adı verilen kanal boşluğunu tamamen tıkadığında, içerideki basınç giderek artar. Basıncın artmasıyla birlikte kanalın duvarlarında mikroskobik düzeyde sızıntılar meydana gelir ve bu tahriş edici içerik memenin sağlıklı bağ dokusuna karışır. İşte bu sızıntı, vücudun savunma mekanizmalarını harekete geçirerek o bölgede kronik bir iltihaplanma sürecini başlatır. Tüm bu zincirleme yapısal bozulma ve iltihaplanma sürecinin bütününe duktal ektazi adı verilir.
Duktal Ektazi Gelişiminde Rol Oynayan Temel Faktörler Nelerdir?
Bu tablonun ortaya çıkmasında tek bir nedenden bahsetmek doğru olmaz; süreç daha çok yılların birikimi ve vücudun doğal evriminin bir sonucudur. En belirgin faktör elbette yaşlanmadır. Özellikle kırklı ve ellili yaşlara gelindiğinde, kadın vücudunda menopoza doğru giden yolda çok ciddi hormonal dalgalanmalar yaşanır. Bu dönemde meme dokusu yavaş yavaş süt üretme potansiyelinden uzaklaşır ve dokusal bir gerileme (involüsyon) sürecine girer. Bu gerileme sırasında yağ dokusu artarken, destekleyici bağ dokusu zayıflar.
Kanalların yapısındaki bu zayıflama kalıtsal bir hastalıktan ziyade mekanik bir yorgunluktur. Hastalığın kişiden kişiye bulaşması söz konusu değildir. Ayrıca genetik bir geçişi veya ailevi bir yatkınlığı kesin olarak kanıtlanmamıştır. Tamamen meme dokusunun kendi iç dinamikleri, yıllar içindeki aşınması ve hormonal değişimlerin kanallar üzerindeki baskısıyla şekillenen iyi huylu bir hücresel süreçtir.
Genç Yaşlarda Görülen Duktal Ektazi Türü Farklı Mıdır?
Evet, hastalığın geleneksel ve yaşa bağlı formundan çok daha agresif ve farklı işleyen bir türü daha bulunmaktadır. Genellikle otuzlu yaşlarda, hatta bazen yirmili yaşların sonlarında ortaya çıkan bu özel tablo tıp literatüründe periduktal mastit veya Zuska Hastalığı olarak adlandırılır. Klasik tablodan en büyük farkı, yaşlanma veya hormonal değişimlerle değil dışarıdan alınan toksik maddelerle, özellikle de sigara kullanımıyla olan çok güçlü ve kanıtlanmış bağıdır.
Sigara dumanının içinde bulunan binlerce zehirli kimyasal madde, akciğerlerden kana karışarak vücudun her noktasına olduğu gibi meme dokusuna da ulaşır. Meme başı arkasındaki o hassas kanalların iç yüzeyini döşeyen hücreler, bu toksinlere karşı son derece duyarlıdır. Sigara, bu bölgenin kanlanmasını ve oksijenlenmesini bozarak hücreleri sürekli bir zehirlenme ve boğulma durumuyla baş başa bırakır. Hücreler hayatta kalabilmek için form değiştirirler; normalde salgı yapması gereken hücreler, deri hücrelerine benzer sert ve keratin üreten hücrelere dönüşür. Bu keratin üretimi, kanalların içini beton gibi tıkayan sert tıkaçların oluşmasına neden olur. Tıkanıklığın gerisinde hapsolan sıvılar ise vücuttaki normal bakterilerin hızla üremesi için mükemmel bir ortam yaratır. Sonuç olarak genç yaşlarda sürekli tekrarlayan, patlayan ve ciddi ağrılara yol açan şiddetli apse formasyonları ortaya çıkar. Bu durum klasik yaşlanma belirtisinden tamamen farklı, toksik maruziyete bağlı bir iltihaplanma döngüsüdür.
Duktal Ektazi Hangi Fiziksel Belirtilerle Kendini Gösterir?
Bu rahatsızlığın seyri kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterebilir. Çoğu zaman yıllarca hiçbir belirti vermeden, tamamen sessiz bir şekilde ilerler ve sadece rutin kontroller sırasında fark edilir. Ancak kanallardaki tıkanıklık belirginleşip iltihap çevre dokulara yayıldığında vücut bazı net sinyaller vermeye başlar. Bu belirtilerin şiddeti, iltihabın akut (ani ve şiddetli) veya kronik (uzun süreli ve hafif) olmasına göre değişir.
Hastaların klinik değerlendirmelerinde sıklıkla karşılaşılan temel belirtiler aşağıdaki gibidir:
- Meme başı akıntısı
- Meme başında içe çekilme
- Areola çevresinde kitle hissi
- Göğüste dolgunluk
- Memede kızarıklık
- Bölgesel ısı artışı
- Şiddetli ağrı
- Hassasiyet
- Apse oluşumu
Duktal Ektazi Kaynaklı Meme Başı Akıntısının Özellikleri Nelerdir?
Akıntı, bu şikayetle doktora başvuran kişilerin en büyük panik kaynağıdır. Çamaşırda fark edilen veya duş sırasında dikkati çeken bu sıvılar, aslında kanalların içinde yıllarca hapsolmuş, yapısı bozulmuş ve vücut dışına atılmaya çalışan atıklardır. Bu atıkların rengi ve yapısı, içinde ne kadar yağ bulunduğuna, hücresel döküntülerin yoğunluğuna ve oksijenle ne kadar temas ettiğine bağlı olarak çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkar.
Genel cerrahi değerlendirmesinde akıntının bazı spesifik özellikleri onun iyi huylu bir yapısal sorundan kaynaklandığını işaret eder. Duktal ektaziye işaret eden akıntı özellikleri şunlardır:
- Yeşil renkli sıvı
- Siyah tonlarında akıntı
- Kahverengi lekeler
- Kirli sarı içerik
- Koyu kıvam
- Yapışkan yapı
- Birden fazla kanal
- Her iki meme
Bu akıntı genellikle kendiliğinden akmaz, memenin sıkılması veya masaj yapılmasıyla dışarı çıkar. Renginin koyu ve kıvamlı olması tamamen o kanal içindeki durgunluğun ve hücresel yıkımın bir göstergesidir.
Duktal Ektazi Kanser Midir Veya Kansere Dönüşür Mü?
İnsanların bu teşhisi duyduklarında akıllarına gelen ilk ve en hayati soru budur. Tıp dünyasındaki en net gerçeklerden biri şudur; duktal ektazi tamamen, yüzde yüz oranında iyi huylu (benign) bir hastalıktır. Meme dokusunda hücrelerin kontrolsüzce çoğalmasına neden olan genetik bir mutasyon veya kanser öncüsü bir durum kesinlikle değildir. Bu hastalığı geçiren bir kişinin gelecekte meme kanserine yakalanma riski, hastalığı hiç geçirmemiş bir kişiden daha yüksek değildir.
Peki neden tıbbi açıdan bu kadar ciddiyetle ele alınır? Çünkü bu iyi huylu hastalığın yarattığı fiziksel belirtiler ne yazık ki meme kanserinin yarattığı belirtilerle birebir aynıdır. Kanalın etrafındaki iltihap bağ dokusunu büzüştürdüğünde meme başı içeriye doğru çekilir. Areola etrafında oluşan sert iltihaplı doku, elle muayenede kitle hissi verir. Bazen kanallar o kadar tahriş olur ki akıntının içine kan karışabilir. Meme başı çekilmesi, kitle ve kanlı akıntı üçlüsü, aynı zamanda kötü huylu tümörlerin de en klasik alarm bulgularıdır. Genel cerrahi uzmanının temel görevi ve zorluğu, bu karmaşık tabloyu aydınlatarak o şüpheli maskenin arkasında sadece yaşlanmış ve iltihaplanmış bir kanal olduğunu kesin olarak kanıtlamaktır. Kanser şüphesini dışlamak (ekarte etmek), sürecin en kritik adımıdır.
Duktal Ektazi Tanısı İçin Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?
Sadece parmaklarla yapılan bir muayene, ne kadar tecrübeli olunursa olunsun, içerideki hücresel gerçeği görmek için yeterli olamaz. Şikayetlerin dinlenmesi ve memenin yapısının değerlendirilmesinin ardından, sorunun kaynağını gözle görülür hale getirmek için modern teknolojinin sunduğu radyolojik cihazlardan faydalanılır. Kişinin yaşına, meme dokusunun yoğunluğuna ve şikayetlerin niteliğine göre kişiselleştirilmiş bir inceleme haritası çıkarılır.
Klinik teşhis sürecinde kullanılan temel görüntüleme araçları şunlardır:
- Ultrasonografi
- Renkli Doppler
- Mamografi
- Meme Emarı
- Duktoskopi
Örneğin genç yaşlarda ve yoğun meme dokusuna sahip kişilerde ses dalgalarıyla çalışan ve radyasyon içermeyen ultrasonografi çok başarılı sonuçlar verirken, kırk yaş üstü kadınlarda milimetrik kireçlenmeleri (mikrokalsifikasyonları) görebilmek için mamografi vazgeçilmezdir. Emar (MRG) ise çok daha detaylı ve şüpheli durumlarda dokunun haritasını en ince ayrıntısına kadar çıkarmak için kullanılan ileri düzey bir yöntemdir. Duktoskopi ise tıpkı midenize bakılan endoskopi gibi, milimetreden daha ince kameralarla süt kanallarının içinin canlı canlı izlenmesini sağlayan yenilikçi bir yaklaşımdır.
Duktal Ektazi Teşhisinde Biyopsi Her Zaman Gerekli Midir?
Her meme şikayeti mutlaka iğnelerle parça alınmasıyla sonuçlanmaz. Çoğu zaman dikkatli bir muayene ve temiz bir ultrason raporu, sorunun sadece genişlemiş süt kanalları olduğunu teyit etmek için fazlasıyla yeterlidir. Eğer radyolojik görüntülerde kanalların genişlediği, içinde basit sıvıların biriktiği ve kanlanma olmadığı görülüyorsa, bu tablo güven vericidir.
Ancak çekilen mamografi veya ultrasonda raporun sonuç kısmına “şüpheli bulgu” (tıbbi adıyla BIRADS 4) notu düşülmüşse, süreç değişir. Eğer o bölgedeki kireçlenmelerin şekli düzensizse, kanalda normalin dışında bir hücre büyümesi varsa veya yaşanılan kitle hissi ultrason bulgularıyla uyuşmuyorsa, tıbbi yaklaşımda hiçbir zaman riske girilmez. Gözle veya cihazla yapılan tahminler ne kadar güçlü olursa olsun, nihai gerçeği söyleyecek olan mikroskoptur. Bu gibi gri alanlarda, kesin tanı koyabilmek ve iç huzurunu sağlayabilmek adına mutlaka o bölgeden özel aletlerle doku örneği alınarak (biyopsi) laboratuvara incelemeye gönderilir.
Duktal Ektazi Tedavisinde Ameliyatsız Çözümler Nelerdir?
Hastalık teşhis edildikten sonra izlenecek yol haritası, kişinin yaşam kalitesinin ne kadar etkilendiğine bağlıdır. Rastlantısal olarak bulunmuş, hiçbir ağrı veya akıntı yapmayan durumlarda tedaviye bile ihtiyaç duyulmaz; sadece olağan kontroller tavsiye edilir. Ancak şikayetler günlük yaşamı, psikolojiyi ve konforu bozmaya başlamışsa çeşitli tedavi seçenekleri devreye girer.
Cerrahiden önce her zaman daha koruyucu ve basit yöntemlerle vücudun kendi kendini iyileştirmesine destek olunur. Hastaların büyük bir çoğunluğu ameliyat masasına yatmadan bu basit yöntemlerle şikayetlerinden kurtulabilir. Bu süreçte uygulanan temel yaklaşımlar aşağıdaki gibidir:
- Ilık su kompresleri
- Pamuklu sütyenler
- Geniş sütyenler
- Ağrı kesiciler
- İltihap gidericiler
- Geniş spektrumlu antibiyotikler
- Sigaranın bırakılması
- Meme başı hijyeni
Kanalların genişlemesini sağlamak ve içeride hapsolan sıvının akışını kolaylaştırmak için bölgesel sıcak uygulamalar çok işe yarar. Eğer kızarıklık ve enfeksiyon belirtileri belirginse, doktor kontrolünde kullanılacak özel ilaçlar dokudaki yangıyı kısa sürede söndürecektir. Özellikle genç hastalardaki tekrarlayan formlarda ise tütün ürünleriyle vedalaşmak, tüm bu ilaçlardan daha etkili bir tedavi yöntemidir.
Duktal Ektazi Tedavisinde Hangi Durumlarda Cerrahi Müdahale Gerekir?
Vücudun iyileşme kapasitesine verilen her türlü desteğe, düzenli kullanılan ilaçlara ve yapılan tüm uygulamalara rağmen süreç geriye dönmüyorsa, işin içine cerrahi uzmanlığın girmesi kaçınılmaz hale gelir. Hastayı bitmek bilmeyen bir döngüden kurtarmak ve kesin çözümü sağlamak adına cerrahi operasyon kararı alınan bazı spesifik durumlar vardır.
Cerrahi müdahalenin gerekli olduğu başlıca tıbbi durumlar şunlardır:
- İlaçlara direnç
- Aylar süren akıntı
- Tekrarlayan apseler
- Kapanmayan fistüller
- Kötü huylu şüphesi
- Şiddetli şekil bozukluğu
Bu gibi durumlarda, sorunun kaynağı olan ve yapısı tamamen bozulmuş dokunun orada kalması sadece yeni sorunlara davetiye çıkaracaktır. Bu noktada en rasyonel ve kalıcı yaklaşım hastalıklı alanı vücuttan güvenli bir şekilde uzaklaştırmaktır.
Duktal Ektazi Ameliyatları Nasıl Yapılır ve Teknikleri Nelerdir?
Cerrahi müdahale kavramı genellikle korkutucu olsa da bu hastalık için yapılan operasyonlar oldukça standart, estetik sonuçları başarılı ve iyileşme süreci hızlı olan prosedürlerdir. Sorunun yaygınlığına ve hastanın yaş profiline göre genel cerrahi uzmanı tarafından en uygun strateji belirlenir. Ameliyatın temel felsefesi, yapısı bozularak sürekli iltihap üreten kanalı veya kanallar sistemini oradan çıkarmaktır.
Uygulanan temel cerrahi işlemler şunlardır:
- Tek kanal çıkarılması
- Tüm ana kanalların eksizyonu
- Fistül yolunun temizlenmesi
- Apse drenajı
Eğer şikayet sadece belirli bir noktadan kaynaklanıyorsa ve hasta gençse, memenin geri kalan yapısına hiç dokunmadan sadece o tek bir kanal özenle bulunur ve çıkarılır. Ancak yaş ilerlemişse ve hastalık tüm kanalları sarmışsa, meme başının etrafından yapılan estetik bir kesiyle girilip, içerideki tüm ana toplama kanalları bir bütün olarak temizlenir. Apse gelişmiş acil durumlarda ise öncelik kanalı çıkarmak değil içerideki enfeksiyonlu sıvıyı boşaltarak dokuyu rahatlatmaktır.
Emzirme Dönemindeki Kadınlar Duktal Ektazi Ameliyatlarından Nasıl Etkilenir?
Ameliyat planlamasında en çok dikkat edilen konulardan biri de doğurganlık çağı ve annelik potansiyelidir. Memenin temel fonksiyonu bebek için besin üretmektir ve bu fonksiyonun korunması cerrahi prensipler açısından çok değerlidir. Bu noktada yapılan ameliyatın türü büyük önem taşır.
Eğer hastaya sadece tek bir sorunlu kanalın çıkarıldığı nokta atışı bir işlem yapılmışsa, emzirme süreci genellikle hiçbir zarar görmez. Çünkü memede sütü taşıyan onlarca başka sağlıklı kanal bulunmaya devam eder ve bebek ihtiyacı olan sütü bu diğer yollardan rahatlıkla alabilir. Ancak hastalık çok inatçıysa ve mecbur kalınarak meme ucu arkasındaki tüm ana taşıyıcı kanalların kökten temizlendiği geniş kapsamlı bir operasyon yapılmışsa, ne yazık ki o memenin süt taşıma bağlantısı tamamen kesilmiş olur. Süt bezleri süt üretse bile, bunu dışarı aktaracak tüp sistemi kalmadığı için o göğüsten emzirmek mümkün olmaz. Bu nedenle böylesine geniş çaplı ameliyatlar genellikle çocuk sahibi olma planlarını tamamlamış veya durumu başka hiçbir şekilde yönetilemeyen hastalarda tercih edilir.
Çocuklarda ve Ergenlerde Duktal Ektazi Görülmesi Mümkün Müdür?
Hastalığın genel profili yetişkin ve orta yaşlı kadınlar üzerine kurulu olsa da klinik yaşantıda son derece şaşırtıcı ve bir o kadar da endişe verici tablolarla karşılaşmak mümkündür. Bazen birkaç aylık bebeklerde, bazen de ergenliğe yeni adım atan kız ve erkek çocuklarında kanlı bir akıntı şikayetiyle polikliniklere başvurulur. Minik bir bebeğin çamaşırında veya kıyafetinde görülen kan lekesi, haklı olarak aileleri derin bir travmaya sürükler.
Ancak çocukluk yaş grubunda görülen bu durum yetişkinlerdekinden çok farklı bir seyre sahiptir. Genellikle vücudun hızlı büyüme süreçlerine, hormonların dengesini bulmaya çalışırken yaşadığı geçici dalgalanmalara bağlı olarak kanallarda kısa süreli bir tahriş meydana gelir. Yetişkinlerin aksine, bu çocuklarda cerrahi bir müdahaleye, kanalların kesilip çıkarılmasına neredeyse hiçbir zaman gerek duyulmaz. Olası kötü huylu durumları dışlamak için bir ultrason çekilir ve sonrasında vücudun bu geçici durumu kendi kendine onarması için birkaç ay sabırla beklenir. Çoğu zaman hiçbir dış müdahale olmadan bu endişe verici tablo kendiliğinden tamamen silinip gider.
Duktal Ektazi Tedavisi Sonrası Hastalığın Tekrarlaması Önlenebilir Mi?
Tedavisi başarıyla tamamlanan ve şikayetlerinden kurtulan hastaların aklındaki son soru, bu kabusu bir daha yaşayıp yaşamayacaklarıdır. Ne yazık ki özellikle kronik iltihap formunda hastalığın geri dönme (nüks etme) ihtimali azımsanmayacak düzeydedir. Yapılan basit bir işlemin veya kullanılan bir kutu ilacın ardından sorunun kökünden çözülmediği durumlarda hastalık aylar sonra aynı yerden tekrar alevlenebilir.
Bu geri dönüşü engellemek ve kalıcı bir sağlığa kavuşmak için uyulması gereken çok net kurallar vardır. Hastalığın tekrarlamasını önlemede en kritik noktalar şunlardır:
- Tütün ürünlerinden uzak durmak
- Ameliyatın eksiksiz yapılması
- Enfeksiyonun tam kurutulması
- Düzenli kontroller
- İlaçların aksatılmaması
Özellikle genç hastalarda tütün kullanımına devam edilmesi, iyileşme dokusunu sürekli zehirleyeceği için dünyanın en başarılı ameliyatı yapılsa bile hastalığın tekrar ortaya çıkmasına neden olacaktır. Doğru zamanda, enfeksiyon tamamen yatıştıktan sonra, tecrübeli ellerde yapılan eksiksiz bir temizlik ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları sayesinde, bu yapısal rahatsızlık geçmişte kalmış kötü bir anı olarak rafa kaldırılabilir.
Sıkça Sorulan Sorular

Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, genel cerrahi alanındaki akademik birikimi ve cerrahi deneyimiyle tanınan bir hekimdir. 1998 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 2012 yılında tamamlamış, 2019’da Doçent, 2024 yılında ise Profesör unvanını almıştır. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Uluslararası indeksli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın makalesi ve çok sayıda bilimsel bildirisi bulunan Prof. Dr. Ayvazoğlu Soy, International College of Surgeons, The Transplantation Society, Türk Cerrahi Derneği ve Ankara Cerrahi Derneği üyesidir. Halen Ankara Medipol Üniversitesi’ndeki akademik görevine ek olarak Çankaya’daki özel muayenehanesinde genel cerrahi, meme ve endokrin cerrahi alanlarında hasta kabul etmektedir.

